Sayfalar

Çakır, Real Madrid-Lyon maçını yönetecek


FIFA kokartlı hakem Cüneyt Çakır, Şampiyonlar Ligi'nde 18 Ekim Salı günü oynanacak Real Madrid-Lyon maçını yönetecek.Futbol Federasyonu'ndan yapılan açıklamaya göre, Haziran 2011'den bu yana Elit Kategori'de yer alarak Avrupa'nın en üst 23 hakemi arasında bulunan Cüneyt Çakır, D Grubu'nda Real Madrid-Olympic Lyon maçını yönetecek. 18 Ekim Salı akşamı Madrid'de Bernabeu Stadı'nda oynanacak karşılaşma TSİ 21.45'te başlayacak.
Bu önemli maçta Çakır'ın yardımcılıklarını Bahattin Duran ve M. Emre Eyisoy yapacak. Hüseyin Göçek maçın dördüncü hakemi olurken, Tolga Özkalfa ve Süleyman Abay da ilave yardımcı hakem olarak görev yapacak.
-Cüneyt Çakır'ın 50. uluslararası maçı-
Real Madrid-Lyon maçı, Çakır'ın düdük çalacağı 50. uluslararası karşılaşma olacak.
2006'dan bu yana FIFA kokartı taşıyan Cüneyt Çakır, şu ana kadar 2011 20 Yaş Altı Dünya Kupası yarı final, 2009 21 Yaş Altı Avrupa Şampiyonası yarı final, 2010 UEFA Avrupa Ligi yarı final ve 4 Şampiyonlar Ligi grup maçında düdük çaldı.
Cüneyt Çakır, son olarak geçtiğimiz hafta İsveç-Hollanda arasında oynanan EURO 2012 elemeleri grup maçını yönetti.
Kaynak:Zaman

İyiturks Bilim: Feyzal Özel

1975 doğumlu Türk astrofizikçi. Feryal Özel 30 yaşında. Bilim çevrelerinin yakından tanıdığı genç ve güzel bir astrofizikçi profesör. Türkiye onun adını ilk kez 2004'te NASA İleri Araştırmalar Enstitüsü'nde çalıştığına ilişkin haberlerle duydu. Kısa bir süre önce de Albert Einstein, John Nash gibi ünlü bilim adamlarının tarihe geçen çalışmalarıyla seçildiği 20 kişilik "Büyük Fikirler" listesine girmeyi başardı.
Dünya bilim çevrelerinin "dünyanın en akıllı kadını" olarak gösterdiği Özel, Üsküdar Amerikan Lisesi mezunu. ABD'deki Columbia Üniversitesi'ni burslu kazanan ve çift ana dal yapmayı başaran Özel, fizik mühendisliği ile matematik mühendisliği bölümlerinden okul ikincisi ve "Yüksek Onur Derecesi" unvanıyla mezun oldu.
Yüksek lisansını Danimarka'daki Niels Bohr Enstitüsü'nde yapan Özel, doktorasını Harvard Üniversitesi'nde tamamladı. Dünyanın en büyük fizikçisi Stephen Hawking ile aynı alanda çalışan ve galaksilerin oluşumu, yıldızların ölümü, kara delikler alanında yaptığı çalışmalarıyla dikkat çeken Özel, NASA'nın da dikkatinden kaçmadı ve 2002'de kurumun İleri Araştırmalar Enstitüsü'nde çalıştı.
20 kişilik "Büyük Fikirler" listesine girmeyi başaran astrofizik profesörü Feryal Özel: "Uzayda hayat olup olmayacağı konusunda bahse girsem, 'Vardır' derim. Uzayda hayat olduğunu düşünüyorum. Uzayda milyarlarca galaksi, milyarlarca ışık düzeni ve gezegenler var. Ama oradaki hayatlar dünyadaki gibi mi gelişti, orada nasıl bir uygarlık var, bunu bilmiyoruz"
30 yaşında profesörlüğe kabul edilen Özel, üç yıldır Arizona Üniversitesi'nde çalışmalarını sürdürüyor. Bu sırada evlendi ve biri dört, diğeri sekiz aylık iki çocuk sahibi bile oldu... (1)
Ödül ve bursları(2)
·         Türk Bilimsel ve Teknik Araştırma Vakfı Akademik Bursu
·         Hubble Doktora Sonrası Bursu 2002-2005
·         Değerli Bilimadamı Ödülü, Daughters Atatürk Vakfı 2003
·         Keck Bursu, Institute for Advanced Study 2002
·         Van Vleck Bursu, Harvard Üniversitesi 1999
·         Kostrup Ödülü, Niels Bohr Enstitüsü 1.997
·         Niels Bohr Enstitüsü Yüksek Lisans Bursu 1996-1997
·         1996 Uygulamalı Matematik Fakültesi Ödülü, Columbia Üniversitesi 1996
·         Fu Vakfı Bursu, Columbia Üniversitesi 1994-1996
·         CERN Araştırma Bursu 1.995
·         1992-1994 Türk Sağlık ve Eğitim Vakfı Bursu 1992-1994
Kaynak 1:Milliyet

