Sayfalar

Sağlık - Tıp etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sağlık - Tıp etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

En sık görülen 8 kış hastalığı


Kış mevsimine sayılı günler kala havalar iyiden iyiye soğurken hastalıklar da giderek yaygınlaşıyor.

Vücut direncinin azalmaya başladığı kış aylarında gripten bronşite, boğaz enfeksiyonlarından sinüzite pek çok hastalık hem yetişkinleri hem çocukları etkisine alıyor. Özellikle de kapalı ve kalabalık ortamlarda hastalıkların solunum ve yakın temas sonucu daha kolay bulaştığını bu nedenle hızla yaygınlaştığını belirten Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Dilek Erdönmez, "Oysa basit ve etkili yöntemlerle çocuklarımızı kış hastalıklarından kolayca korumamız mümkün" diyor. Dr. Dilek Erdönmez çocuklarda en sık görülen 8 kış hastalığını ve alınabilecek etkili önlemleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Grip

Yüksek ateşle başlayıp kas, boğaz ve baş ağrısıyla seyreden gribe, burun akıntısı/ burun tıkanıklığı, bazen de öksürük eşlik ediyor. Yoğun bir yorgunluk hissine neden olan grip tedavi edilmezse ölümcül de olabilen ciddi sonuçlara yol açabiliyor. Grip aşısı ile yüzde 70-90 oranında önlenebilen gripte istirahat etmek ve bol su içmek çok önemli.

Boğaz Enfeksiyonları

Boğaz enfeksiyonları (farenjit, tonsillit) yüksek ateş, yutma sorunu, boğaz-baş ağrısı ve bazen de öksürük, kusma ve karın ağrısına neden oluyor. Beta mikrobu varsa antibiyotik şart. Aksi halde beta enfeksiyonları, kalpten böbreğe ciddi hastalıklara yol açabiliyor.

Zatürre

Yüksek ateş ve balgamlı öksürükle ortaya çıkan zatürre, tek veya iki taraflı olarak akciğer dokusunu tutarak alt solunum yolu enfeksiyonuna neden oluyor. Çoğunlukla üst solunum yolu enfeksiyonu sonrası meydana geliyor. Birçok virüs ve bakteri bu hastalığa neden olabiliyor. Tedavi edilmezse yaşamı tehdit edebiliyor.

Bronşit Ve Bronşiolit

Alt solunum yolu hastalıkları olan bronşit ve bronşiolit, 'Akciğer ağacı' denilen, solunum yolları dalcıklarının virüs ve bakteriler tarafından iltihaplanması ile oluşuyor. Akciğerlerin küçük hava yollarının hastalığına bronşiolit, büyük hava yollarının hastalığına bronşit deniliyor. Öksürük ve hışıltılı solunuma yol açarken, tedavi edilmezlerse zatürreye yol açabiliyorlar.

Nezle

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Dilek Erdönmez, "Nezleye (soğuk algınlığı) virüsler yol açıyor. Salgı, yakın temas ve solunumla bulaşırken, açık renkli burun akıntısı / tıkanıklığı, boğaz ve burunda kaşıntı hissi, hapşırık ve bazen öksürükle ateş olabiliyor. Soğuk algınlığı için herhangi bir aşı bulunmuyor" diyor.

Orta Kulak İltihabı (Otit)

Özellikle soğuk algınlığı, grip, farenjit gibi üst solunum yolu enfeksiyonları sırasında veya sonrasında bakteri ve virüsler, boğaz ile kulak arasında uzanan östaki kanalı vasıtası ile boğazdan orta kulağa geçerek burada enfeksiyona neden oluyor. Kulak ağrısı, ateş ve işitme azlığı ile kendini gösteriyor. Çocuğunuzu en kısa sürede hekime götürmeniz şart.

Sinüzit

Kafatasını oluşturan kemiklerin arasında sinüs denen boşlukların iç yüzeyini kaplayan dokunun enfeksiyonu sinüzit olarak adlandırılıyor. Sıklıkla üst solunum yolu enfeksiyonu sonrası geçmeyen koyu kıvamlı burun akıntısı/tıkanıklığı, sabaha karşı artan öksürük ve giderek artan baş-kas-eklem ağrıları, mide bulantısı, iştahsızlık gibi şikayetler olurken ateş de eşlik edebiliyor. Tam tedavi edilmezse kronikleşebiliyor.

Gastroenterit (İshal Veya Diyare)

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Dilek Erdönmez "Birçok bakteri ve virüs ishal tablosuna neden olabiliyor. Hastalık hafiften ağır dereceye kadar seyredebiliyor. Hafif seyredebildiği gibi, bazen inatçı kusma ve ateş de eklenerek, hastaneye yatış bile gerekebiliyor. Kış aylarında özellikle kusma, ishal ve ateş ile seyreden bağırsak enfeksiyonu olan rotavirüs çok sık görülüyor" diyor.

Hastalıklara Karşı Etkili Önlemler

  • Dengeli ve sağlıklı beslenmek, 
  • Uyku düzenine dikkat etmek, yeterince uyumak,
  • Özellikle su başta olmak üzere yeterli sıvı tüketmek, gazlı içeceklerden kaçınmak,
  • Meyve ve sebzenin yanında haftada iki kez balık yemek,
  • Demir, çinko, D vitamini gibi mineral ve vitamin seviyelerini kontrol ettirmek,
  • Ihlamur gibi bitki çayları, posası içine ilave edilmiş meyve suları, pekmez ve bal tüketmek, 
  • Kış hastalıkları en çok solunum yolu ile bulaştığından öpmek yerine karşınızdakine başınızla selam vermek,
  • Kapalı ve kalabalık ortamlardan mümkün olduğunca kaçınmak,
  • Elleri sık sık yıkamak ve ağıza, buruna, gözlere sürmemek; çocuklara hijyen kurallarını öğretmek,
  • Mikroplar sıcakta kolayca ürediklerinden ortamı aşırı ısıtmamak,
  • Evi, sınıfları ve bulunulan ortamı düzenli havalandırmak,
  • Ortamda kullanılan klimaların düzenli bakım ve temizliğini yaptırmak,
  • Süt çocukluğu döneminde mutlaka bebeğinizi emzirmek ve bağışıklığını 'doğal antibiyotik' olan anne sütü ile güçlendirmek,
  • Ortamda kullanılan klimaların düzenli bakım ve temizliğini yaptırmak 
  • Çok kalın veya inci giysiler giymemek, çocuklara da giydirmemek. Ortama uygun katlı kıyafetler giyip, sıcaklığa göre artırıp azaltmak,
  • Çocuğunuzu sigara dumanının bulunduğu ortama sokmamak,
  • İstirahat etmek vücut direncini artıracağından gerekirse okula göndermemek,
  • Doktorunuz gerekli görürse grip aşısını yaptırmak.

