Sayfalar

TÜBİTAK, Geleceğin Bilim İnsanlarını Ödüllendirdi!


MEB Şura Salonu’nda 1 Aralık 2010 tarihinde düzenlenen Ödül Töreni ile “Ulusal Bilim Olimpiyatları” ve “Ulusal İlköğretim Matematik Olimpiyatları” ile “2010 yılı Uluslararası Bilim Olimpiyatları”nda Türkiye’yi temsil eden öğrencilere ödülleri verildi.
Ödül Töreni’nde; 15. Ulusal İlköğretim Matematik Olimpiyatları ile 18. Ulusal Bilim Olimpiyatları İkinci Aşama Sınavlarında üstün başarı göstererek; altın, gümüş ve bronz madalya kazanan öğrenciler ile 2010 yılında düzenlenen Uluslararası Olimpiyatlar’da ülkemizi temsil ederek madalya alan öğrencilere madalyaları ve ödülleri verildi.

Genç yeteneklerin bilim dünyasına kazandırılması amacıyla, ortaöğretim kurumları ile ilköğretim kurumlarının sekizinci sınıflarına devam etmekte olan öğrencilere yönelik olarak 1993 yılından beri yapılan Ulusal Bilim Olimpiyatları, matematik, fizik, kimya, biyoloji ve bilgisayar dallarında düzenleniyor. Nisan ayı içinde düzenlenen Birinci Aşama Sınavlarında üstün başarı gösteren öğrenciler, yaz hazırlık kurslarında eğitildikten sonra İkinci Aşama Sınavlarına giriyor. İkinci Aşama Sınavlarında dereceye girenlere de madalya ve para ödülü veriliyor.

Bu yıl, 24-25 Nisan 2010 tarihlerinde 28 il merkezi ve K.K.T.C’de yapılan 18. Ulusal Bilim Olimpiyatları Birinci Aşama Sınavlarına 8308 öğrenci katıldı. Bu sınav sonucunda 143 öğrenci yaz hazırlık okuluna davet edildi ve toplam 248 öğrenci İkinci Aşama Sınavlarına katılmaya hak kazandı. İkinci Aşama Sınavları ise 27 Kasım – 28 Kasım 2010 tarihlerinde Ankara’da yapıldı.

İlköğretim kurumlarına devam etmekte olan öğrencilerine yönelik olarak 1996 yılından beri düzenlenen Ulusal İlköğretim Matematik Olimpiyatları’nın 15.si ise 24 Nisan 2010 tarihinde 28 il merkezi ve K.K.T.C.’de yapıldı. Bu yıl ilk kez iki aşamalı olarak yapılan ve 4534 öğrencinin katıldığı 15. Ulusal İlköğretim Matematik Olimpiyatı sonucunda 63 öğrenci ikinci aşama sınavına, 19 öğrenci de yaz okuluna katılmaya hak kazandı. Bu öğrencilerin ikinci aşama sınavı ise 27 Kasım 2010 tarihinde yapıldı. İkinci aşama sınavında dereceye giren öğrencilere madalya ve kitap ödülü veriliyor.

Tübitak

Avrupa'da bir ilk"Yüksek performanslı yeni nesil fren hortumu"

Kocaeli Üniversitesi (KOÜ) ve Teklas Kauçuk A.Ş'nin 227 bin TL'lik bütçeyle ortaklaşa geliştirdiği “yüksek performanslı yeni nesil fren hortumu” sayesinde BMW firmasıyla 30 milyon dolarlık ticari bağlantı yapıldı. Böylece Avrupa'da istenilen şartnameye uygun yeni nesil fren hortumları ilk kez üretilmiş oldu.
BMW firmasının “yeni fren hortumu teknik şartnamesindeki” özellikleri taşıyan ürünü geliştirmek amacıyla bir süre önce çalışmaya başlayan Teklas Kauçuk ve KOÜ, kısa sürede uluslararası büyük firmaları geride bırakarak istenilen ürünü geliştirmeyi başardı.
Sanayi ve Ticaret Bakanlığınca yürütülen Sanayi Tezleri Programından (San-Tez) sağlanan 227 bin TL'lik bütçe ile hazırlanan proje kapsamında üretilen yeni nesil fren hortumunun sadece BMW firmasında 30 milyon dolarlık bir pazarı olduğu öğrenildi.
Teklas Kauçuk firmasının da geliştirilen yeni nesil fren hortumunu BMW firmasına satmaya başlandığı öğrenildi.Mühendislik Fakültesi Makine Mühendisliği Öğretim Doç Dr. Tamer Sınmazçelik, Sanayi ve Ticaret Bakanlığının San-Tez programıyla üniversitelerde üretilen bilginin teknolojiye dönüştürülmesi konusunda yapılan çalışmaların desteklemeye başladığını söyledi.
Bu program kapsamında BMW'nin yeni nesil fren hortumu şartnamesine uygun bir ürün geliştirmek üzere Teklas Kauçuk firmasıyla ortaklaşa bir proje hazırladıklarını ifade eden Sınmazçelik, şöyle devam etti:

