Sayfalar

Spor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Spor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Anadolu Efes'ten Mükemmel Galibiyet

Euroleague çeyrek final karşılaşmalarında bu hafta tam anlamıyla bir Türkiye mucizesi yaşandı. Fenerbahçe’nin ilk iki maçı ile Darüşşafa ve Anadolu Efes’in kesin favori rakipleri karşısındaki deplasman galibiyetleri, turnuvada beklenmedik bir Türk hegomanyası yarattı. Bizler için çok zevkli ve gurur dolu bu maçlar, unutulmaz hatıralar olarak hafızalarımıza kazandı. Tüm takımlarımızı tebrik eder, başarılarının Final-Four’a ulaşarak taçlandırmalarını temenni ederiz.
Anadolu Efes’in Yunanistan deplasmanına gidersek; Karşılaşma takımların karşılıklı basketleriyle dengede başladı, 8-10 Efes TV molasına önde girdi. Mola sonrası oyundaki denge değişmeyince Anadolu Efes ilk periyotu 22-23 önde tamamladı.
İkinci çeyrek de takımların bulduğu karşılıklı basketlerle açıldı, 14.dakikada skor 30-27 Olimpiyakos lehine oldu. Periyotun diğer yarısı ev sahibi ekibin istediği gibi oynanınca ilk yarı 44-37 Olympiacos üstünlüğünde geçildi.
Üçüncü periyota takımımız iyi başladı, 23.dakikada farkı eriterek skoru 44-41 yaptı. Fakat Anadolu Efes’in oyundaki üstünlüğü kısa sürünce kontrolü ele geçiren Olimpiyakos son periyota 54-51 önde girdi.

Harikasın Darüşşafaka!

Darüşşafaka Doğuş dün akşam harika bir iş çıkardı. Euroleague' çeyrek final eşleşmesinde şampiyonluğun en güçlü adaylarından Real Madrid'i deplasmanda yenmeyi başararak çok önemli bir başarıya imza attı. Kağıt üzerinde kesin favori görünen Real Madrid karşısında inanarak ve bu inancı sahaya akıllı bir oyunla yansıtarak, Darüşşafaka güzel bir an bıraktı dün akşamdan zamana. Onlara candan teşekkürlerimizi sunar, aynı güzel anların nihai başarı olan Final Four'a çıkarak ulaşmalarını temenni ederiz.
Maçın hikayesine bakarsak, oyuna Clyburn’ün üçlüğüyle başlayan Darüşşafaka Doğuş dış atışlardan isabet bulurken Real Madrid, Gustavo Ayon’un asistleri üzerinden Jeff Taylor’la basketler buldu. İlk 5 dakika 8-12 Daçka önderliğinde geçilirken skoru istediği gibi yöneten temsilcimiz ilk çeyreği 19-22 önde kapattı.
İkinci çeyrek Ante Zizic’in rakip pota altına kurduğu üstünlükten desteklenen Daçka hücumları, Scottie Wilbekin’den gelen üçlüklerle de eklenince, çeyreğin 3. dakikasında farkı 9’a çıkarttı ve skoru 28-37’ye getirdi. Sonraki bölümde Madrid farkı indirmeyi başarsa da ilk yarı Wilbekin’in son saniye üçlüğüyle 38-44 Daçka lehine tamamlandı.
Üçüncü çeyrekte Real Madrid tarafında sahada Sergip Llull fırtınası esti. 3 dakikada 4, çeyrekte toplamda 5 üçlük isabeti bulan Llull takımını skorda öne geçirmeyi başardı. Daçka cephesinden Llull’e cevap Brad Wanamaker’dan gelse de son periyoda Real Madrid 68-66 önde girdi.
Son çeyreğe 6-0’la başlayan Daçka 3. dakika geride bırakılırken 68-72 öne geçti. Ayon’la maça tutunan Real Madrid, aldığı hücum ribaundlarıyla da ikinci şans sayıları buldu. Son dakikaya 78-78 beraberlikle girilirken Wilbekin eşitliği bozdu ve son 50 saniyeye girildi. Sonraki hücumdan yararlanamayan Madrid, Clyburn’e taktik faul yaptı. Faul atışlarında hata yapmayan Clyburn farkı 4’e çıkartırken kalan sürede skoru koruyan Darüşşafaka Doğuş maçtan 80-84 galip ayrıldı ve seride durumu 1-1’e getirerek saha avantajını cebine koymuş oldu.
Gurur Dolu Bir Gece
Madrid yolculuğu öncesinde Brad Wanamaker ve Birkan Batuk'la yapılan görüşmüşmede; Her ikisi de, "Dışarıdan bakan insanlar İspanya'da alacağımız galibiyeti sürpriz olarak görüyor ama bizim için orada maç kazanmak sürpriz olmayacak" demişlerdi. Haklı da çıktılar! Koç David Blatt, Darüşşafaka'ya maçın ikinci yarısında bir an bile geri adım attırmayarak galibiyetin gelmesinde inancın çelik iradesini sahaya yansıttı.