Kaynak: Sabah Gazetesi

Hayatındaki 5 şeyi Düzelt Kaliteli ve Uzun Yaşa


Dünyanın en ünlü kalp ve damar cerrahlarından Prof. Dr. Mehmet Öz’ün sağlıklı yaşam, yaşlıklı yaşlanma, beslenme, cinsel yaşam, takviye gıdalar, hareketli yaşam ve stresle yaşam gibi konularda Hürriyet gazetesindeki geçmiş zamanlı söyleşisi güncelliğini ve önemini günümüzde de koruyor. Bu yararlı söyleşiden mutlaka bizleri de ilgilendiren ve dikkate almamız halinde iyi ve güzel şeyler kazanacağımız bilgiler mevcut. İyi okumalar diler, söyleşi için emeği geçenlere teşekkürlerimizi sunarız.  iyiturks

Her söylediği dikkatle takip ediliyor, her yaptığı, peşinden milyonlarca insanı sürüklüyor. Dünyanın en ünlü kalp ve damar cerrahlarından Prof. Dr. Mehmet Öz gelecek haftaki ilk yazısından önce sorularımızı yanıtladı.

Kendinizi nasıl hissediyorsunuz?

- Harika hissediyorum. Sanki 35 yaşındaymışım gibi... Hem bedenen hem de ruhen!

Güne kaçta başlıyorsunuz?

- Genelde sabahları altıya çeyrek kala civarında kalkıyorum. Esneme egzersizlerimi yapıyorum. Sabahın çok erken saatleri olduğu için kahvaltımı evde değil, işyerinde ediyorum. Hemen uyarımızı yapalım, kahvaltı çok önemli bir öğün. Özellikle yüksek lif içeren ve protein açısından zengin gıdalar dengede tutar.

Hemen önerilere başladınız. Geç kalır mısınız?

- Olmam gereken yerlere zamanında giderim. Geç kalmak, kontrolü kaybettirir. Haftada bir kere, perşembe günleri hastaneye gidiyorum. Önce ameliyatlarımı yapıyorum, sonra diğer hastalarımı ziyaret ediyorum. Sair günlerde ‘The Dr. Oz Show’un çekimleri ve günlük toplantıları var. Akşam 22.30 civarı yatıyorum.

Yogaya devam mı?

- Evet. Hastane, The Dr. Oz Show ve sağlıkla ilgili diğer aktiviteler sayesinde hayatım her geçen gün daha yoğunlaşıyor. Bu yüzden egzersizi hayatımın içine sokmak için bir yol buldum.

Ne kadar egzersiz?

- Her gün yedi dakikalık, kısa ama etkili bir egzersiz yapıyorum. Bunun bir saatlik bir egzersizden daha etkili olduğunu düşünüyorum. Her sabah yedi dakikalık yoga esneme egzersizi yapıyorum.

Risk Taşıdığım Gerçeğiyle Yüzleştim

Neden yedi dakika?

- Ne kadar yoğun olursanız olun, kendinize günde yedi dakika bile ayıramayacağınızı itiraf etmeniz zor. Genç bir cerrahken yogaya başladım ve o günden sonra her gün yapmaya özen gösteriyorum. Vücudumun ve aklımın esnek kalmasını sağlıyor. Yaralanma  riskiniz yok ve mükemmel bir egzersiz kombinasyonu sağlıyor.

Sofranızdan ve hayatınızdan hangi besinleri eksik etmezsiniz?

- Gıdaların topraktan çıkmış hallerini yemeye dikkat ediyorum. Yani sebzeler, turpgiller, fındık, tam tahıllılar gibi... Ayrıca tam yağlı süt ve süt ürünlerini tercih ediyorum. Çünkü yağı azaltılmış gıdalar şeker yüklü olabiliyor ve doyurucu değil.

Dışarıdan takviye alır mısınız?

- Kullandığım takviyeler var: Omega 3 (DHE) yağ asidi, düşük dozda multi vitamin, D Vitamini ve bebe asprini. Tavsiyem şu: Kullanacağınız vitamin ve takviyeler için lütfen doktorunuza danışın.

Yaşlanmakla ilgili sizi en çok ne korkutur?

- Benim de herkes gibi yaşlanmakla ilgili endişelerim var. Bu nedenle şimdi sağlıklı beslenmek, sağlıklı kilo ve ruh halinde olmak için elimden gelen her şeyi yapıyorum. Birkaç yıl önce rutin doktor kontrolümde yapılan kolonoskopide polip bulunması benim için bir uyanıştı. Aile geçmişimde kanser olmamasına rağmen böyle bir olayla karşılaştım. Doktor olmamın, risk taşımadığım anlamına gelmediği gerçeğiyle yüzleştim.

Uzun ve sağlıklı yaşam önerileriniz nedir?

- Hayatınızda sadece beş şeyi düzelterek, hem kaliteli hem de uzun bir yaşama sahip olabilirsiniz.

Nedir bunlar?

- Tansiyonu kontrol etmek, sigarayı bırakmak, günde 30 dakika egzersiz yapmak, stresi kontrol atına almak ve yemekten zevk aldığınız sağlıklı gıdalarla beslenmek.

Sizce yolun yarısı kaç? Bu yaşları rahat atlatmak için birkaç ipucu verebilirsiniz?