Efendi Kral


Toshack benim için çok önemli bir insan. Teknik adamlığı tartışılabilir ama insan olarak ondan çok şey öğrendim. Öncelikle sabretmeyi öğrendim. Senin üzerindeki birinin kararlarına itaat etmeyi öğrendim. Hayata bakış açım değişti.

Türk futbol tarihinin en önemli günlerinden biri 15 Mayıs 2010 olarak anılacak kuşkusuz. Saatler 21.50’yi gösterirken Kadıköy’de Şükrü Saracoğlu Stadı’ndaydım. Bursaspor olmaz denileni yapmıştı. “Beşinci takımın şampiyon olmasına izin vermezler” inancını yıkmıştı. Bu başarının mimarı, taraftarın deyimiyle “Adam gibi adam” Ertuğrul Sağlam’dı.
O kadar çok hayatını değiştiren olaylarla karşılaşmış ki Ertuğrul Sağlam. O kadar çok “kader anı” yaşamıştı ki… Bursaspor’daki mütevazı kadrosuyla Türkiye Ligi’nin en büyük başarısını kazanmanın altyapısını büyük hayal kırıklıkları, sabırlı bekleyişler, kritik tercihler hazırlamıştı. Çalışmanın, inancın, aklın ve tabii ki aileden gelen inanılmaz bir terbiyenin sonucunda Ertuğrul Sağlam vardı artık.

Futbolla ilk ne zaman tanıştın?
Futbola ilkokul 4.sınıfta başladım. Zonguldak Ereğli doğumluyum ve Cumhuriyet İlkokulu’nda okuyordum. İlkokullar arası turnuvada gol kralı olunca Erdemir Ereğlispor’un altyapısına çağrıldım. Lisedeyken Genç Milli oldum.

Toshack döneminde stoper mevkiide oynarken bir santrafor olarak üzülmedin mi?
Üzülmez olur muyum. Yanına gittim ve “Son 3 sezonda 75 gol attım. Geçen sezon da 19 golüm var. Neden beni savunmaya çekiyorsunuz” dedim. O da, “Ben böyle istiyorum. Sen işine bak!” yanıtını verdi. Şaşırdım. Ya kalacaktım ya gidecektim. Tercih yaptım ve sabrettim. Toshack benim için çok önemli bir insan. Teknik adamlığı tartışılabilir ama insan olarak ondan çok şey öğrendim. Öncelikle sabretmeyi öğrendim. Senin üzerindeki birinin kararlarına itaat etmeyi öğrendim. Hayata bakış açım değişti.

Bunlar Bursaspor’daki başarında rol oynadı mutlaka.
Kesinlikle. Buradaki oyuncu grubum hep bana saygılı davrandı. Ben de onlara başından beri açık oldum. Her kritik dönemde onlarla konuştum. Nasıl ben Beşiktaş’ta verilen her görevi yapıp halkın saygısını kazandıysam onlar da benim kararlarıma saygı gösterdiler. Bu açıdan çok şanslı bir çalıştırıcıyım. Ekip olarak çok çalıştık, çok inandık. Kritik dönemlerde de bize inananların duaları devreye girdi.

Büyük bir iş başardınız. Diğer yandan Mourinho da dünyayı sallıyor. Sence bir teknik adamın başarıdaki rolü yüzde kaçtır?

Memura başarı ödülü müjdesi


Borçların yeniden yapılandırılmasını öngören torba yasadan memura sürpriz çıktı. Memurların hayatını kolaylaştıracak birçok düzenlemeyi içeren tasarı başarılı memura maaşının yüzde 200'ü kadar ödül verilmesini öngörüyor.