Başarısızlığın Dip Noktasında Hadsizliğin Tavan Yapması

Malum, milli takım Euro 2016 turnuvasında ilk iki maçını kayıp etti. Yüksek beklentiler ile gidilen turnuvadaki başarısız sonuçlardan çok, takımın dirençsiz ve isteksiz hali bizleri üzdü, bir kesimi ise zıvanadan çıkan çirkinliklerine sebep oldu.
Üzülmek, eleştiride bulunmak veya protesto etmek insani haktır. Çoğu duygusal olarak ani gelişen tepkilerdir. Nasıl ki iyi neticelerde sevinç, övgü ve takdir var ise, kötü neticelerde de bu şekilde davranışlar makuldür. Her iki durumda da taraflar olgun, kararında ve makul olduğu sürece bir sıkıntı bulunmamaktadır.
Ne yazık ki olgunlaşamamış karakterler nedeni ile iki durumda da aşırıya kaçmalar ve çoğunluğu rahatsız eden davranışlar bulunmaktadır. Başarı adına ilahlaştırmalar, dünyaları ben yarattım edaları ve yukarılarda uçan egoların karşılığı olarak; Başarısızlık durumunda linçe varan maddi, manevi saldırılar ile, eleştirilere karşı takınılan tahammülsüz tavırlar aynı çerçevede yaşanılmaktadır.
Netice itibarı ile bu turnuvaya katılmak başlı başına guru duyulacak bir başarıdır. Üstelik mucizevî bir biçimde Hollanda gibi futbolda söz sahibi bir ülkeyi de ekarte ederek katılınan bir turnuva söz konusu olan.
Tabii ki turnuvada insanları bu noktaya getiren başarısız sonuçlardan daha çok, takımın oynadığı alışık olunmayan ruhsuz ve dirençsiz oyun. Baştan kayıp edilmiş ve bir angaryaymış gibi çıkılan maçlar.
2012 yılında yazdığımız “Eleştiri: Yok edici Haset” değerlendirmede bu konu ile ilgili şu tespitlerde bulunmuştuk: “Futbolda Hem milli takım hem Kendi kulübü bazında birinci sınıf bir statüye kavuşturmuş Fatih Terim hayal bile edilemeyen pek çok başarıya rağmen akla hayale sığmayan nice saldırılara uğramıştır. Milli takım düzeyinde Uluslar arası kupalara katılmamızı hayalden çıkarıp gerçeğe dönüştüren, Kendi Kulübüne Avrupa Kupası kazandıran Fatih Terim değil de kendileriymiş gibi eleştiren bu zihniyettekiler onun sürekli olarak tökezlemesini beklerler.” Görüldüğü üzere günümüzde değişen pek bir şey olmamış. Hatta sosyal medya ve teknolojik imkânların gelişmesi ile beraber bu kesim genişlemiş ve seviyesini daha da düşürmüştür.

Tebrikler Beşiktaş Tebrikler Fikret Orman

Beşiktaş 2015-2016 sezonun Spor Toto Süper Lig şampiyonu oldu. Çok zor yollardan, çok zor yıllardan sonra kazanılan bu şampiyonluk doğru değmiştir tüm bu zorluklara.
Taraflı tarafsız herkesin sempati ile baktığı bir takım olan Beşiktaş, yakın zamanlarda bu yoldan bir sapma gösterse de, son başkan Fikret Orman ile tekrar O Eski Beşiktaş kimliğine kavuşarak olması gerekene yere gelmiştir. Bu önemli sapma ona hep başarı, hem para hem de sempati kaybına mal olarak, zamanın doğal gidişatı içinde cezayı kesmiştir bu köklü kulübümüze.
Gösteriş, şov, üsten bakma, caka satma, kavgalar vd kıran kıran rekabet denilen curcuna, gürültü bu kulübe göre değil.
Neyse ki bir vesile ile bu yoldan dönülerek, rahmetle andığımız Sayın Seba dönemindeki özüne kavuşarak, eski Beşiktaş olarak yoluna devam etmiştir.
Tabii ki eski Beşiktaş olmanın olmazlarından biride ekonomik sıkıntılar bu yoldan eşlik etmiştir yönetime. Ama geçmişin özüne dönmenin verdiği pozitiflik ile her şey bir şekilde hallonulup, zor günlerin ardından Güneşli günlere kavuşulmuştur. Kim bilir bundan sonra yıllar sürecek bir bahar mevsimi bekler Kara Kartalları.
Temeli 3/4 yıl öncesine dayanan yeniden kurulmuş olan bu takım, hak ettiği kupayı gecikmeli olsa da hiç bir kötü intiba bırakmadan, bileğinin hakkı ile bu sene kazanmıştır.
Yakın geçmişte çok kere yaklaştığı bu mutlu sona, tecrübesizliğe, sıkıntılı imkânlara ve de kısmetsizliğine yorulan nedenlerle bir türlü ulaşamamıştılar. Ama bu sene tüm bunları bir bir alt ederek hakkı ile ulaştılar şampiyonluk şerefine.
Beşiktaş oynadığı futbol ile izleyenlere keyif vermekte ve bu oyunu tekrardan sevdirmekte bizlere. Oyuncu yapısı ile örnek olmakta ve bunun keyif alınan bir oyun olduğunu hatırlatmaktadır bizlere. Takımdaşlığı, arkadaşlığı ve bir olmanın güzelliklerini yansıtmaktadır bizlere.
Beşiktaş ve bu zor yolculukta Cesurca yola çıkan ve Beşiktaş geleneklerini kendine rehber kılarak kulübü benliğine döndürerek başarıya ulaştıran Fikret Orman ile ekibine tebrik ve teşekkürlerimizi sunar, gelecek zamanlarda daha güzel başarılara ulaşmalarını da temenni ederiz.

iyiturks

Vodafone Arena: Kartal'ın Yeni Yuvası

Vodafone Arena veya asıl adıyla "Vodafone Arena İnönü Spor Kompleksi" Beşiktaş İnşaat Yatırımları A.Ş. ve Kiptaş A.Ş. konsorsiyumu tarafından projelendirilen ve 2013 Haziran ayında mevcut Beşiktaş İnönü Stadyumu yıkılarak aynı yerde inşasına başlanan futbol stadyumu. Vodafone, stadyuma 2014-15 sezonundan başlayarak 15 sezon isim sponsoru olmuştur.[Taraftarlardan gelen mektupları stadın temeline karıştırarak "Temelinde Aşk Var" adlı sloganı da başlatmıştır. Stadın çatısı 12 Kasım 2015' de kaldırılmıştır.
İlk kez 23 Şubat 2004 tarihinde gündeme gelen ancak gerekli izinlerin çıkmaması nedeniyle ertelenen projenin inşa süreci resmi olarak 17 Ocak 2013 tarihinde başlatılmıştır. Türk Telekom Arena ve Timsah Arena ile Türkiye'nin C90 görüş açısına sahip stadyumlarından biri olarak tasarlanan yeni İnönü stadyumunda 147 kapalı loca, 4500 VIP tribün ve 162 engelli koltuğu bulunur. İki kat şeklinde tasarlanan stadyumum birinci katı 26°, ikinci katı ise 38°'dir.
Tasarım
Vodafone Arena, DB Architects isimli firma tarafından tasarlanmıştır. Bünyamin Derman stadın mimarıdır. Stadyum, UEFA stadyum kategorilerinde en üst seviye olan 4. kategori kriterlerini karşılamaktadır. Vodafone Arena'nın tasarımı bulunduğu yer ve yasal zorunluluklar nedeniyle modern stadyumlardan 3 alanda ayrılır.