Türkiye'de bir ilk! Adana Şehir Hastanesinde başladı


Adana Şehir Hastanesinde yeni doğan bebeklerin kaçırılmasına ve karışmasına karşı çipli Pembe Takip Kod Sistemi uygulanması başlatıldı. Türkiye’de ilk defa uygulanan sistem Amerika’da ‘Sağlıkta En İyi Radyo Frekansı ile Tanımlama Teknolojisi (RFID) Çözümü’ ödülü aldı.
Adana’da uygulanmaya başlayan Pembe Kod Takip Sistemi ile yeni doğan bebeklere ve annelerine çipli bileklikler takılıyor. Bilekliğin takılmasıyla annenin bulunduğu odadan bebek çıkarıldığı an hareket sensörlerinin devreye girmesiyle alarm çalıyor, servis kapıları otomatik kilitleniyor, güvenlik güçlerine giden acil kodlu mesaj ile güvenlikler alarm çalan servise yönlendiriliyor.
Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği İdari Sorumlusu Doç. Dr. Raziye Narin, uygulamadan hem hastalar hem de çalışanların son derece memnun olduğunu iş yoğunluğundan dolayı ‘gözden bir şey kaçacak’ endişesini artık yaşamadıklarını söyledi. Doç. Dr. Raziye Narin, Adana Şehir Hastanesinde bebekler için çok yüksek güvenlik önlemleri aldıklarını kaydederek, “Pembe kod uygulamamızda annelere doğum yaptıkları andan itibaren hem kendi kollarına hem de bebeklerinin kollarına özel cihazlar içeren, çipli bileklikler takmaktayız. Öncelikle annenin bilgilerini içeren, içerisinde özel cihaz olan pembe bir bileklik hazırlanıyor. Bu cihazla birebir eşleştirdiğimiz bebek için hazırlanan yeşil renkli cihazımız var. Bunun içerisinde de bebek takip sistemi adı verilen özel bir sistem var. Bunu da bebeğin koluna ya da ayak bileğine takıyoruz” dedi.
Türkiyede bir ilk Adana Şehir Hastanesinde başladı
Sistemin bebeğin koluna taktıktan hemen sonra aktive olduğunu belirten Doç. Dr. Narin, “Aktive olduktan sonra da bebek için güvenli bir alan belirleniyor. Bu alan bebeğin doğduğu, annenin içinde kaldığı oda. Bu oda içerisinde çeşitli hareket sensörleri var. Bu sensörler bebeğin hareketlerini hemen algılıyor. Eğer anne odada tek başınaysa, lavaboya gittiğinde veya uyuya kaldığında bile bebeğin asla habersiz bir şekilde odadan dışarı çıkarılması söz konusu olmuyor. Bu nedenden dolayı anneler de çok mutlu oluyor” diye konuştu.
Doç. Dr. Raziye Narin, Bebeğin dışarı çıkarıldığında hareket sensörlerinin bebeğin hareketlerini algıladığını vurgulayarak, “Tüm birimlerimize uyarı sinyalleri gidiyor. Servisin tüm kapıları kapanıyor. O anın kamera görüntüleri monitörlere yansıtılıyor. Tüm güvenlik birimlerini derhal sinyalin geldiği bölgeye intikal ediyorlar. Böylece bebeğin habersiz bir şekilde anne odasının dışına çıkarılması engellenmiş oluyor” ifadelerini kullandı.
Şehir Hastanesi Bilgi Teknolojileri Yöneticisi Mesrur Sölpüker de çipli bileklikler ile RFID teknolojisi üzerinden bebek kaçırma önleme eyleminin en yüksek teknolojiyle uygulandığını söyledi. Sölpüker, Adana Şehir Hastanesinde kurulan sistemin Amerika’da ‘Sağlıkta En İyi RFID Çözümü Ödülü’ aldığını belirterek, “Çipli uygulamamız donanım ve yazılım olarak yüzde 100 ülkemizde üretilmiştir. İlk defa Şehir Hastanelerinde uygulanan bir sistemdir. Bebeklerimiz bu sistemle, en son teknolojiyle korunmaktadır” dedi.
Yeni doğum yapan anne Safiye Taş ise kendisine ve bebeğine çipli bileklik takılmasının ardından uygulamadan çok memnun olduğunu söyleyerek, “Çok güzel bir uygulama. Bebeğimle kendimi daha güvende hissediyorum. Tebrik ediyorum” ifadelerini kullandı.

Hayatta İyi ve Güzel şeyler Oluyor

Böbrek yetmezliği olan ve amcası tarafından bakılamayacağı gerekçesiyle 8 yaşındayken Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’na verilen Kader Y.’nin (13) kaderi, korucuyu ailesi Mustafa ve Azize Boyraz çiftiyle değişti. Baba Boyraz, verdiği böbreğiyle kızını sağlığına kavuşturdu.
Görmeden kabul ettiler, Kadere can oldular
Habertürk Gazetesi'nden Aykut Yılmaz'ın haberine göre, Mersin’de yaşayan Boyraz Ailesi, bir kız çocuğuna koruyucu aile olmak için 2013 yılında Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’na başvurdu. Bakanlık, uygun çocuk bulunmadığını, sadece böbrek hastası bir kız çocuğu olduğunu bildirdi. Mustafa ve Azize Boyraz, Kader’i görmeden, koruyucu aile olmak istediklerini söyledi.
Kader, Boyraz Ailesi’nin yanına yerleştirildi. TIR şoförü olan baba Boyraz, 1 ay sonra Mardin’de büyük bir trafik kazası geçirdi. 27 gün Dicle Üniversitesi’nde yoğun bakımda yatan Mustafa Boyraz, kaza sonucu engelli hale geldi ve işini kaybetti.
Böbreğini Bağışladı
Bu sırada Kader rahatsızlandı, 10 ay Mersin’de ve Ankara’da hastanede yattı. Eşini evde, ilk eşinden olan oğluna emanet eden anne Azize Boyraz, Kader’e refakatçi oldu. Kader, böbrek nakli için sıraya alındı. Zaman zaman kızı için kan veren Mustafa Boyraz, organ bağışı için kendisinden doku örneği alınmasını istedi. Baba Boyraz, dokunun uyuştuğunu öğrenince tereddüt etmeden böbreklerinden birini Kader’e verdi. Ameliyat, Adana’da Yüreğir Başkent Hastanesi’nde önceki gün başarılı bir şekilde gerçekleşti.
Ameliyat sırasında Boyraz’ın safrakesesinde taş olduğu anlaşılınca, operasyonda safrakesesi de alındı. Baba Boyraz, “Kazadan sonra kızıma gideceğim diye hayata tutundum. Böbreğimi verirken de hayatımı ikinci defa kurtarmış hissettim” dedi.

