Profesyonel İlişkiler Kurmakta Zorlananlar İçin Üç İpucu

İlişkiler ağı kurmanın iş hayatında başarının anahtarı olduğunu hepimiz biliyoruz. Fakat birçoğumuz, samimiyetsiz olduğu fikriyle buna direniyor. İlişkiler ağı kurmak gerçekten samimiyetsiz bir eylem olsaydı bu anlaşılabilir ve övgüyü hak eden bir tepki olurdu. Ama ilişkiler ağı kurmayı insanların birbirini pohpohlaması zannetmek aslında bir karikatürden ibaret.
Ağ kurmada en başarılı kişiler, karşılarına çıkan her toplantıya katılıp tanıştıkları herkese kartvizit uzatan insanlar değildirler. Aksine, kurdukları ilişkiden hemen ne kazanacaklarına bakmaktansa karşılarındaki insana duydukları merak ve gösterdikleri ilgiye dayanan uzun süreli ve anlamlı ilişkiler oluştururlar. İlişkiler ağı kurmakta zorlananlara bu süreci daha verimli ve keyifli bir hâle getirmek için başvurabilecekleri üç strateji derledim.
Yönlendirme isteyin
Diğer nitelikli profesyonellerle tanışmak istiyorsanız bir etkinliğe gidip işinizi şansa bırakmamalısınız. Bunun yerine en güvenilir iş arkadaşlarınıza tanışmanız gerektiğini düşündükleri bir arkadaş ya da meslektaşları olup olmadığını sorun. Sizi e-postayla tanıştırmalarını isteyin; ardından onları kahveye ya da öğle yemeğine davet edebilirsiniz. Güvendiğiniz insanlardan tavsiye alırsanız yeni tanıştığınız insanları ön elemeden geçirmiş olursunuz ve iyi bağlantılar kurma şansınız daha da artar.
İyilik istemeyin

Sonbaharın Tadı Balkabağı

Kabağın bu topraklardaki hikayesi çok eskiye dayanıyor aslında. Hekimlerin Babası olarak anılan Bergamalı Galen eserlerinde kabağın yararlarından bahseder. Beden dokusunun kendini yenilemesi için önemli bir vitamin hazinesi barındıran kabak, sadece tadı ile değil verdiği şifayla da önemli bir besin maddesi olarak öne çıkıyor. Günümüzde kabaktan tam 40 çeşit yemek, tatlı ve şekerleme yapılıyor.
Kabak, Sakarya’nın hemen hemen tüm bölgelerinde yetişir. Özellikle "kara toprak" olarak tabir edilen düz ve verimli arazileri de pek sever. Tohum ekilmeden önce toprak havalandırılır, çapalanıp temizlenir. 35 yıldır kabak yetiştiriciliği yapan Nevzat Yılmaz, kabağın ekimden hasada kadar büyük bir uğraşı olduğunu söylüyor: “Bahar mevsiminde tohum olarak atıyoruz. Sulama istemiyor ancak sabahları çiğ düşmeyen bazı bölgelerde sulama yapmak gerekiyor. Sakarya bol miktarda sabah çiği yağışı aldığından buranın kabağına lezzet katıyor. Ekildikten dört ay sonra da hasat zamanı başlıyor.” 

2. Türkçe Bayramı İçin Geri Sayım Başladı!

Yunus Emre Enstitüsü tarafından, T.C. Cumhurbaşkanlığı himayelerinde bu yıl ikincisi düzenlenen “Türkçe Bayramı” programı, 27 Ağustos Cumartesi günü İstanbul Ülker Sports Arena’da Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın katılımlarıyla gerçekleşecek.
“Türkçe Yaz Okulu” kapsamında 46 ülkeden 540 öğrenciyi Türkiye’nin 16 farklı ilinde ağırlayan Yunus Emre Enstitüsü, “Türkçe Yaz Okulu” finalini 27 Ağustos’taki “Türkçe Bayramı” ile taçlandıracak.
Türkçe Bayramı, kültür elçilerinin “İnsan ve Türkçe” temalı gösterisi ile dünyaya vereceği büyük mesaja sahne olacak. Öğrenciler sahneledikleri eserlerle dünyaya “Türkçe” barış, dostluk ve sevgi mesajları gönderecekler.
Türkçe Bayramı’nın ilki 2015 yılında Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın himayelerinde ve çok sayıda bakanımızın onurlandırmasıyla 60 ülkeden 500 öğrencinin katılımıyla 22 Ağustos’ta İstanbul Ülker Sports Arena’da gerçekleşmişti.
Türk kültürü için kültür elçileri Türkiye’de
Yunus Emre Enstitüsünün bu yıl yedincisini düzenlediği “Türkçe Yaz Okulu” programı, 46 ülkeden 540 yabancı öğrencinin katılımı ile 25 Temmuz-27 Ağustos tarihleri arasında Türkiye’nin 16 farklı şehrinde gerçekleşti.