Azmin Zaferi: Milli Takım Fransa 2016'da

Övünülecek bir gün 13 Ekim 2015. Ve sevinilecek bir gün, ders olarak gösterilecek bir gün. İnanca, pes etmemeye, yılmamaya, çalışmaya ve odaklanmaya adanacak bir gün.
Başta, rakipleri kâğıt üstünde değerlendirip, hafife almanın; Buna ek olarak, başarısızlık tünelinde bocalayan ve çıkış için yeni oluşumlar deneyen bir takım olmanın dezavantajı ile, çok kötü başladık bu yolculuğa. Toparlanmak bir yana, her geçen maçta daha da bir derine daldık, bu başarısızlık girdabında.
Eleştiriler can yakıcı, acımasız ve fırsat kollayan türdendi. Hedefte, başta teknik direktör, Federasyon başkanı ile öne çıkan popüler futbolculardı. Eleştirilerin dozu ve kapsamı, başarısızlıkla artıkça artı ve alakasız konulara sıçradı. Popüler olmanın doğal bir parçası olan kıskançlık, çekememezlik, saldırmak için uygun ortam buldu. Ayrıca, kulüpler düzeyindeki rekabet, çekişme ve zararı ölçülemeyecek boyutta olan Şike Süreci ayrı bir darbe vurdu Milli Takıma. Üstüne İstanbul seyircisindeki Milli Takımdan ayrışma ve kulüp mantığı ile davranma, psikolojik, olarak olumlu olması gereken taraftar desteğini de, negatif etkisi olan zararlı bir güce döndürdü.
Böyle üst düzey turnuvalara katılmak ve bu konuda süreklilik kazanmak belli bir kültür, istikrar ve disiplin gerektirmektedir. Bizlerde bunlar eksik olduğundan, genel geçer başarılar ile yetinmekteyiz. Umarız bu günden sonra bu konudaki eksikliğimizi giderir ve sürekliliği olan bir yolculuğa uğurlarız Milli Takımı.
Böyle bir ortamda, böyle formsuz bir takımdan ve imkânsız gibi görünen bir puan tablosundan Mucize diye adlandırabileceğimiz bir gurur tablosu çıktı ortaya.
Bu mucizenin (Mucize dememizin sebebi: Sadece bizim alacağımız sonuçlara bağlı olmayan, bizim dışımızda farklı takımların da alacağı 3 veya 4 sonuca bağlı olan denklemin gerçekleşmesidir.) sebepleri konusunda yüzlerce şey denilebilecek, ancak  özetle bunu yapmaya çalışırsak; Öncelikle birinci sıraya "inancı" koyarız. İnanç olmadan bu yolculuk başlayamazdı. Her şeyin bitmediği ve başarılabilecek bir hedef olduğu konusundaki inanç, yolculuğun itici gücü oldu. Sonrası, ciddiyet, çalışmak, çalışmak ve çalışmak. Pes etmeden hedefe varmak için son ana kadar çalışmak, direnç göstermek ve ileriye doğru yürümek. Ayrıca herkesin ortak tespiti olan stat değişikliği de bu konudaki olumsuz psikolojik baskıyı ortadan kaldırıp, olumlu ve arkadan ileriye doğru itici, güvenilir bir güce çevirmiştir.
Tüm bu, Mucize diye adlandırdığımız süreç sonunda başarıya ulaşılan yolculuğun mimarı olarak, öncelikle gerek baştaki başarısız girişte hedef haline gelen, gerekse sonrası içine düşülen umutsuz durumda, bu başarı inancı aşılayan, bunun için varını yoğunu ortaya koyan FATİH TERİM gösterip, övmeli, tebrik etmeliyiz

O kadar acımasız, hatta pek çoğu zehirli olan eleştiri oklarını göğüsleyen, kendisi olduğunu es geçmeden, öncelikli olarak ta her türlü övgüyü ve güzel sözü Ona yollamalıyız. Sonrasında FATİH hoca etrafında bir olan ve gösterdiği zor yolculukta bu inancı özümseyip, ter akıtan oyunculara takdir ve teşekkürlerimizi sunmalıyız.
Son olarak, yıpranmış, zor bir hedefe umutsuzca ve sahipsizce odaklanmış bu ekibe sevgi dolu, inanç dolu desteğini sunan, kalplerindeki katışıksız Milli Takım sevgisini tüm sıcaklığı ile sunan, Konya seyircisine ayrı bir paragraf açmalıyız.

Gerek puan gerekse mental olarak dibe vurmuş bu takımın yaralarını koşulsuz sevgisi ile saran ve güvenle sahaya çıkmasının uygun ortamını sağlayan Konya şehri ve Torku Arena'daki seyirciler bu başarıda küçümsenemeyecek bir pay sahibi olmuşlardır. 

Fatih Terim gibi, Milli Takım gibi, tarihe bakanlar, onları da bu başarının mimarlarından sayarak, anacaklardır. Bu gurur onlara, bu sevinç te bizlere bu günlerde fazlası ile yeter.