TBMM’ye önceki gün sevk edilen 113 maddelik torba kanun, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nunda da değişiklik getiriyor. Tasarı, özellikle doğum yapan memura ve eşine dönük bir dizi kolaylık getiriyor. Babalık iznini 3 günden 10 güne çıkartan tasarı, doğumda veya doğum izni sırasında annenin ölümü halinde annelik izninin babaya verilebileceğini öngörüyor.

Emzirme izni uzuyor 
Kadın memura bebek 1 yaşına girene kadar verilen 1.5 saalik emzirme izni ise, ilk 6 ay için 3 saate çıkarılıyor. Tasarı, anne baba olan memura isteği üzerine verilen 12 aya kadar aylıksız izni, 24 aya kadar çıkartıyor. Ayrıca aylıksız izin uygulaması, evlatlık edinen anne babalar için de geçerli hale getiriliyor.

Tasarı, başarı ödüllerini de yeniden düzenliyor. Buna göre, somut olaylara ve verilere dayalı olarak hizmet kalitesini veya kamusal faydayı artıran memurlara vali veya ilgili bakan tarafından başarı belgesi verilebilecek. 3 kez başarı belgesi alanlara ise maaşının yüzde 200’üne kadar para ödüllü üstün başarı belgesi alacak. Ancak bakanlık kadrosunun binde yirmisinden fazla kişiye üstün başarı ödülü bir yıl içinde verilemeyecek.

radikal

'Harlem' gibiydiler


Önceki gece insanlık, futbol tarihinin en muhteşem 90 dakikalarından birine tanıklık etti. Bu unutulmaz gösteride, Camp Nou'nun konuklarından biri de Radikal'di. İşte 'El Clasico'nun son randevusunda, 'yerinden' notlar...

Maç öncesi konuştuğum Katalan Miquel’in kombinesi kendisine dedesinden miras. Aynı koltukta önce dedesi, sonra babası, şimdi kendisi oturuyormuş. Altını tekrar çizmek istiyorum: Aynı koltukta!.. Dedesinin kulübün 20 binle başlayan üyelerinden biri olmasıyla gurur duyuyor. Kulübün üye sayısı 180 binlerde olduğu için nedenini anlamak hiç de zor değil. Sezonluk kombine fiyatları bizim astronomik bilet fiyatlı ligimizin yanında komik denecek kadar düşük. Ama isteseniz de alamıyorsunuz. Çünkü önünüzde kombine almak için sıra bekleyen 60 bin kişi var.

Üçüncü kez pazartesi
Pazar akşamı vardığım şehir sessiz. Sokaklarda neredeyse kimse yok. Neden? Katalan seçimleri yüzünden. Bu, aynı zamanda ‘El Classico’nun pazartesi akşamı oynanacak olmasının da nedeni. Maç, 111 yıllık tarihinde sadece üç kez pazartesi oynanmış. Gel gör ki pazartesi sabahı da şehirde bizim anladığımız anlamda bir derbi havası yok. Otelin Katalan resepsiyon memuru, “Şehirde hayat saat 17 gibi duracak. Herkes bir bara gidip yer kapacak ve maç saatine kadar yerini kaptırmamak için tuvalete bile gitmeyecek” diyor. Geçen sene şifreli kanaldan bir defalığına maç satın alan pekçok kişi ‘teknik sorunlar’ yüzünden maçı seyredemediğinden kimse aynı riski tekrar almak istemiyor olmalı ki değil barlar, publar, pastanelerde bile maç yayını var!
Maça metroyla gitmenin en iyisi olduğuna karar veriyoruz. Kalabalık ama en azından trafik sıkışmıyor. Metro durağından stada yürüyüş de 10 dakika alıyor. Maça sadece bir saat var ve güruh halinde yürüyoruz. Marş söyleyen, tezahürat yapan bir kalabalık değil bu; oğlumla dedem arasında değişen bir yaş yelpazesinde, kadınlı erkekli bir kalabalık. Stadı çevreleyen tel örgülerin arkasına tek geçiş yolu maç bileti. Bu, aynı zamanda biletinizi kontrol ettikleri yegâne nokta. Etrafta polis yok. Arama yok. İtişme yok. Bozuk para, çakmak teslim noktası yok. Kalabalığın arasında televizyon kameraları dolaşıyor, taraftardan görüş alıyor. Maçın başlamasına 45 dakika kala içeri girip, yerimize oturuyoruz. Stat neredeyse boş. Karşı tribündeki ‘Mas que un club’ cümlesi hâlâ okunabiliyor. Madridliler üçüncü katın, skorbordun hemen yanına denk gelen bir köşesindeler ve o kadar yüksekteler ki maçı beyaz noktalarla bordo noktalar arasında bir müsabaka olarak seyrediyorlar muhtemelen. Bulundukları noktada hava sıcaklığı birkaç derece düşük olabilir. Maça son dakikada karaborsada bilet bulanların birçoğu da muhtemelen o tribündeler.
Stadyum kesinlikle etkileyici ama çok eski. Barcelonalıların Espanyol’un bir sene önce açtığı dört yıldızlı stat yüzünden utanıyor olmaları normal ama Laporta sonrası göreve gelen yeni başkan Sandro Rosell, mali durumun hiç de söylendiği kadar parlak olmadığını ve kulübün borç içinde olduğunu açıkladığından bu yana yeni stat projesi bilinmeyen bir tarihe ertelenmiş durumda. Maç büfelerinde satılanların yanında bizim statların büfeleri beş yıldızlı otel kahvaltısı çeşitliliğinde kalıyor. Çekirdek yok. Onun yerine pop corn var.

