Antiokheia'nın Isparta İli'ne bağlı
Yalvaç İlçesi'nin yaklaşık 1 km. kuzeyinde ve Sultan Dağları'nın güney
yamaçları boyunca uzanan verimli arazide kurulmuş bir Pisidia kentidir.
Antiokheia da Apollonia gibi bir
Seleukos kolonisidir; fakat kesin kuruluş tarihi bilinmemektedir. Bu şehir I.
Seleukos veya oğlu Antiokhos tarafından kurulmuştur. M.Ö. 39 ila 36 yılları
arasındaki bir tarihte Amyntas'ın idaresi altına giren Antiokheia, onun M.Ö.
25'de öldürülmesiyle, bölgenin bütün şehirleri gibi, Galatya eyaletine dahil
edilmiştir.
Antiokheia, M.Ö. 25'te veya biraz
sonra Colonia Caesarea adıyla Roma kolonisi olmuştur. Kent, pek çok Latince
yazıtın da kanıtladığı gibi, yaklaşık olarak iki yüz yıldan fazla bu statüsünü
korumuştur.
Latince'nin M.S. 295 yılına kadar
resmi dil olarak kullanıldığını imparator ve legatları için düzenlenmiş olan
yazıtlar kanıtlamaktadır. Fakat bu tarihten sonraki decurioların (eyalet
senatörü) protokolleri çoğunlukla Grekçe yazılmıştır. Sikkeler üzerinde de II.
Claudius (M.S. 268-270) Devrinin sonlarına kadar Lâtince ibarelere
rastlanmaktadır. Daha sonra Lâtincenin yerini Grekçe almıştır. Yazıtlarda ve
Tanrı Men için adanmış olan adaklarda Lâtincenin, Grekçeyle kıyaslandığında çok
daha az kullanılmış olduğu görülmektedir.
I.A. Richmond ve R.G. Collingwood'un
tahminlerine göre kent merkezindeki nüfus 7500-10.000 civarında idi. B.Levick
ise üç binin üzerinde emekli askerin bulunduğunu ileri sürmektedir. Ancak,
Antiokheia'nın geniş sınırları içerisinde 30-40 bin civarında bir nüfusun
yaşadığını söyleyebiliriz.
Antiocheia, M.S. 3. yüzyılın hemen
sonunda kurulan genişletilmiş Pisidia eyaletinin metropolisi olmuştur. Kilise
kayıtlarından anladığımıza göre, kent Bizans Devrinde de önemini korumuştur.
Kentin bilinen en erken sikkeleri M.Ö.
1. yüzyılın sonuna tarihlenmektedir. Koloni döneminin ilk 150 yılında fazla
sikke basmamıştır. Koloni öncesi sikkeleri gibi, tipler çoğunlukla Tanrı Men
ile ilgilidir. Sikkeler üzerinde "colonia" yazısı yer almaktadır.
Claudius II'ye kadar sikke basımı devam etmiştir. Bu sikke basımı sayesinde
kentin ekonomik durumunun M.S. 3. yüzyılda en üst noktaya ulaştığını
anlamaktayız.
İ.S. 713'de Araplar'ın istilasına
uğrayan kent yakılıp yıkılmıştır. Kazılar sonucu ele geçen kalıntı izleri ve
bulgular bu olayı ve tarihi kanıtlamaktadır. Kentin tarihi 13.yüzyıla dek
izlenebilmektedir. Ancak, bu yüzyılın ikinci yarısından itibaren halkın bir
kısmının o zamanın verimli toprakları olan Yalvaç'a göçtüğü, diğer bir kısmının
ise başka eyaletlere taşındığı görülmektedir.
Kentin
Tanımlanması
Antiokheia, deniz seviyesinden 1236 m.
yükseklikte; Sultan Dağları'nın bir kolu üzerinde kuzey-güney yönünde uzanan
Anthios Vadisi'ne hakim bir tepe üzerindedir. 120 m. yüksekliğindeki bu tepenin
doğu, güney ve kuzey yamaçları sarp olduğundan kente ancak batıdan kolaylıkla
ulaşılabilmekteydi.
Akropolün yüzeyi düz olmayıp
doğu-batı, kuzey ve güneyde bir takım tepeler, başka bir ifade ile yedi tepe
vardır. Yapıların bir çoğu bu tepelerin yamaçlarında ve küçük vadiler içinde
toplanmıştır.
Arazinin doğal durumundan azami
yararlanarak Antiokheia'da ızgara şehir planının ustaca uygulanması ilgi
çekicidir. Antik kentin ayakta kalmış yapıları pek azdır. Bunlar genellikle
temel kalıntılar halindedir.
Sur dahilinde, birbirine dik olarak;
güneyden kuzeye ve doğudan batıya doğru birer eksen çizilerek, planlama bu
eksenlere göre yapılmıştır. Güneyden kuzeye giden caddeye Decumanus Maximus ve
doğudan batıya giden ana caddeye ise Cardo Maximus adı verilmiştir. Şehir
planında esas itibari ile ana caddelere dik açılarla açılan dar, fakat düz
sokakların mevcut olduğunu görmekteyiz.
Kentin iki ana meydanı şehrin
doğusunda ve odak merkezinde idi. Bunlardan birincisi Augustus Tapınağı
önündeki aynı adla anılan meydan, ikincisi bu meydanın batısında yer alan
Tiberius alanıdır. Bu iki meydan arasında enlemesine yerleştirilen propylon yer
almaktadır. Diğer üçüncü bir meydan ise, nymphaeumun önünde bulunmaktadır.
Kentin kuzeyinde, Roma
hamamı-palaestra ve nymphaeum yer alır. Doğudaki tepenin yamaçlarında Augustus
Tapınağı ve alanı, propylon, Tiberus alanı; onun batısında ise sütunlu cadde
yer almaktadır. Sütunlu caddenin kuzeybatısında bouleuterion, bunun
güneybatısında ise tiyatro bulunmaktadır. Tiyatronun kuzeyinde küçük kilise
vardır. Kentin merkezi etrafında ve arazinin elverişli yerlerinde evler
serpiştirilmiş durumdadır. Şehrin batısında Anadolu'nun en eski kiliselerinden
birinin (St. Paul) kalıntıları günümüze kadar ulaşmıştır. Antiokheia'da geniş
çapta kazı yapılmadığından diğer yapı kalıntıları hakkında yeterli bilgiye
sahip değiliz.
Kentin kuzeybatı surları temel
seviyesinde, güneybatı ve güney surları ise kısmen ayakta durmaktadır.
Şehrin ana kapısı olan batı kapısı iki
yanda surlarla birleşmektedir. Kentin ikinci kapısı güneydedir. Daha dar olan
kuzey kapısı ise hamamla bağlantılıdır. Su kemerleri kentin kuzeyinde yer
almaktadır.