Eczacıbaşı VitrA Dünya Şampiyonu

Avrupa Şampiyonu Eczacıbaşı Vitra, Rus takımı Dinamo Krasnodar’ı 3-1 yenerek Dünya Kulüpler Şampiyonu olarak tarihe adını altın harflerle yazdırdı.
Dünya voleybolunda bu yıl fırtına gibi esen turuncu beyazlılar Avrupa Şampiyonluğu'ndan sonra, Dünya Kulüpler Şampiyonu da oldu. Turnuva da Rusya’nın Dinamo Krasnodar takımı 2., Brezilya’nın Rexona takımını 3-0 yenen İsviçre’nin Volero Zürih takımı ise 3. oldu. 
Karşılaşmayı  taraftarlar arasında izleyen Eczacıbaşı Yönetim Kurulu Başkanı Bülent Eczacıbaşı ve Eczacıbaşı Spor Kulübü Başkanı Faruk Eczacıbaşı maçtan sonra büyük coşku yaşadılar. Eczacıbaşı Vitra, Dünya Kupası'nı alırken aynı zamanda 210 bin ABD doları ödülün de sahibi oldu.
Rahat Kazandı
İlk sete baskılı başlayan Eczacıbaşı Vitra ilk teknik molaya 8-4 önde girdi. Takımın lider ismi Neslihan’ın eski günlerine döndüğünü göstermesi ve 7 sayı alarak arkadaşlarına itici güç yaratmasıyla Eczacıbaşı Vitra bu seti 25-16 kazanarak durumu 1-0 yaptı.
Neslihan etkili oyunuyla Eczacıbaşı'na kupayı getiren isimlerden oldu.
2. sette de Eczacıbaşı Vitra’nın üstünlüğü vardı. Dinamo Krasnodar 18-18’de takımımızı yakalasa da Neslihan ve oyuna son dakikalarda giren De la Cruz’un peş peşe aldığı sayılarla set 25-21 Eczacıbaşı’nın oldu 2-0.
Maçın 3. seti ise Rus takımının üstünlüğüyle geçti. Krasnodar bu seti 24-26 alarak durumu 2-1 yaptı.  

Senin için Fenerliyim

Fenerbahçe-Beşiktaş derbisi öncesinde yaşanan Fair-Play örneği, BJK TV'de yayınlandı.
F.Bahçe-Beşiktaş derbisi öncesi seromonide müthiş bir Fair-Play örneği yaşandı... Necip Uysal'ın önünde duran çocuk, "Ben sana düştüm ama F.Bahçeliyim... Artık Beşiktaşlı mı oldum?" diye sordu. Necip, minik çocuğa şu cevabı verdi: "Hayır, sakın üzülme. Sen hâlâ F.Bahçelisin.  Benim elimi tuttun diye artık ben Fenerliyim."
Bu harika olay BJK TV'de yayınladı. Çocuğun babası, Necip'e şu mektubu yazdı: "Değerli Oğlum Necip... Ben Fenerbahçe kongre üyesiyim ve iyi bir taraftarım.
İnsanlığı Kazandın!
Beşiktaş maçında 6.5 yaşındaki iki oğlum seremonide sahaya çıktılar. Oğlum ile girdiğin bu diyalogu hiç unutmayacağım... Eşim ile birlikte maç boyunca senin başarılı olmanı istedik. Kaybettiniz ama sen kazandın..."

Hoşçakal Büyük Başkan Süleyman Seba

İyi İnsanların, güzel insanların ardından iyi şeyler, güzel şeyler söylemek kolaydır. Kolaydır da bazen bu sözler, bu methiyeler yersiz ve yetersiz kalır. Gidenin boşluğu öyle devasadır ki hiçbir şey orayı dolduramaz.
Yaşarken her türlü övgüye ve saygıya mazhar olmuş bir insanın sonsuza göçmesi kalanlar için sarsıcı etkiler bırakır. Bunun temel nedeni bu tarz insanların azlığı ve aranırlığıdır.
Sayın Süleyman Seba sadece bir başkan değil, sadece bir Beşiktaş’lı değil Türk spor dünyasının temel direklerinden biri idi. O varlığı ile herkese güç veren, yön veren biri idi. Koca bir çınardı o, gölgesinde herkese yer eden.
Zor zamanlarda kolaya kaçmayan, ilkelerine bağlı kalan çalışkan ve sebatkâr bir başkandı. Başarı sadece uğraşların sonuçlarından biri idi. Her şekilde başarı onun rehberinde yoktu. Her durumda şerefi ile mücadele tek düsturu idi. Kazanmak hakkı ile ulaşılan bir netice idi. Bunu başardı. Ve tarihe “Şerefli İkincilikler” şeklinde kısaca söylenen felsefeyi altın harflerle kazıdı.
Edebi, hayayı, şerefi, hakkı, saygıyı, kıt kanatla var olmayı, şımarmamayı, azgınlık yapmadan kutlamayı, rakiplerin kıymetli olduğunu öğretti bizlere.
O son yolculuğuna çıkarken bizlere böyle bir miras bıraktı. Sayın, sevin, azmayın, kızmayın, değer verin, değer görün ve hakkınız ile kazanın, edebiniz ile kutlayın diye veda etti.
Yolun açık olsun Başkan! Duruşunda güzeldi, bıraktıkların da güzeldi; Bıyığında güzeldi, paltonda güzeldi; Beşiktaş’ta güzeldi, şampiyonluklarda güzeldi.... Hoş çakal koca çınar! Her şey seninle bi güzeldi....
Allah (c.c) rahmet eylesin.... Mekanın cennet olsun....
iyiturks

Alex De Souza: Para Mutluluk Kaynağı Değil

Futbolcular ve benzeri popüler biçimde popüler meslek sahipleri genellikle magazinsel konular veya gerilim kaynağı tartışmalar ile gündeme gelirler. Ana konu başlıkları gece gezmeleri, lüks harcamaları, kavgaları ve benzeri içi boş şeylerdir.

Fenerbahçeli Alex yıllarca top koşturduğu ülkemizde tabii ki bu konular ile epeyce meşgul etti gündemimizi. Ancak bu işin doğası gereği işinde başarı sağlayıp, popülerlik düzeyi artıkça kaçma imkânı neredeyse sıfıra yakın bir yüzdeye sahiptir. Siz istediğiniz kadar uzak durmaya çalışın, var olan düzende basının öncülüğünde çok önemsiz konular hayat memat meselesi haline gelebilir; Pire için yorgan yakılabilir.

Futbol hayatını ülkesi Brezilya'da sürdüren Alex tatil için ülkemizde bulunuyor. Ve çeşitli nedenlerde bolca basınımızda yer alıyor. Bugün Hürriyet gazetesinde okuduğumuz bir röportaj ,Alex'in çok doğru tespitleri ve beğendiğimiz önerileri nedeni ile çok fazla dikkatimiz çekti ve burada bu güzel fikirleri paylaşmak istedik.