Keçiboynuzu: Mucize Tat Karat Karat

Pek çok kere farklı mecralarda karşımıza çıkan, önce adı ile sonra faydası ile dikkatimizi çeken Keçiboynuzu hakkındaki bilgileri derleyip toplayıp bir araya getirmeye çalıştık. Konu hakkında bilmediğimizi pek çok şeyin olduğunu ve faydalarının tahminlerimizin çok ötesinde olduğunu gördük. Bu yazıyı okuyanlara konu hakkında farklı kaynaklardan daha ayrıntılı araştırmalar da yapmalarını önerir, yapmış olduğumuz derlemeyi ilginize sunarız. İyi okumalar.
Keçiboynuzu (Ceratonia siliqua) veya harnup, baklagiller (Fabaceae) familyasından olup Akdeniz ikliminin hüküm sürdüğü yerlerde doğal olarak yetişen ve baklaları (meyveleri) yenen, herdem yeşil çalı ya da ağaç formunda olan bir bitki türü.
Özellikleri
Uzun ömürlü ve boyu 10 m. kadar olan maki türü bir ağaçtır. Sert ve koyu yeşil yapraklıdır. Yaprakları, karşılıklı dizilmiş bileşik yapraklar olup boyları 10–20 cm. uzunluğunda olup damla uçludur.
Çiçekleri; 6–12 cm. uzunluğunda olup açık yeşilimsi kırmızı, küçük ve çok sayıdadır. Çiçekler eylül-ekim aylarında açar ve kötü kokuludur.
Ağacın meyveleri (legümen) ise 15–20 cm. kadar olabilen ve ilk zamanlar yeşil ama olgunlaştığında kahverengileşmektedir. Ağaç Meyvesinin mezokarpı (orta tabakası), taze iken yumuşak ve tatlıdır. Her bir meyvenin (bakla) içerisinde on beş kadar sert kabuklu yassı tohumlar bulunur. Tohumlar Trigosol adı verilen bir madde içerir.
Bitkinin bazı cinsleri hermafrodit, bazılarında ise erkek dişi ayrı ağaçlardadır. Erkek ağaçlar meyve vermez. Bitkide en erken meyve 15-20 yıl içerisinde alınır.
Akdeniz kıyılarında, Kıbrıs adası, Libya ve ABD'nin Kaliforniya bölgesinde bulunur. Türkiye'de Antalya'nın Alanya, Manavgat, Gazipaşa ilçeleri ile Mersin’in Anamur, Erdemli, Bozyazı, Aydıncık, Gülnar ve Silifke ilçeleri ile Muğla'nın Marmaris ve Datça ilçeleri dolaylarında küçük veya büyük gruplar halinde yetişmektedir.
Kullanımı Biçimleri
Keçiboynuzu meyveleri öksürük ilaçlarında kullanılır. Çiğneme tütününe tat vermek için katılır. Keçiboynuzu meyvesinden pekmez de yapılır. Tohumlarından elde edilen balsam, tekstil endüstrisinde apreleme için kullanılır. Ayrıca çikolata imalatında tatlandırıcı olarak da kullanılmaktadır. Afrodizyak özelliğiyle cinsel gücü artırdığına da inanılmaktadır.
Tarihsel önemi
Yunanca'da keration, İngilizce'de carob, Arapça'da ise kharub veya kharnub olarak anılır. Keçiboynuzu tohumu yüzyıllar boyunca elmas ölçmek için kullanılmış, elmaslar keçiboynuzu tohumu ile tartılarak satılmıştır. Bu yüzden, kırat ya da karat denilen ölçüye adını vermiştir.
“İki dirhem bir çekirdek”
"Keçiboynuzu çekirdeği, doğada ağırlığı değişmeyen bir tohumdur. Bütün tohumlu bitkilerden yalnız keçiboynuzu uzun süre suda bekletildikten sonra filiz verebilir. Bu hem çok kuruduğu ve meyvesinden çıktıktan sonra son ve sabit ağırlığını aldığı için, hem de içine su alma olasılığı çok az ve çok uzun zamana bağlı olduğu içindir. Bu nedenle Araplar, Selçuklular ve Osmanlılar döneminde ağırlık ölçüsü olarak kullanılmıştır. Onaltı tanesi bir dirhem eder. Dirhem, değişmekle birlikte 3 gr. ağırlığı temsil etmektedir. Satıcı iki dirhemlik (32 çekirdek) bir şey satarken lütfedip 1 çekirdek fazla tartarsa bu, malı alanın itibarını gösterir. Olağandan fazla giyinen, süslenen vb. kişilere iki dirhem bir çekirdek denmesi bundan kaynaklanmaktadır."
Faydaları
Kolesterol içermez ve antioksidan özelliğine sahiptir. Kafein yoktur. Potasyum, kalsiyum, sodyum, magnezyum ve demir minerallerinden zengin olan keçiboynuzunu yüksek oranda çinko içerir.
Baklagiller familyasından keçiboynuzunun, içerdiği çözünmez posa, polifenoller ve taninler ile sağlığa olumlu etkileri bulunuyor.
Posa miktarı da yüksek oranlarda olan ve Çözünür ve çözünmez posa içeriği dışında iyi bir kalsiyum kaynağı da olan keçiboynuzunun özellikle kadınlar ve çocuklar tarafından tüketilmesi daha da önem taşıyor.
Kadınlarda ilerleyen yaşlarda kemiklerden kalsiyum çekilimi olduğu için osteoporoza karşı önlem alınmasını sağlayan keçiboynuzu, çocukların kemik gelişiminde de kalsiyum depolarını doldurmaya yarıyor.

Obezite Tedavisi:Davranış Değişikliği Tedavisi

Vücut ağırlığının kontrolünde davranış değişikliği tedavisi, fazla ağırlık kazanımına neden olan beslenme ve fiziksel aktivite ile ilgili olumsuz davranışları olumlu yönde değiştirmeyi veya azaltmayı, olumlu davranışları ise pekiştirerek hayat tarzı haline getirmeyi amaçlayan bir tedavi şeklidir.
Davranış değişikliği tedavisinin basamakları
a) Kendi kendini gözlemleme
b) Uyaran kontrolü
c) Alternatif davranış geliştirme
d) Pekiştirme, kendi kendini ödüllendirme
e) Bilişsel yeniden yapılandırma
f) Sosyal destek

Dünya İnsani Zirvesi Toplanıyor

Türkiye'nin ev sahipliğinde ilk defa düzenlenecek ve insani yardım alanında yaşanılan sorunları ele alarak çözüm yolları bulmayı amaçlayan Dünya İnsani Zirvesi, 23-24 Mayıs tarihlerinde İstanbul’da çok sayıda liderin katılımıyla gerçekleşecek.
Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Ban Ki-Mun'un girişimiyle, BM İnsani İşler Eşgüdüm Ofisi'nin (UNOCHA) organizasyonunda yapılacak zirvede, insani alanda yaşanılan sorunlara çözüm yolları bulunması amaçlanıyor.
Dünyada en fazla sığınmacıya ev sahipliği yapan ve sığınmacılar için 2011’den bu yana yaklaşık 10 milyar dolar harcayan Türkiye, ilk kez düzenlenecek zirveye hazırlanıyor.
Çeşitli ülkelerden yaklaşık beş bin kişinin katılmasının beklendiği zirveye, birçok devlet adamının yanı sıra uluslararası kuruluşlar, STK’lar, iş dünyası ve krizden etkilenen bazı topluluklardan temsilciler de iştirak edecek.
Zirve Hazırlık Dönemi:
BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon'un girişimi çerçevesinde tarihte ilk defa düzenlenecek olan Dünya İnsani Zirvesi 23-24 Mayıs 2016 tarihlerinde İstanbul'da gerçekleştirilecektir. Zirvenin ana mekânları İstanbul Kongre Merkezi ve Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı'dır.
Genel Sekreter Ban Ki-moon, ülkemizin bu yöndeki önerisi çerçevesinde 26 Eylül 2013 tarihinde Zirveye İstanbul'un evsahipliği yapacağını açıklamıştır.