Bir Yabancılaşma Hikayesi : Arda Turan

Gündemimizde Futbol Milli Takımımızın Euro 2016 da aldığı başarısız sonuçlar var. Bir önceki yazımızda bu konudaki görüşlerimizi kaleme aldık.
Bu yazımızın öznesi Arda Turan. Takım kaptanı olması, çok fazla beklenti olması ve çeşitli nedenler ile aşırı biçimde kamuoyu önünde olması sebebi ile başarısızlığın asıl aktörlerinden sayılıyor.
Uzun bir süre soluksuz biçimde yükseliş trendinde olan yaşamı birden bire aşağıya doğru devrilmeye başladı. Barcelona gibi hayallerinin takımında oynama onuruna ulaşan, milli takımda kaptanlık sorumluluğu verilen bir starken, şimdi her taraftan gelen acımasız eleştiri oklarının hedefinde.
Aslında şu an ki durum açık açık kendini belli eden ve geliyorum diye yüksek sesle seslenen bir konu. Bunu sadece görmek istemedik.
2015 yılında Arda'nın sosyal medyada ki şu paylaşımından "Kendimi kötü hissediyorum; bazen doyumsuzluğuma, aç gözlülüğüme kızıyorum, hiçbir şey yokken. Allah çok şey verdi ama işte insanız... Hep biraz daha fazlasını çekiyor nefis. Daha fazla para, daha fazla araba, daha fazla ev. İnanın hiçbir şey olmuyor. Olmayan olsun, olan daha fazla istiyor, bu mücadele hayatı alıp gidiyor. Eskiden haftada bir kere köfte yerdik. Çok iyiydi bizim Atilla abinin köftesi, çeyrek severdim ekmeği çıkartıp üstüne kapatırdı. Şimdi her gün köfte var ama aynı tat yok. Böyle bir şey işte hayatın sınavı... Yokken özlem duyulan, varken sıkılınan... Annem bazen '70 metrekare evi özlüyorum' diyor. Haklı, çünkü o zamanlar daha samimiydi her şey. Babam geçen gün anneme 'Arda'yla gezdik, bana çok sarıldı' dedi, mutlu olmuş." etkilenmemiz üzerine kaleme aldığımız "ArdaTuran: Şimdi her gün köfte var ama aynı tat yok" isimli yazıda şu tespitlerde bulunmuşuz:
Hayat büyüdükçe insana şekil verir ve kendi yolunu seçmesi konusunda zorlar. Kimine dert, tasa, yokluk verir sınar; Kimine ne gam verir, ne tasa, üstüne de bonkörce varlık verir sınar.
Tepkilerimiz bizi biz yapar. Ömür uzun bir yolculuk gibi görünse de, yaş geçtikçe zaman hızlanır ve neticede göz açıp kapama anı kadar bir sürede sona erir, haber vermeden.

Başarısızlığın Dip Noktasında Hadsizliğin Tavan Yapması

Malum, milli takım Euro 2016 turnuvasında ilk iki maçını kayıp etti. Yüksek beklentiler ile gidilen turnuvadaki başarısız sonuçlardan çok, takımın dirençsiz ve isteksiz hali bizleri üzdü, bir kesimi ise zıvanadan çıkan çirkinliklerine sebep oldu.
Üzülmek, eleştiride bulunmak veya protesto etmek insani haktır. Çoğu duygusal olarak ani gelişen tepkilerdir. Nasıl ki iyi neticelerde sevinç, övgü ve takdir var ise, kötü neticelerde de bu şekilde davranışlar makuldür. Her iki durumda da taraflar olgun, kararında ve makul olduğu sürece bir sıkıntı bulunmamaktadır.
Ne yazık ki olgunlaşamamış karakterler nedeni ile iki durumda da aşırıya kaçmalar ve çoğunluğu rahatsız eden davranışlar bulunmaktadır. Başarı adına ilahlaştırmalar, dünyaları ben yarattım edaları ve yukarılarda uçan egoların karşılığı olarak; Başarısızlık durumunda linçe varan maddi, manevi saldırılar ile, eleştirilere karşı takınılan tahammülsüz tavırlar aynı çerçevede yaşanılmaktadır.
Netice itibarı ile bu turnuvaya katılmak başlı başına guru duyulacak bir başarıdır. Üstelik mucizevî bir biçimde Hollanda gibi futbolda söz sahibi bir ülkeyi de ekarte ederek katılınan bir turnuva söz konusu olan.
Tabii ki turnuvada insanları bu noktaya getiren başarısız sonuçlardan daha çok, takımın oynadığı alışık olunmayan ruhsuz ve dirençsiz oyun. Baştan kayıp edilmiş ve bir angaryaymış gibi çıkılan maçlar.
2012 yılında yazdığımız “Eleştiri: Yok edici Haset” değerlendirmede bu konu ile ilgili şu tespitlerde bulunmuştuk: “Futbolda Hem milli takım hem Kendi kulübü bazında birinci sınıf bir statüye kavuşturmuş Fatih Terim hayal bile edilemeyen pek çok başarıya rağmen akla hayale sığmayan nice saldırılara uğramıştır. Milli takım düzeyinde Uluslar arası kupalara katılmamızı hayalden çıkarıp gerçeğe dönüştüren, Kendi Kulübüne Avrupa Kupası kazandıran Fatih Terim değil de kendileriymiş gibi eleştiren bu zihniyettekiler onun sürekli olarak tökezlemesini beklerler.” Görüldüğü üzere günümüzde değişen pek bir şey olmamış. Hatta sosyal medya ve teknolojik imkânların gelişmesi ile beraber bu kesim genişlemiş ve seviyesini daha da düşürmüştür.