Alex kısaca diyor ki; Para mutluluk kaynağı değil, Tasarruf yapmalıyız, Gençler tüketmeyi çok seviyor ancak geleceği düşünmeliler..... Aşağıda bu güzel röportaj;

Bu fotoğraf 100 yılda bir çekilir

Devler Ligi erkeklerde Halkbank, kadınlarda Eczacıbaşı ve Vakıfbank Final Four’da mücadele edecek. CEV Cup’ta Fenerbahçe’nin kadınları favori. Challenge Cup’ta ise erkeklerde Fenerbahçe Grundig ile kadınlarda Beşiktaş mutlu sona çok yakın.
Voleybolda Avrupa finallerine kilitlendik... Tartışmasız ülke sporumuzun en başarılı branşı konumuna gelen filede artık Avrupa’nın zirvesindeyiz...  Dünyanın önemli oyuncularının hepsinin tercihi ülkemize gelmek oluyor. Bu da başarıyı beraberinde getiriyor. Fenerbahçe’nin ve Vakıfbank’ın önderliğinde yükselişe geçen Türk voleybolu bu sezon adeta altın çağını yaşıyor. Yukarıdaki resime çok iyi bakın... Belki o karenin bir yenisi 100 yıl daha çekilemeyecek. Önümüzdeki 3 haftada Avrupa’da şampiyonluk için ter dökecek 6 Türk takımının kaptanları Hürriyet için bir araya geldiler ve tarihi bir poz verdi. 6 takımın kaptanı büyük fedakârlık yaptı. Yoğun idman ve maç tempolarının yanı sıra Ankara’da yaşayan Halkbank’ın kaptanı Hüseyin Koç’un da aynı anda Burhan Felek Spor Salonu’nda olması gerekiyordu… Herkes oradaydı. Bu tarihi buluşmayı gerçekleştirdik.

Vakıfbank Altın Arma Dünya Şampiyonu Oldu

Vakıfbank kadın voleybol takımı muhteşem başarı serisini Dünya Kadınlar kulüp voleybol şampiyonasında zirveye çıkarak taçlandırdı. Kulüp takımı olarak dünyanın bir numarası olmayı başardı. Futbolda böyle organizasyonlara katılabilmeyi başarı, gruplardan çıkmayı ise küçük birer mucize saydığımız bir ortamda Vakıfbank bütün kupaları müzesinde topladı.  Bu başarılar ile gurur duymalı ve bunu başaranları gururlandırmalıyız.
Vakıfbank, İsviçre'nin Zürih kentinde düzenlenen FIVB Kadınlar Dünya Kulüplerarası Voleybol Şampiyonası finalinde Brezilya'nın Unilever Volei takımını 25-23, 27-25 ve 25-16'lık setlerle 3-0 yenerek şampiyon oldu. Öte yandan Vakıfbanklı Jovana Brakoçevic turnuvanın en iyi oyuncusu seçildi.

Tebrikler Galatasaray

Futbol dünyasının en zor ve en prestijli kupası olan Şampiyonlar Ligi’nde çeyrek finale kalan Galatasaray çok önemli bir başarıya imza attı. Bu başarı ile kendi hem de ülkemiz maddi manevi kazançlar elde etti.
Bu zor turnuvada ilk 8 takım arasına kalma başarısını gösteren Galatasaray’da en büyük payın Fatih Terim’de olduğu aşikârdır. Bu tarz başarılar para, şöhret v.b dış etkenlerle değil, inançla, azimle ve doğru çalışma ile gelir. Yukarılara çıkma gücünü veren inanç içimizdeki hırsla doğru oranla buluştuğunda bu tadına doyulmaz hazları yaşatmaktadır. Tabii ki başarıda yönetimin, oyuncuları, taraftarların ve diğer çalışanların payı bulunmaktadır. Ancak onların parasını emeğini doğru bir şekilde bir araya getirip en uygun karışımı yapan ve başarıya inancı aşılayan maestro Fatih Terim’dir. Ne de olsa başarısızlıklar da fırlatılmaya hazır olan oklar ona çevrili değimlidir zaten.
Almanya’da Veltins Arena’da ilk maçı 1-1 biten rövanş maçında Schalke 04’ü Hamit, Burak ve Umut’un golleri ile 3-2 yenip çeyrek finale kala Galatasaray’da tüm ekibi tebrik eder, başarılarının finale kadar gitmesini temenni ederiz.
iyiturks

Avrupa'nın en büyüğü yine Vakıfbank


CEV Şampiyonlar Ligi Bayanlar Dörtlü Finali´nin şampiyonluk maçında Vakıfbank ile Rabita Bakü karşı karşıya geldi. Önce Polonya takımı Atom Trefl Sopot´u, sonra da Eczacıbaşı VitrA´yı eleyen Vakıfbank, yarı finalde Galatasaray Daikin'i,  finalde de Azerbaycan temsilcisi Rabita Bakü´yü 3-1 mağlup ederek Şampiyonlar Ligi şampiyonu oldu.
Salonu dolduran ve maç boyunca büyük destek veren taraftarlarının izlediği karşılaşmaya çok iyi başlayan Vakıfbank, maçın ilk teknik molasına 8-4, ikinci teknik molaya da 16-10 önde girdi.  Etkili oyununu mola sonrasında da sürdüren Vakıfbank, ilk seti 25-17 önde bitirdi.
İki takımın da karşılıklı sayı bularak başladığı ikinci sette Rabita Bakü, ilk teknik molaya  8 - 6 önde gitti.  Molanın ardından toplanan ve daha etkili bir oyun sergileyen Vakıfbank, taraftarının desteğini de arkasına alarak önce skoru eşitleyip, ardından Gözde ve Brakocevic ile bulduğu sayılar ile ikinci seti 25 - 20 kazandı.
İkinci set gibi çekişmeli başlayan üçüncü sette Azerbaycan ekibi ilk teknik molayı 8-6 önde geçti. Teknik mola dönüşünde Vakıfbank oyundan kopmadı ve durumu eşitledi ancak smaçlarda daha etkili olan Rabita Bakü ikinci teknik molayı 16-14 önde tamamladı. Teknik molaları önde tamamlayan Azeri ekip setin sonunu getiremedi ve sonu büyük bir çekişmeye sahne olan seti Vakıfbank etkili oyunu ve sonunda Gözde´nin smacı ile 25 - 23, maçı  da 3-0 kazanarak Şampiyonlar Ligi şampiyonu oldu.