15. Vehbi Koç Ödülü Prof. Dr. Kamil Uğurbil'e Verildi

Vehbi Koç Vakfı tarafından, insanların yaşam kalitesinin artırılmasına katkıda bulunan kişi ve kurumları teşvik etmek amacıyla her yıl sırasıyla kültür, eğitim ve sağlık alanlarında verilen Vehbi Koç Ödülü’nün bu yılki sahibi insan beyniyle ilgili yaptığı çalışmaları nedeniyle Prof. Dr. Kamil Uğurbil oldu. Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ömer M. Koç, ödül töreninde yaptığı konuşmada, Vehbi Koç Vakfı’nın 47 yıldır milyonlarca insanın hayatına dokunduğunu belirterek “Bu yıl ödülümüzü sağlık alanında veriyoruz. İnsan beynindeki aktivitenin manyetik rezonans görüntüleme yöntemiyle incelenmesi konusunda tüm dünyada çığır açan çalışmaları gerçekleştiren bu değerli bilim insanını gönülden kutluyorum” dedi.
Türkiye’nin ilk özel vakfı olarak 47 yıl önce kurulan Vehbi Koç Vakfı’nın her yıl sırasıyla kültür, eğitim ve sağlık alanında verdiği Vehbi Koç Ödülü’nün bu yılki sahibi, Koç Ailesi üyelerinin ve konukların katıldığı törende açıklandı. Vehbi Koç Vakfı Yönetim Kurulu; Prof. Dr. Turgay Dalkara’nın başkanlığını yaptığı Seçici Kurul’un önerdiği 3 aday arasından, 15. Vehbi Koç Ödülü’ne, sağlık alanındaki çalışmaları ile Prof. Dr. Kamil Uğurbil’i lâyık gördü. Beynin nasıl çalıştığına yönelik manyetik rezonans kullanarak çığır açan yeni teknolojiler geliştiren Prof. Dr. Uğurbil’in araştırmaları Alzehimer, depresyon gibi pek çok hastalığın sebeplerinin anlaşılmasına ve çözümlerin üretilmesine olanak sağladı. Prof. Dr. Uğurbil’in araştırmaları sonucunda ortaya çıkan bu teknolojiler, hastalıkların tanısının konması, tedavisinin planlanması ve tedaviye olan yanıtının izlenmesinde vazgeçilmez unsurlara dönüştü. Prof. Dr. Uğurbil, 15. Vehbi Koç Ödülü’nü Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ömer M. Koç’un elinden aldı.

Beyin Kanseri Tedavisinde Türk Bilim Adamlarından Dev Adım

Çalışmalarını ABD'nin önde gelen üniversitelerinden Yale Üniversitesi'nde sürdüren Türk bilim adamı Prof. Murat Günel ve ekibi, beyin kanseri tedavisinde dünyada çığır açacak bir çalışmaya imza attı. Yale Üniversitesi Beyin Cerrahisi Ana Bilim Dalı Başkanı Günel, Türkiye ve Almanya'dan bilim adamları ile işbirliği içinde yaptığı çalışmada, beyin kanserlerinin iyi huylu tümörlerden genetik olarak kansere dönüşmesine neden olan mekanizmaları keşfetti. Günel'in konuyla ilgili bilimsel çalışması, pazartesi günü bilim dünyasının önde gelen yayın organlarından Nature Genetics'te yayınlandı.
ABD'nin Chicago kentinde Nortwestern Üniversitesi Hastanesi Kadın Doğum Bölümü Anabilim Başkanı Prof. Dr. Serdar Bulun ile birlikte ABD Ulusal Bilimler Akademisi'ne seçilen iki Türk bilim insanından biri olan Murat Günel, yaptığı açıklamada, “Kanser tedavilerinde en önemli gelişme, kanserin niye olduğunu, nasıl ortaya çıktığını anlayabilmek. Bunu da en son genetik teknolojiler, genomic teknolojiler, kanserin genetik şifresini okuyabilmemizi sağlayan teknolojiler ortaya çıkardı; biz de bu teknolojileri kullandık" dedi.
Şifreleri Çözerek Anladık
Bütün tıbbi gelişme ve cerrahi gelişmelere karşın, “glioblastoma” ya da kısaca GBM olarak bilinen beyin tümörlerinin, en çok ölüme yol açan kanser turu olduğuna değinen Günel, “Beyin tümörleri bazen iyi huylu olarak başlayabiliyor. Özellikle genç yaşlarda, 20'li, 30'lu yaşlarda. İyi huylu olduğu halde, bazen 10 sene, bazen 20 sene sonrasında, uzun sürelerden sonra habis hale dönüşüp maalesef bir sene içinde hayatın kaybına yol açıyor. Bu iyi huylu beyin tümörlerinin, kötü huyluya, nasıl kansere dönüştüğü bilinmiyordu. Biz Türkiye ve Almanya ile ortak bir çalışma yaparak 41 tane hasta belirledik. Bu hastalarda, beyin tümörleri iyi huylu çıkıp, daha sonra kansere dönüşmüştü. İki tümör dokusunu da, iyi huyluyu da, kötü huyluyu da alıp, bunların şifresini okuyarak farklılıkları belirledik. Bize bu kanserin nasıl ortaya çıktığını gösterdi" dedi.