'Bugünlerde okuyacak iyi bir şeyler var mı?'


Bir zamanlar ödüllendirilmiş, klasikler katına çıkarılmış kitapların büyük bir kısmının adları şimdilerde unutulanlar hanesinde dolaşıyor. Bugün bizim değerli bulduklarımız da bir gün gelecek tahtlarından inecek
Okumaya yeni başlayanlar, yeni derken alfabeyi sökmeyi değil romanlarla yeni yeni tanışanları kast ediyorum, tavsiyelere ihtiyaç duyarlar. Aslında her okuma düzeyi için geçerlidir bu. Kısıtlı zamanın –ve elbette ödenecek paranın- hoşa gitmeyecek bir kitaba harcanmasını kimse istemez. İşte bu nedenle edebiyat dünyasını takip edenler ‘Ne okuyalım?’ ya da ‘Bugünlerde okuyacak iyi bir şeyler var mı?’ sorularıyla çok sık karşılaşırlar. Geniş zamanlara yayılacak bir edebiyat sohbeti başlatmak için güzel sorular. Nesnesi aynı olsa bile, cevapların farklı olması şaşırtmasın. Soruyu soranın yaşına, okuma geçmişine, ilgi alanlarına göre her seferinde farklı yanıtlar verilecek bir sohbettir bu. Üstelik insanlığın yüzlerce yıllık kültürel mirasını akılda tutmak kolay değildir. Hele ki yaş ilerlemiş, hafıza eskilere takılıp kalmışsa!..
Hangi alanda yapılırsa yapılsın listeler her zaman ilgimizi çekmiştir. Edebiyatta da öyle. Aslında hiçbir kesinlik taşımadıkları, edebiyat ya da diğer konularda belirleyicilikleri olmadığı halde, kısa süreli tartışmalara yol açarlar. İster başına ‘Dünyanın’ sözcüğünü koyun ister ‘Türkiye’nin’, ‘En İyiler’ listeleri her zaman olumlu/olumsuz tepkiler toplamıştır. Listeyi düzenleyenlerin niteliğinden listeyi hazırlatan yayın organına, siyasi eğilimlerden uluslararası siyasete kadar pek çok şey, bazen komplo mantığıyla didiklenir durur. Oysa, popüler kültürün her alanı bu tarz ‘En İyiler’ listeleriyle doludur. Futbolcular, şarkıcılar, türkücüler, artistler, arabalar, plajlar ve saymakla tükenmeyecek nice insan ve ürün bu listelerde yer almak için yarışır. Oysa kişisel beğenileri yansıtan geçici değerlendirmelerdir bunlar. Her dönemin, her sanat/edebiyat akımının, sanatın/edebiyatın her türünün, her ülkenin ve nihayet her okuyucunun kendine özgü seçimleri olacak ve listeler farklılaşacaktır.
Kültürel alanda kesin doğruluklar yoktur zaten. Bir zamanlar ödüllendirilmiş, klasikler katına çıkarılmış ürünlerin büyük bir kısmının adları şimdilerde unutulanlar hanesinde dolaşıyor. Bugün bizim değerli bulduklarımız da bir gün gelecek tahtlarından inecek. Ama ne önemi var? Önemli olan sevdiğimiz romanları başkalarıyla paylaşmak. Ayrıca eklemek isterim ki önemli olan mutlaka ‘değerli’ romanlar okumak ya da mümkün olduğu kadar çok okumak değil, hem okuma zevki almak hem bu zevki geliştirmektir. Okuma serüveninde değer verdiğimiz insanların, eleştirmenlerin ya da akademisyenlerin etkisi olmakla birlikte, bu bitimsiz serüvene görev duygusuyla çıkmayız. Kimilerinin başyapıt saydığı edebiyat şahaserlerini sevmek, onları şimdiye kadar okumamış olmanın utancıyla okumak zorunda da değiliz. Tekrar ediyorum; hiç kimsenin herkes için geçerli hazır bir okuma listesi olamaz. Listeyi tamamlayacak olan okuyucunun kendisidir.
Binlerce roman arasında