Tek tezahürat ‘Barça marşı’
Maç öncesi söylenen tek tezahürat Barcelona marşı. Defalarca. Anons üzerine koltuklarımıza bırakılan renkli kâğıtları havaya kaldırdığımızda ortaya tüyler ürpertici bir tablo çıkıyor. 111. maç kutlaması şerefine yapılan gösteriye eşlik etmeyen tek bir kişi yok, sanki 19 Mayıs gösterilerinin Harp Okulu tribünündeyiz, öylesi bir disiplin. Seyirciler Barcelona marşını peş peşe üçüncü kez söylerken takım sahaya çıkıyor. Alkışlayamıyoruz, meşgulüz, koreografi yapıyoruz.
Maç öncesi herkeste futbol kalitesi olarak büyük beklentiler var. Maç başladıktan sonra Barcelona takımı tek başına bütün beklentileri karşılıyor. Real Madrid dünyanın en iyi futbolcularından kurulu bir kulüp olabilir, ama Barcelona bir ‘bütün’ gibi oynuyor: Sanki Messi başı; Villa, Pedro kolları; Xavi-Busquets-Iniesta gövdesi; Puyol, Abidal, Alves bacakları gibi... İşte bu yüzden uzaylı (dört bacağı var ya, ondan!).
Dar alanda kısa paslaşmalar
Maçta bloklar arası bağlantıdan, oyunu sahaya yaymaktan falan bahsetmek mümkün değil. İki takım sanki 20 metrelik bir hat üzerinde, hep beraber bir ileri bir geri gidip geliyorlar. Çizgi defanstan hoşlanmayanları ya da illa sahaya yayılmak gerektiğini savunanları memnun edecek bir oyun değil; pek çok defa fotoğraf makineme davranıp o çizgi gibi, herkesin yan yana bir hat üzerinde dizildiği anları yakalamak istiyorum ama gözünü maçtan ayırmak mümkün değil. Real Madrid iyi niyetle basmak istiyor, almak istiyor, yapmak istiyor ama alamıyor, yapamıyor, basamıyor. Harlem’in futbol versiyonuyla maça çıkmış gibiler. Kimin kime pas vereceği belli ama engelleyemiyorlar. Messi gibi, Xavi gibi top cambazlarından değil, Busquets’ten bile alamıyorlar. ‘Dar alanda kısa paslaşmalar’ filmi Camp Nou’da gösterime girmiş gibi. Bıktırana kadar pas yapıp, en beklenmedik anda birini kaçırıp golü atıyorlar.
'Tercümansın tercüman kal'
Taraftarlar Mourinho’ya ilk yarıda “Bizim için her zaman tercüman kalacaksın” diye bağırıyorlar, ikinci yarıda kulübesinden çıkmadığı için, “Çıksana çıksana, kulübeden çıksana”ya dönüyorlar. Sahada, tribünde ve sonrasında televizyondaki programlarda bize dair yegâne şey Turkish Airlines reklamları. Barcelona uçuyor, kanatları biziz desek kurtarır mıyız?

Radikal BANU YELKOVAN