Önce Hayvanlarda Sonra İnsanlarda
İnsanların genetik şifresinde 3 milyar harf olduğunu belirten Günel, “Bunlardan yalnızca yüzde 1'i protein, yani hücrenin temel yapı taşlarını kodluyor. Yüzde 99'u ne işe yaradığı bilinmeyen bölgelerde. Biz beyin tümörlerinin, kanser haline gelmesinde, özellikle protein kodlamayan

İnsanlığın Yüzünü Güldüren Gözyaşı

Tekirdağ’ın Muratlı İlçesi’nde 2 yıl önce böbrek yetmezliği teşhisi konulan ve hayatını diyaliz cihazına bağlanarak sürdürülebilen 24 yaşındaki Gökhan Tarakçı, komşusu 61 yaşındaki Arif Kocabalkan’ın verdiği böbrek ile hayata tutundu. İstanbul’da yapılan böbrek naklinin ardından hayata yeniden başladığını ifade eden Tarakçı, "Arif amca babamı kahvehanede çaresizce ağlarken görünce durumu öğrenip böbreğini verdi. Ona nasıl teşekkür etsem bilemiyorum" dedi
Muratlı İlçesi’nde hamallık yapan 24 yaşındaki Gökhan Tarakçı’ya 2 yıl önce rahatsızlanarak gittiği Tekirdağ Devlet Hastanesi’nde böbrek yetmezliği teşhisi konuldu. Hemen tedavisine başlanan Tarakçı, uygun böbrek beklerken hayatını diyaliz cihazına bağlı olarak sürdürdü. Geçtiğimiz hafta baba İsmail Tarakçı, çaresiz olduğunu söyleyerek kahvehanede arkadaşlarına oğlunun durumunu anlattı. Gözyaşlarına boğulan baba maddi imkanı olmadığı için oğluna dilediği gibi bakamadığından yakındı.
Duyar duymaz böbreğini bağışladı
Tesadüfen kahvehaneye gelen komşusu Arif Kocabalkan, genç adamın hastalığını duyup kendi böbreğini vermeyi teklif etti.

Hacettepe'den Yerli İlaç Başarısı: Morfin Tablet Derman Olacak

Hacettepe Üniversitesi (HÜ) Rektörü Prof. Dr. Murat Tuncer, morfinin ağrının giderilmesinde kullanıldığını ve bu açıdan çok önemli olduğunu söyledi. Ağrı şikayetinin başta ileri evre kanser hastaları olmak üzere birçok hastalıkta karşılaşılan ciddi bir sorun olduğunu ifade eden Tuncer, morfinin en ucuz ve en etkin ağrı kesici olduğunu vurguladı.
Tuncer, özellikle kanser gibi hastalıklarda karşılaşılan ağrıların sadece morfin tabletler ile kesilebildiğine işaret ederek, morfin kullanılmadığında ikinci bir seçeneğin maliyeti çok yüksek olan, yeni jenerasyon ağrı kesiciler olduğunu söyledi. Bunların "sentetik morfinler" olarak da isimlendirildiğini anlatan Tuncer, "Türkiye'de çok zor tedavi edilebilen ağrıların yüzde 90'ından fazlasında hep bu tür çok pahalı, dışarıdan ithal edilen sentetik morfinler kullanılıyor. Buna çok ciddi bir maddi kaynak harcanıyor. Öte yandan, bu sentetik ağrı kesicilerin, çok ciddi yan etkileri var. Bu nedenle bunların kullanılmasının bir anlamı yok" diye konuştu.
Yan Etkisi Daha Az
Sentetik ağrı kesicilerin, başta sindirim sistemi olmak üzere, hematolojik dokulara yan etkilerinin olduğunun ve bir süre sonra ağrıya karşı direnç gelişmesine yol açabildiğinin altını çizen Tuncer, şöyle devam etti:

Ülker’in Harvard’a yaptığı bağış Türkiye’ye yarayacak

Yıldız Holding’in Harvard’a yaptığı 24 milyon dolarlık bağış, ‘Neden ABD?’ sorusunu gündeme getirince Ülker cephesinden yanıt geldi: Tüm insanlık için bir Türk araştırma yapacak. Örnek uygulama oluşturup Türkiye’ye taşıyacağız.
Ülker markasını da bünyesinde barındıran Yıldız Holding’in geçen hafta Harvard’a 24 milyon dolarlık bağışı kurumsal sosyal sorumluluk gündeminin zirvesine oturdu. Koç Holding Yönetim Kurulu Ali Koç’un ‘Sosyal sorumluluğun Oscar’ı diye tanımladığı bu büyük bağış sonrası Prof. Dr. Gökhan Hotamışlıgil’in başında bulunduğu Genetik ve Kompleks Hastalıklar Laboratuarı, 10 yıl boyunca Sabri Ülker Center adıyla anılacak. Akademik camiaya uzak çevre Gökhan Hotamışlıgil ismini ilk kez 2013’teki Vehbi Koç Vakfı Ödül töreninde duymuştu. Harvard’daki çalışmaları sırasında, ‘diyabete yol açan gen’ keşfini yapan Hotamışlıgil ve ekibi bu alandaki yaygın görüşü yerle bir etti ve yeni bir tedavi yaklaşımının da önünü açtı.
2007’de Amerikan Diyabet Vakfı’dan aldığı olağanüstü bilimsel başarı ödülünü alan ilk Türk araştırmacı... Kimilerine göre de ‘Nobel’i almaya’ en yakın Türk... 24 milyon dolarlık bağış haberinin duyulmasının ardından özellikle sosyal medyadan ‘bağış neden ABD’ye’ tarzında eleştiriler gelmişti. Ali Ülker bu eleştirilere Boston’dan yanıt verdi: “Bilim evrenseldir. Tüm insanlığın sağlığı için bu laboratuarda bir Türk profesör araştırmalar yapacak. O nedenle Harvard’ı seçtik. Burada örnek bir uygulama oluşturmak ve sonra bunu Türkiye’ye taşımak istiyoruz.”
Ardından da söze Gökhan Hotamışlıgil girdi ve şunları söyledi: “Ayrıca gözden kaçırılan bir nokta daha var, bu bağış Amerika’da ki bir Türk araştırmacıya yapıldı. Bir Türk araştırmacıya ve onunla birlikte çalışan Türk bilim insanlarının da var olduğu bir ekibe yapılan bir bağış bu.”