Eğitimde dönüşüm - 5



Bu hafta da bu "yetenekli öğretmenler" üzerine konuşacağız. Sahip olduğunuz en iyi öğretmeni bir düşünün. Sizce onu "en iyi" yapan neydi? Biraz zaman ayırırsanız, büyük bir olasılıkla listelediğiniz maddelerin çoğunun, öğretmeninizin bilgi ve becerileriyle değil, kendine has özellikleriyle ilgili olduğunu fark edeceksiniz. Listeniz; hevesli, ilgili, değer veren, merak uyandıran, heyecan katan, ilham verici, arkadaşça, pozitif, coşkulu, yenilikçi, komik gibi sıfatlar içerebilir. Tam olarak hangi kelime aklınızdan geçmiş olursa olsun, öğretmeninizi sizin için özel kılanın, onun içsel yetenekleriyle alakalı olduğunu tahmin etmek mümkün.
Daha önce de vurguladığımız gibi, ideal yaklaşımda öğrenme ve öğretme sürecine yön veren temel unsur, kişinin güçlü yönleri. Güçlü yönlerden anlamamız gereken bilgi, beceri ve yeteneklerin toplamı. Ancak her ne kadar bilgi ve beceriler, güçlü yönlerin oluşumunda kritik rol oynuyorsa da en mühimi yetenek; yani bilgi ve becerileri en iyi biçimde kullanmaya yarayacak kişisel özellikler.
Tanıdığımız etkili öğretmenlerin her biri, birbirinden çok farklı kişisel özelliklere sahip olabilir ama mutlaka bir ortak özellikleri vardır: İşlerini en iyi şekilde yapabilmek için sahip oldukları kişisel özellikleri, yani doğal yeteneklerini kullanır ve öğrencilerini de bu doğrultuda teşvik ederler.
Yetenekli öğretmenlerin bu yaklaşımını üç genel çerçevede düşünebiliriz:
Motivasyon: Yetenekli öğretmenlerin ilk etapta mesleği seçmelerinin ve yıllar boyu meslekte kalmalarının sebebidir. Ancak motivasyonu olmadan kendini meslekte bulmuş veya zamanla motivasyonunu kaybetmiş kişiler de çokça mevcuttur. Öğretmenin motivasyon seviyesi, öğrencilerin eğitim sürecinde kritik değer taşır. Kabul etmek gerek ki birçok kişi için düşük maaş ve mesleğin getirdiği günlük zorlukların karşısında motivasyon sahibi olmak güçtür; ama öğretmenliği bir iş veya kariyerin ötesinde, bir çağrı olarak gören öğretmenler de mevcuttur ve işte bu öğretmenler, harikalar yaratır.
İlişki kurma: Öğretmenin bir birey olarak kendini nasıl ifade ettiği, başkalarıyla nasıl bir iletişim içerisinde olduğu ve nasıl bir bağ kurduğu gibi konuların tümüdür. Öğrenciler ile olduğu gibi, veliler ve meslektaşlarla olan ilişkileri de kapsar. Olumlu ilişki; birebir ilgilenme, saygı gösterme, yardımcı olma ve doğru beklentiler koyma gibi niteliklere sahiptir. Sağlıklı ilişki kurma şekli, hem öğretmeni bir rol model olarak konumlandırır ve öğrencinin ilgisini kazanır hem de öğrenciye kendi ilişkileri için yol gösterir. Varlığı son derece gerekli ve bir o kadar da güçlü bir unsurdur.
Öğrenmeyi teşvik etme: Öğretmenin, ders alanı veya müfredata bağlı olmaksızın, öğrenmenin gerçekleşmesi için ne yaptığıdır. Etkili öğretmen, sürece değer katar; süreci, öğrenci için değerli kılar. Öğrenciyi derse dahil edecek yöntemlerden faydalanma, yenilikçi olma, öğrenme aşkını aşılama ve yetenekleri ortaya çıkarma, öğrenmeyi teşvik etmede yararlı birkaç metottur.
Yazar Gary Gordon ve Steve Crabtree'nin, ideal eğitim yaklaşımı üzerine yazarlarken yararlandıkları bir teori ile bitirelim. Bu, aslında psikoterapi alanına dair bir teori; ancak başka bazı alanlara olduğu gibi, eğitim alanına da uygulanabilir. Söz ettiğimiz, hümanist psikoloji ekolü kapsamında ve danışan odaklı psikoterapi anlayışıyla oldukça tanınan, psikolog Carl Rogers'ın psikoterapideki odağı olan "yapıcı kişilik değişimi" teorisi. Rogers, yapıcı kişilik değişimini, kişinin daha az içsel çatışma yaşamasını ve etkin bir hayat sürmek üzere enerjisini daha çok kullanabilmesini sağlayan, çarpıcı kişilik değişimi olarak tanımlıyordu. Bu, Rogers'ın da belirttiği gibi eğitim hedeflerine de oldukça uyarlanabilen bir tanım. Benzer şekilde, Rogers'ın yapıcı kişilik değişiminin gerçekleşmesi için gerekli olarak tanımladığı koşullar da eğitmenin, öğrenci için sağlaması gereken koşullar olarak da düşünülebilir:
İlişki: Kişinin, birileriyle ilişki halinde bulunması.
Tutarlılık: Kişinin değer ve inançlarıyla tutum ve davranışlarının uyum içinde olması.
Koşulsuz olumlu yaklaşım: Kişiye tamamen koşulsuz kabul, saygı ve sıcaklık gösterilmesi.
Empatik anlayış: Samimiyetle kişinin anlaşılmaya çalışılması ve anlaşıldığının gösterilmesi. Eğitim işi, insan işi.
Bir miktar psikolojiden faydalanmak şart. Haftaya yeni konularla burada olacağız.
Kaynak: Gordon, G. & Crabtree, S. (2006). Building Engaged Schools: Getting the most out of America's classrooms. NY: Gallup Press. Rogers, C. R. (1957). The necessary and sufficient conditions of therapeutic personality change. Journal of Consulting Psychology, 21 (2), 95-103.