Galatasaray 4. kez dünya şampiyonu

Galatasaray Tekerlekli Sandalye Basketbol Takımı, Japonya'da düzenlenen Kıtalararası Kupa final maçında ev sahibi ekip Miyagi Max'ı 67-48 yenerek, üst üste ikinci, toplamda dördüncü kez şampiyon oldu.
Galatasaray Tekerlekli Sandalye Basketbol Takımı, Japonya'da düzenlenen Kıtalararası Kupa'nın final maçında ev sahibi ekip Miyagi Max'ı 67-48 yenerek, şampiyon oldu.
“Engelsiz Aslanlar”, Kitakyushu kentinde bu yıl 10. kez düzenlenen Kıtalararası Kupa final maçında ev sahibi ülkeden Miyagi Max ile karşılaştı. Mücadeleden 67-48'lik skorla üstün ayrılan “Engelsiz Aslanlar”, üst üste ikinci, toplamda ise dördüncü kez Kıtalararası Kupa'da şampiyon olma başarısı gösterdi.
Karşılaşmaya Piotr Luszynski, Sofyane Mehiaoui, İsmail Ar, Fikri Gündoğdu ve Mateusz Filipski 5'iyle başlayan Galatasaray, ilk çeyreği 19-15 önde kapadı.
Japonya temsilcisi, devrenin sonuna 7.07 dakika kala 22-21'lik skorla maçta ilk kez öne geçmeyi başardı. Karşılıklı basketlerle geçen ikinci periyot sonunda, skorda 32-32 eşitlik oluştu.
Üçüncü çeyrekte daha iyi oynayan sarı-kırmızılı ekip, son periyoda 49-44 önde girdi.
Dördüncü çeyreğin başında Miyagi Max, oyuna tekrar ortak olabilmek için hamleler yaptı. Ancak üçüncü çeyrekte kazandığı avantajı koruyan Galatasaray, İsmail Ar'ın basketiyle skoru 57-46'ya getirerek, farkı ilk kez çift hanelere çıkarmayı başardı. Son bölümde üstünlüğünü rakibine iyice kabul ettiren Galatasaray, Özgür Gürbulak'ın 3 sayılık atışının ardından skoru 62-48'e taşıdı. “Engelsiz Aslanlar”, son çeyrekteki 18-4'lük bariz üstünlüğüyle sahadan 67-48'lik skorla galip ayrılarak, üst üste ikinci, toplamda dördüncü kez şampiyon oldu.
Galatasaray, daha önce de 2008, 2009 ve 2011 yıllarında bu kupayı Türkiye'ye getirmeyi başarmıştı.
Toplamda 4 kez şampiyon olan “Engelsiz Aslanlar”, 2003'ten beri düzenlenen Kıtalararası Kupa'yı en çok kazanan takım unvanını korudu. “Engelsiz Aslanlar”, geçen yıl da final maçında yine ev sahibi Miyagi Max'ı 68-51 mağlup ederek zafere ulaşmıştı.

1. Çeyrek: 19-15
2. Çeyrek: 13-17 (32-32)
3. Çeyrek: 17-12 (49-44)
4. Çeyrek: 18-4 (67-48)

Zirvedeki Türk: Tunç Fındık

8 bin metrenin üzerindeki 7 zirveye tırmanmayı başarmış tek Türk dağcı olan Tunç Fındık ile dağcılıkta bir dünya rekoru olan 14x8000 hedefini sorduk.
14x8000 nedir?
Yeryüzünde 8 bin metreyi aşan 14 tane dağ var. Çin, Nepal ve Pakistan üçgenindeki bu dağların yükseklikleri, 8 bin 30 ile 8 bin 850 metre arasında değişiyor. Bu zirvelerin hepsine ulaşmak bir tür dağcılık olimpiyatını tamamlamak anlamına geliyor. Dünyada bu seriyi tamamlayabilen sadece 30 kadar insan var. Ben de yolun yarısına geldim. Bunu başaran ilk Türk olmak istiyorum.
En son K2’yi aştınız? Söylendiği gibi en zoru muydu?
Evet, K2 zor bir çıkış oldu. Diyebilirim ki, Makalu ve Kanchenjunga dağlarıyla beraber çıktığım en zor 8 binliklerden oldu. K2, Everest ile mukayese edilemeyecek kadar zor bir dağ. Hava ve tırmanış koşulları istikrarsız, çığ riskleri yüksek. 5 bin 200 metreden zirveye yani, 8 bin 611 metreye dek neredeyse 4 kilometre yükseklikte dik bir buz ve kaya tırmanışı yapılıyor. K2 benim sekizinci 8 bin metre üzeri dağım oldu. 2009’daki  ilk tırmanış denememde hava ve ekip sorunları nedeniyle zirveye ulaşamamıştım. Tabii, K2’ye acemi bir dağcı olarak gitmedim. K2’nin bizim tırmandığımız güney sırtı olan Abruzzi rotasından 2008 yılından beri zirve yapılamıyordu ve 2008 çıkışında da 11 kişi yaşamını yitirmişti. Biz, 31 Temmuz günü 22 kişi değişik saatlerde zirveye ulaştık ve sağ salim geri indik. Aynı gün bu kadar kişinin zirveye çıkması K2 tarihinde bir ilk oldu.
Sırada ne var?
Bahar 2013’de Tibet’teki 8 bin 13 metrelik Shishapangma ve sonbaharda ise Nepal’deki 8 bin 163 metrelik Manaslu Zirvesi var. Yazın ise Güney Amerika’da, Peru’nun 6 bin metrelik dağlarında teknik buz ve kayada tırmanış planım var.
14. zirveye ne zaman ulaşacaksınız?
Tabi bu sponsora ve desteğe bağlı bir şey. Çünkü 14x8000 her şeyden önce maliyetli bir maraton. 8 bin metreyi aşan ilk zirveye 2001 yılında ulaştım. Ancak 14’lük seriye, 2006’daki üçüncü 8 binlik zirvemden sonra başlamaya karar verdim ve altı yılda sekiz zirve geride kaldı. Kalan altı zirveye ulaşmak için sanıyorum dört-beş senelik bir süre var önümde. Yılda iki ya da üçten fazla 8 binlik dağa tırmanamıyorsunuz. Çünkü bu tür bir dağda zirve yapmak en iyi ihtimalle iki ay sürüyor. Ayrıca mevsim şartları da çok önemli. Mesela Nepal Himalayaları’ndaki 8 binlik dağlara tırmanmak için bahar aylarını beklemeniz gerekiyor. Pakistan’da ise sadece yaz döneminde tırmanış yapabiliyorsunuz. 
Türkiye’de sizi heyecanlandıran dağları sorsak?