Öğretmenin Kralı: Mehmet Uğur Ayhan

Adıyaman'da doğuştan bedensel engelli 8 yaşındaki kız, okuma yazma öğretmeye gelen öğretmeninin yaptırdığı egzersizler sayesinde yürüdü. Evde eğitim vermeye gelen sınıf öğretmeni Mehmet Uğur Ayhan'ın tahta ve bezden yaptığı destek aletleri sayesinde egzersiz yapan Filiz Akın, önce ellerini kullanıp yazı yazmaya, sonra tek başına oturmaya ve yürümeye başladı.
Örenli Mahallesi'nde yaşayan Zeynep ve İbrahim Arık çiftinin tek çocuğu Filiz Arık, doğuştan bedensel engelli olarak dünyaya geldi. Ailesi tarafından birçok doktora götürülen Arık, uygulanan tedavilere rağmen sağlığına kavuşamadı. Boynundan aşağı bedeninin hiçbir uzvunu hareket ettiremeyen ve bu yüzden okula gidemeyen Arık için ailesi okuma yazma öğretmek amacıyla Milli Eğitim Müdürlüğü'nden öğretmen görevlendirmesini istedi.
Görevlendirilen sınıf öğretmeni Mehmet Uğur Ayhan, eğitim vermeye geldiği kızın engelli olduğunu, ellerini ve ayaklarını kullanamadığını görünce ona spor dersi kapsamında çeşitli egzersizler yaptırdı. Üç ay boyunca egzersizlere devam eden Arık, önce ellerini kullanıp yazı yazmaya, sonra tek başına oturmaya ve yürümeye başladı.

Su Tedavisi

Pek çok insan, gece boyunca sık sık tuvalete kalkmamak için, uyumadan önce hiçbir şey içmek istemediğini söyler. Gece sık sık tuvalet için kalkan bir hasta da, doktoruna bunun sebebini sorduğunda, hiç bilmediği çok ilginç yanıtlar aldı
Kardiyolog doktor, hastasının bu sorusuna karşılık, “Siz ayakta dururken, yerçekimi suyu vücudun en aşağıdaki kısmında tutar ve bu da ayaklarınızın şişmesine neden olur. Uzandığınızda, vücudunuzun alt kısımları (özellikle ayaklarınız) böbreklerinizle aynı hizaya gelir, böylelikle de böbreklerin suyu süzmesi ve atması kolaylaşır.” açıklamasını yaptı. Sonra da ‘su içmenin inceliklerini anlatarak devam etti: “Özellikle belirli bir zamanda içmek, suyun vücudunuz üzerindeki etkinliğini artırır:
•  Uyandıktan sonra iki bardak su içmek, iç organlarınızı harekete geçirir.
•  Yemekten yarım saat önce bir bardak su içmek, sindirimi kolaylaştırır.
•  Duş öncesi içeceğiniz bir bardak su, kan basıncınızı düşürmeye yardımcı olur.
•  Uyumadan önce bir bardak su içmek, felç ve kalp krizi riskini azaltır.
• Ayrıca, bacak kramplarını da önlemeye yardımcı olur. Çünkü bacak kasları gerildiklerinde sıvıya İhtiyaç duyuyor ve yeterince sıvı alınmadığında ağrıyla uyanmak kaçınılmaz oluyor.”

Nejat! Yaşam Bir Oyun Değil, Yeniden Başlayacağın!

Aylar önce bir yazımızda "Hayat bir oyun değil, yeniden başlayacağın" diyerek, yaşamın ciddiye alınması gereken bir konu olduğunu dile getirmiştik.
"Hayat geri dönüşü olmayan bir yolculuktur. Geçen zaman mazidir. Yol bittikçe yolcu olgunlaştıkça farkına varmaya başlar gerçeklerin."
Nejat anlaşılan bu senin için geçerli bir durum değilmiş. Yol bittikçe bırak olgunlaşmayı, gittikçe çocuklaşan ve saf gözlerle dünyaya bakan biri yapmış seni zaman.
Sen oyun oynamaya hevesli, çocukluğuna doymayan birisi olarak bu son oyunda yalnızsın. Hiç kimse oynamayacak bu oyunu seninle. Sense saf halinde güleceksin onlara; Sahte gülüşleri ile sana alkış tutanlara.
"Yaşamı" avuçlarına alıp, insanların içine işleyen sıcak gülümseyişin ile sevgi adına, dürüstlük adına, çocukça kahramanlık adına aramızda dolaşıp durdun. Senin bu yaşamı hiçe sayan davranışın üzerinden binlerce kişi prim yapmaya çalıştı. Kimi alkışladı, kimi yazılarında methiyeler düzdü, kimi sırtını sıvazladı, kimi yanında eşlik etti, kendini yok edişinde.
Sen bir aydınlık görüp, yaşamın ellerinde bir ışığa yürüdün. Işık parladıkça gözden kayıp oldun, bizlerden koptun.  Sonunda gözleri kör eden bembeyaz bir aydınlığa ulaşınca aramıza döndün yoğun bakım odasında. Şimdi koptu her şey, sen derin bir uykuda dinleniyorsun en sonunda. Umarız uzun sürmez bu istirahatın de dönersin tekrar dünyamıza sağlıkla.

Obezite Tedavisi: Tıbbi Beslenme (Diyet)

Obezite tedavisinde tıbbi beslenme tedavisi anahtar rol oynamaktadır. Obezitede beslenme tedavisi
ile:
• Vücut ağırlığının, boya göre olması gereken (BKİ= 18.5 - 24.9 kg/m2) düzeye indirilmesi hedeflenmelidir. Tıbbi beslenme (diyet) tedavisinin bireye özgü olduğu unutulmamalıdır. Başlangıçta belirlenen hedefler, bireyin olması gereken ideal ağırlığı olabildiği gibi, ideal ağırlığının biraz üzerinde de olabilir.
• Uygulanacak zayıflama diyetleri yeterli ve dengeli beslenme ilkeleri ile uyumlu olmalıdır. Etkinliği bilimsel olarak kanıtlanmamış diyetlerden kaçınılmalıdır. Tıbbi beslenme tedavisinde amaç, bireye doğru beslenme alışkanlığı kazandırılması ve bu alışkanlığın sürdürülmesidir.
• Vücut ağırlığı boya göre olması gereken düzeye geldiğinde tekrar ağırlık kazanımı önlenmeli ve erişilen ağırlık korunmalıdır.
Obezite tedavisinde uygulanan diyet ilkeleri
a) Enerji: Bireyin günlük enerji alımı, haftada 0.5-1.0 kg ağırlık kaybını sağlayacak şekilde azaltılmalıdır.
Birey yavaş ve uzun sürede zayıflatılmalıdır. Zayıflama diyetlerinde günlük enerji miktarının belirlenmesinde ilke; bireye harcadığından daha az enerji vermektir. Bireyin bazal metabolizma hızı (BMH) veya dinlenme metabolizma hızı (DMH) altında enerji verilmemelidir.