Levrek Zamanı


Sümerlerde, Hint mitolojisinde ve semavi dinlerde balık sıklıkla değinilen bir kavram olagelmiştir. Bereketli toprakları dışında üç tarafının denizle çevrili olması Türkiye’yi deniz ürünleri açısından farklı kılar. Bizans mutfağının başyemeği olan balık ve diğer deniz ürünleri zamanla Osmanlı saray mutfağına girdi. Fatih Sultan Mehmet’in özel ilgisi haricinde 15. ve 16.yüzyılda pek fazla balık  yemeği yoktu. Ancak 17.yüzyıl saray yemeklerine baktığımızda balık dolmaları, çorbaları, tavaları göze çarpmakta. 18. ve 19.yüzyılda ise saray mutfaklarında balığın her türlüsü ve her çeşidi sofraları süslemekteydi.
Balık büyükten küçüğe vücudumuza A, B ve D vitaminlerinin yanı sıra koruyucu yağlar, fosfor, demir ve iyot olarak yarar sağlar. Kolestrol oranı son derece düşük olan balık yemeyi alışkanlık haline getirmek iyi beslenmenin gereklerinden.  Kalp rahatsızlığı olanların tavuk ve kırmızı et yerine balıketi tüketmelerinin daha yararlı olduğu bilinir.  Balık içinde bulunduğumuz ekim ayında bollaşır. Yazın Karadeniz’de beslenen balıklar suların soğumasıyla beraber Marmara’ya akın etmeye başlar. Bu akın esnasına levrek balığı da yağlanmış ve bollaşmış olarak tezgâhları doldurur. İrileştikçe lezzeti ve fiyatı artan levreğin balığı ızgara ve fırında pişirme teknikleri başta olmak üzere farklı pişirme teknikleri bulunur.
SEMİZOTU SOSLU LEVREK IZGARA
Malzemeler: 3 levrek, 1 limon suyu, 2 çorba kaşığı zeytinyağı, yeterince tuz.
SEMİZOTU SOSU İÇİN: 1 bağ semizotu  sadece yaprak kısmı yıkanmış ayıklanmış ince kıyılmış (robottan geçirilmiş), 1 orta boy soğan çok ince kıyılmış, 3 çorba kaşığı zeytinyağı, 2 ince kıyılmış sarımsak, 2 çorba kaşığı limon suyu, 1 dilim ekmek içi ıslatılmış ve suyu sıkılmış 1 tatlı kaşığı kapari, 1 tane kabukları soyulmuş domates (robottan geçirilmiş), yeterince tuz ve karabiber. (Tüm malzeme karıştırılır ve üzeri kapatılıp buzdolabında bekletilir.)
YAPILIŞI
Öncelikle balıklar temizlenir ve suyu alınır, diğer tarafta limon suyu ve zeytinyağı biraz tuzla karıştırılır. Izgara yağlanır balıklar (eğer iri ise üzerlerine bıçakla çizik atın) konur pişirilen kısma hemen limonlu zeytinyağı sürülür. Daha sonra tabaklara konan yemeğin yanına da semizotu sosu eklenip, servis yapılabilir.
LEVREKLİ BÖREK