Dünya Şampiyonu Kenan Sofuoğlu

Motor sporlarında dünya çapında büyük başarılara ulaşmış olan sporcumuz Kenan Sofuoğlu 2012 yılını Dünya Süpersport şampiyonu olarak tamamladı.
Milli motosikletçi Kenan Sofuoğlu, Dünya Supersport Şampiyonası'nın 12. ayak yarışı Portekiz koşusunu ikinci sırada tamamlayarak sezonun bitmesine bir yarış kala şampiyonluğunu ilan etti. Partimao Pisti'ndeki Portekiz yarışına 7. sıradan başlayan Kenan Sofuoğlu, koşuyu ikinci sırada bitirmeyi başardı. Bu sonuçla genel klasmanda puanını 218'e taşıyan Sofuoğlu, sezonun bitmesine bir yarış kala en yakın rakibi Fransız Jules Cluzel ile aradaki puan farkını 33'te tutarak Dünya Supersport Şampiyonası'nda şampiyonluğu da garantilemiş oldu.
Sofuoğlu, Dünya Supersport Şampiyonası'nda 2007 ve 2010 sezonun ardından üçüncü şampiyonluğuna ulaştı. Kawasaki Lorenzini takımıyla yarışan Sofuoğlu, koşu sonrası takımının şampiyonluğunu işaret eden "1" numaralı forma ile altın kaplama botu giyerek, Türk bayrağıyla pistte tur attı.
Portekiz yarışını Fransız Jules Cluzel ilk sırada tamamlarken, Fransız Fabian Foret ise üçüncü sırada tamamladı. Genel klasmanda ise Sofuoğlu 218 puana ulaşırken, Jules Cluzel 185 puanla ikinci, Fabian Foret ise 160 puanla üçüncü sırada yer aldı.

Sen olmasaydın onlar da olmazdı

Tarih bir gün seni de yazacak elbet; doğruların ve yanlışlarınla... Milyonlarca doğruyu ilmek ilmek bir araya getirdikten sonra tek bir yanlışa kurban edivermenle...
Başka bir coğrafyada doğup büyümüş olsan, kitaplar yazar, filmler yaparlardı henüz 35 yıla varmamış yaşamından. Burada yapmazlar, biliyorsun. Konuşur konuşur geçeriz biz. Unuturuz, unuttururuz.
Seven kadın her şeyi göze alır. Peki ne yapmaz?
Soru sormaz. Sorgulamaz. Kalbinin orta yerine oturttuğu adamın, hayatının dümenine geçmesine de izin verir kayıtsız şartsız. Onu dünyanın ucuna götürmesine çıtını çıkarmaz.
Büyükanneden kalma bir mübadele hikâyesidir: “Deden eve gelip, ‘toparlan gidiyoruz’ dedi. ‘Nereye’ diyemedim. Vapura bindiğimizde neler olacağını hâlâ bilmiyordum. Etrafımdakilerden duydum da öğrendim, İzmir limanına çıkacağımızı...”
Böylesine sevebilmek...
Günümüzde böyle sevebilen kadınlar kalmadığı için olsa gerek, ezberimizi bozdun sen bizim. Soru sormanı istedik. Hayatını “ona” göre yaşamanı değil, bize göre yeniden yoğurmanı...
Kazanacağın madalyaları hepimizle paylaşmanı, onlarla müsvedde hayatlarımızı temize çekmeni... Tırmanacağın kürsülerle bize de orgazmik zirveler armağan etmeni arzuladık. Olmadı... Kılavuzunun girdiği yanlış bir sokakta patladı bütün doğrular... Geri dönüş yoktu. Şampiyonken bir anda hain oluverdin.
“Sen de kalp çıktın” dedik, kalbindeki yangınları görmezden gelerek... Hep birlikte üzerine çullandık. Yine de vermedin sevdiğin adamın kellesini (Senin yerinde bir erkek olsa verirdi, inan).
Bize göre ‘hata’, sana göre ‘aşk’ olanda direndin. Sustun. Arada sırada kurmaya çalıştığın kırık dökük cümleler hıçkırıklarda boğuldu. Anlatamadın...
Anlatsan da dinlemezdik zaten... Anlamak istemiyorduk ki.
‘Şampiyon atlet’ diye bilinen biri, hiç koşamadan nasıl geçirir o upuzun yılları? Ekranın karşısına oturup, yarışları izleyebilir mi mesela? “Ben olsaydım şöyle koşardım” diye fısıldayabilir mi kendine? Diri diri gömüldüğü kabrin azabını, ne yapar da, bir nebze olsun dindirebilir?
Biz bunları sormadık. Merak etmiyorduk çünkü...
İçindeki hazine
Sonra bir gün bir kadın koştu geldi karanlıkların içinden... Peşinde de cıvıl cıvıl bir genç kız... Koşar adımları ne kadar da benziyordu seninkilere... Ama gözleri... Gözleri farklıydı. Sen hülyalı bakardın, metreleri finiş ipine doğru eritirken. Onlarda tarifi zor, çakmak çakmak bir kıvılcım var.
Sorduk öğrendik; beraber çalışmışsınız. Bizim seni yok saydığımız, “hükümsüzdür” bellediğimiz günlerde, yine de vazgeçmemişsin giremeyeceğin yarışlara hazırlanmaktan. O genç atletlerin kamplarına gidip, onları şampiyonluğa götürecek bir şeyler vermişsin. “Deneyimlerini paylaşmışsın.” Öyle yazdı gazeteler...
“Deneyim başımıza gelen şeylerin toplamıdır” derler ya, sendeki hazine kimde var?
Zaten bu gençlere o asil elini uzatmasan da, yıllar önce yapmıştın yapacağını... Onlar seni izleyerek inandılar kazanabileceklerine... Henüz parmak kadar birer kız çocuğuyken, senin resimlerine bakıp yumdular gözlerini madalyalı rüyalara...
Çok iyi biliyorsun ki... Çok iyi biliyoruz ki...
Sen olmasaydın Aslı ile Gamze de olmayacaktı, Süreyya...