Obezite Tedavisi

Uzun, sağlıklı ve mutlu bir yaşam beklentisi içindeki 21. Yüzyıl insanı için, obezitenin önlenmesinde Koruyucu sağlık hizmetleri yaklaşımı çok büyük bir önem taşımaktadır. Koruyucu sağlık hizmetleri kapsamında sağlık otoriteleri toplumun her kesimine ulaşmalı, etkin ve yaygın eğitim çalışmalarının hızla yaşama geçirilmesi konusunda bilinçli ve istekli bir çaba içinde olmalıdır.
Obezite, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından “Sağlığı bozacak ölçüde vücutta anormal veya aşırı yağ birikmesi” olarak tanımlanmaktadır. Yetişkin erkeklerde vücut ağırlığının ortalama %15-20’sini, kadınlarda ise %25-30’unu yağ dokusu oluşturmaktadır (28,29). Erkeklerde bu oranın %25, kadınlarda ise %30’un üzerine çıkması durumunda obezite söz konusudur
Obeziteden korunma büyük önem taşımaktadır. Obeziteden korunma, çocukluk çağında başlamalıdır. Çocukluk ve adolesan döneminde oluşan obezite, yetişkinlik dönemi obezitesi için zemin hazırlamaktadır. Bu nedenle aile, okul ve yaşanılan çevre yeterli ve dengeli beslenme ve fiziksel aktivite konularında bilgilendirilmelidir.

İyiturks Bilim: Onur Güntürkün

Ordinaryüs Prof.Dr.Onur Güntürkün, dünyada beyin alanında yaptığı buluşlarla, araştırmalarıyla, yazdığı bilimsel makaleleriyle en ön sıralarda yer alan bilim adamlarından biridir.
Onur Güntürkün, çok önemli zorlukları aşarak, yüzdüğü denizleri kendisi yaratarak, umutsuzlukları umuda çevirerek bilim alanında yerini aldı.
Eğitimi, buluşları ve ödülleri
Onur Güntürkün’ü bugünlere getiren yol, bilimin zorlu, ama şerefli yoludur. 1958 yılında, İzmir’de doğdu. İlkokulu 1969’da Almanya’da, Baden-Baden şehrinde bitirdi.  Bu şehirdeki Richart Wagner Yeni Diller Lisesi’ni, sekizinci sınıfın ortalarında bırakmak zorunda kaldı. Lise eğitimine 1973 ders yılı ikinci yarısından itibaren İzmir Atatürk Lisesi’nde devam etti. Lise diplomasını bu okulda aldı.

İnsanlığın En Saf Hali

İnsanlığın bin bir hali var.  İnsanların saati, ayı, yılı birbirinden farklı. En safından, en akıllısına, en gaddarından en merhametlisine insanoğlu geniş bir çerçevede farklı davranışlar göstermektedir. Davranışların en safı en katışıksızı ilk yaşlarda, bebeklikle çocukluk arası dönemlerde yaşanır. Sonrasında davranışlar dış dünyada şekillenerek çeşitli dönüşümler, farklılaşmalar ve etkilere maruz kalır. O nedenle çoğu zaman insanların davranışlarına akıl sır erdiremez hayretler içinde kalırız. Hâlbuki o davranışlar, kişinin özünden gelen dürtülerle değil, içinde bulunduğu sosyo-ekonomik durumun, yaşadığı toplumun ve geçmişinin tecrübelerinin oluşturduğu, değişime uğramış kalıpların mecbur bıraktığı itkilerin sonucunda oluşur.
Dünyaca meşhur iki tenorun bilmediğimiz bir hikâyesini tesadüfen “Bütün Dünya” isimli dergide okuduk. Ve bir kez daha şaşkınlık ve hayretle böyle çarpıcı/etkileyici hikâyeden bihaber olmamıza hayıflandık. Gün be gün bu ve benzeri hikâyelerin gündemimizde olması gerektiğini ve nesilden nesile bu tarz hikâyelerin insanlığın paha biçilemez mirasları olarak aktarılması gerektiğini düşündük.

İyiturks Bilim: Miral Dizdaroğlu

Hatay'ın Dörtyol ilçesinde 1945'te doğan Prof. Dr. Miral Dizdaroğlu, 1971 yılında Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Kimya Bölümü'nden mezun olarak tamamladığı yüksek öğreniminin ardından doktorasını, Alman Hükümeti bursuyla gittiği Karlsruhe Teknik Üniversitesinde yaptı. 1976 yılında bir süre Türkiye'ye dönen ve doçent unvanı alan Prof. Dr. Dizdaroğlu, Almanya'daki çalışmalarını 1978 yılına kadar Max-Planck Enstitüsünde sürdürdü.
ABD Ulusal Bilimler Akademisi'nin bursuyla 1978'de Boston'daki Natick Araştırma Merkezinde 2 yıl konuk araştırmacı olarak çalışan Prof. Dr. Dizdaroğlu, daha sonra profesör unvanı alarak 1986 yılına kadar Maryland Üniversitesi Kimya Bölümü'nde çalıştı. Prof. Dr. Dizdaroğlu, araştırmalarını bu tarihten sonra geçtiği National Institute of Standarts and Teknolgy'de (NIST) sürdürüyor.
Bilimsel araştırmaları ''oksidatif DNA hasarı ve onarımı ile bunların biyolojik sonuçları ve kanser gibi hastalıklarda oynadıkları rol'' üzerine yoğunlaşan Prof. Dr. Dizdaroğlu, yaptığı araştırmalar ve yayımladığı makalelerle bugüne kadar yüksek prestijli pek çok ödülün de sahibi oldu.

Prof. Dr. Dizdaroğlu, 1989 yılında Amerikan Kimya Derneği tarafından ''Hillebrand Ödülü'', 1993'te TÜBİTAK tarafından ''Temel Bilimler Ödülü'', 2000 yılında Polonya'nın Nicolaus Copernicus Üniversitesi tarafından ''Onursal Doktora'' unvanı, 2001 yılında Türk-Amerikan Dernekleri Birliği tarafından ''Bilimde Üstün Başarı Ödülü'', 2000 ve 2005 yıllarında ABD Hükümeti tarafından sırasıyla ''Gümüş Madalya'' ve ''Altın Madalya'' ödülleri ve 2006 yılında NIST tarafından bugüne kadar bu enstitüde çalışan 1500 bilim insanı arasından sadece 30'una verilen ''NIST Fellow'' ödülü ile ödüllendirildi.