Malzemeler: 5–6 adet milföy hamuru, 1 haşlanmış veya fırında pişirilmiş lüfer eti, 1 çorba kaşığı dövülmüş badem, 2 çorba kaşığı ufalanmış keçi peyniri, yeterince tuz ve karabiber,1 yumurta, 1 çay kaşığı kabartma tozu, 1 çorba kaşığı ince kıyılmış dereotu.
Yapılışı: Öncelikle milföy hariç tüm malzemeler güzelce karıştırılır. Diğer taraftan milföy hamurları tek tek su bardağı bastırılarak yuvarlak kesilir. Bunlar muffin kalıplarına yerleştirilir. İç konduktan sonra üzeri yandaki hamurlarla kapatılır ve yumurta sarısı sürülüp 15 dakika 175 derecede pişirilip, sıcak servis yapılabilir. Tereyağını eritin içerisine tarhunu koyup bir taşım kaynatın. Altını kapatıp, çorbaların üzerinde gezdirin. Servis yapabilirsiniz.
REZENELİ LEVREK
Malzemeler: 1 levrek balığı filetosu, 1 kâse ince kıyılmış haşlanmış ve suyu süzülmüş rezene, 1 kuru soğan, 2 çorba kaşığı zeytinyağı, yeterince tuz ve karabiber, 1 tatlı kaşığı  kavrulmuş ve dövülmüş susam, 1 çorba kaşığı ince kıyılmış siyah zeytin, yeterince kürdan.
Yapılışı: Öncelikle bir tencerede soğan ve bir çorba kaşığı zeytinyağında sotelenir. Üzerine tuz, karabiber ve rezene ilave edilir. Kısık ateşte gerekirse biraz su ilave edilerek pişirilir. Daha sonra soğutulur. Elde ettiğimizin levreğin filetosunu uzunlamasına kesip her bir parçaya rezene konup yuvarlanır ve bir kürdanla uçlar birleştirilir. Daha sonra isterseniz fırında isterseniz de az yağ koyduğunuz tavada önlü arkalı pişirilip, yanında salata ile servis yapılabilir.
LEVREKLİ BULGUR PİLAVI
Malzemeler: 2 su bardağı kalın bulgur, 1 ince kıyılmış kuru soğan, 1 ince kıyılmış kırmızıbiber, 2 rendelenmiş domates, 2 ince kıyılmış yeşilbiber, 2 ince kıyılmış yeşil soğan, 3 çorba kaşığı zeytinyağı, 1 tatlı kaşığı limon kabuğu rendesi, 1 dal biberiye, 4 su bardağı su, 1 haşlanmış ve ufak parçalara ayrılmış levrek.
Yapılışı: Öncelikle soğan yağda sotelenir. Daha sonra domates yeşilbiber, kırmızıbiber ve yeşil soğan konur. Biraz pişirildikten sonra üzerine yıkanmış ve süzülmüş bulgur eklenir. Hemen sonra karabiber,  biberiye dalı  ve tuz ilave edilir. Biraz çevirdikten sonra üzerine suyu koyup, kısık ateşte pişirilir. İneceğine yakın limon kabuğu ve levrek ilave edilip, karıştırılır. Biberiye dalı dışarı çıkarılıp, altı kapatılır. Demlendikten sonra sıcak servis yapılabilir.