Aslı Altın Gamzesi Gümüş Türk Kızları


Londra Olimpiyatları'nda atletizm kadınlar 1500 metre finalinde Türk atletler Aslı Çakır Alptekin altın, Gamze Bulut ise gümüş madalya kazandı. Yarış sırasında ilginç anlar da yaşandı. Yarışa damga vuran olay Gamze'nin çığlıklarıydı. Son 300 metrede öne geçen Aslı Çakır Alptekin'in ardından gelen Gamze, "Aslı abla arkandayım" diye bağırarak bütün stadyumu çığlıklarıyla inletti.
Olimpiyat Stadı'nda yapılan kadınlar 1500 metre finalinde Aslı Çakır Alptekin 4:10.23'lük derecesiyle birinci olurken, Gamze Bulut  4:10.40 ile ikinci sırayı elde etti. 
Yarışın başlamasıyla birlikte Gamze Bulut ve Aslı Çakır Alptekin, öndeki grupta yer aldılar. Gamze Bulut, ilk 400 metreyi lider geçerken, Aslı Çakır Alptekin de ilk 5 içinde koştu.
Son tura da Gamze lider girdi. Son 300 metrede atağa kalkan Aslı Çakır Alptekin, liderliği ele geçirdi. Son düzlüğe de lider giren Aslı Çakır Alptekin, yarışın sonuna kadar liderliğini korudu. Gamze de ikinci sırada yarışı bitirince Türkiye olimpiyat oyunlarında 1500 metreyi iki madalyayla kapadı.
Son Avrupa Şampiyonası'nda da Aslı Çakır Alptekin altın, Gamze Bulut da gümüş madalya kazanmıştı. İki atlet, Avrupa Şampiyonası'ndaki başarılarını olimpiyatlarda da tekrarladı.
Bu tarihi başarıyı yaşatan atletlerimizi kutlar, ülkemiz geleceğinde yeni ufuklar açmalarından dolayı sonsuz teşekkürlerimizi sunarız.


iyiturks

Basketbolda Yıldızlarımız Avrupa Şampiyonu

Yıldız Erkek Basketbol Milli Takımı Avrupa şampiyonu... Letonya ve Litvanya'nın ev sahipliği yaptığı turnuvanın final maçında milliler Fransa ile karşılaştı. Ay yıldızlılar NTV Spor'dan canlı yayınlanan maçı 66-61 kazanarak şampiyon oldu.
Letonya ve Litvanya’nın ortaklaşa düzenlediği Avrupa Yıldız Erkekler Basketbol Şampiyonası’nın finalinde Türkiye ile Fransa karşı karşıya geldi.
Milliler, NTV Spor’dan canlı yayınlanan karşılaşmada rakibinden üstün bir oyun sergiledi ve maçı da 66-61 kazanarak tarihinde üçüncü kez yıldızlar kategorisinde Avrupa şampiyonu oldu.
İlk çeyreğe ay yıldızlılar çok hızlı başladı. Kolay sayılar bulan ay yıldızlılar farkı açmaya başladı. Ancak millilerin top kayıplarını iyi değerlendiren Fransa, hızlı hücumlardan bulduğu basketlerle aranın daha fazla açılmasına izin vermedi. Milliler, üstünlüğünü korumayı başardı ve ilk çeyreği de 19-16 önde bitirdi.
İkinci çeyreğe de etkili giren ay yıldızlılar oldu. Dış atışlardan bulduğu sayılarla arayı yeniden açmaya başlayan milliler, çeyreğin son 2.5 dakikasına 34-28 önde girdi. Son bölümde potasında üst üste sayılar gören ay yıldızlılar, son saniyede Dussoulier’in 3 sayılık basketine engel olamamasına rağmen soyunma odasına 37-33 önde gitti.
Karşılaşmanın ikinci devresine hücumda hızlı başlayan ay yıldızlılar, Fransa’nın kolay sayı bulmasına izin vermedi. Oyunun kontrolünü elinde tutan milliler, çeyreğin son 2 dakikasına girilirken skoru 51-41’e getirerek farkı çift hanelere taşıdı. Aranın kapanmasına izin vermeyen ay yıldızlılar, son çeyreğe de 10 sayılık avantajla başladı: 53-43.
Son çeyreğe dış atışlarda yüksek şut yüzdesiyle başlayan milliler, farkı 15 sayıya kadar çıkardı. Ay yıldızlılar hücumda zorlanınca Fransa 12-0’lık bir seri yakaladı ve son 2.5 dakikaya girilirken farkı 1 sayıya kadar indirdi. Ancak son bölümde toparlanan ay yıldızlılar, rakibinin öne geçmesine izin vermedi ve üstünlüğünü koruyarak sahadan 66-61 galip ayrıldı.
Millilerde Mehmet Alemdaroğlu 14 sayı, 11 ribaundla maçı tamamlarken, Egemen Güven 12 sayı, 6 ribaundla, Ediz Oktay da 10 sayı, 3 ribaund ve 3 asistle mücadele etti. Okben Ulubay turnuvanın en iyi oyuncusu seçilirken aynı zamanda  turnuvanın“en iyi 5”inde de yer aldı.
TÜRKİYE: 66 - FRANSA: 61
Salon: Vilnius
Türkiye: Ege 2, Berk 6, Ediz 10, Kadir, Tolga 2, Oğulcan 9, Mert 4, Oğuzhan 2, Ercan, Okben 5, Mehmet 14, Egemen 12
Fransa: Fedensieu 8, Ory 7, Dussoulier 11, Mana 2, Feli, Michel 3, Wallez 2, Cavaliere 10,Gombauld 1, Vanerot 11, Smock 6 
1. Periyot: 19-16
Devre: 37-33
3. Periyot: 53-43