Sayfalar

Su Tedavisi

Pek çok insan, gece boyunca sık sık tuvalete kalkmamak için, uyumadan önce hiçbir şey içmek istemediğini söyler. Gece sık sık tuvalet için kalkan bir hasta da, doktoruna bunun sebebini sorduğunda, hiç bilmediği çok ilginç yanıtlar aldı
Kardiyolog doktor, hastasının bu sorusuna karşılık, “Siz ayakta dururken, yerçekimi suyu vücudun en aşağıdaki kısmında tutar ve bu da ayaklarınızın şişmesine neden olur. Uzandığınızda, vücudunuzun alt kısımları (özellikle ayaklarınız) böbreklerinizle aynı hizaya gelir, böylelikle de böbreklerin suyu süzmesi ve atması kolaylaşır.” açıklamasını yaptı. Sonra da ‘su içmenin inceliklerini anlatarak devam etti: “Özellikle belirli bir zamanda içmek, suyun vücudunuz üzerindeki etkinliğini artırır:
•  Uyandıktan sonra iki bardak su içmek, iç organlarınızı harekete geçirir.
•  Yemekten yarım saat önce bir bardak su içmek, sindirimi kolaylaştırır.
•  Duş öncesi içeceğiniz bir bardak su, kan basıncınızı düşürmeye yardımcı olur.
•  Uyumadan önce bir bardak su içmek, felç ve kalp krizi riskini azaltır.
• Ayrıca, bacak kramplarını da önlemeye yardımcı olur. Çünkü bacak kasları gerildiklerinde sıvıya İhtiyaç duyuyor ve yeterince sıvı alınmadığında ağrıyla uyanmak kaçınılmaz oluyor.”

Maden ararken yerli buğday türlerini buldu!

Üniversitedeki görevinin yanı sıra memleketi Sivas’ın Karacalar köyünde çiftçilikle uğraşan Erciyes Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Abdullah Çoban, Anadolu’nun kayıp buğdaylarının peşine düştü.
Günümüzde kullanılan buğday tohumlarının en fazla 3 yıl kullanabildiğini, ardından verim ve kalitenin düştüğünü belirten Prof. Dr. Çoban  "Anadolu’da binlerce yıldır kullanılan buğday tohumlarında ise böyle bir sorun yok. Ancak, bu tohumları da kaybetmek üzereyiz. Bizim yöremizde de binlerce yıldır bilinen ‘Zeron’, ‘Şahman’, ‘kırmızı’ ve ‘ beyaz ’ gibi buğday çeşitleri var ama bu çeşitler de yok olmaya yüz tuttuğu için kolay kolay bulunamıyor” dedi.

Teknesini Satıp Keçi Çiftliği Kurdu: Funda Özer Baltalı

Funda Özer Baltalı, “Bu yatırımla İstanbul'da bir plaza satın alıp kirasıyla rahatlıkla lüks bir hayat sürerdim. Ama ülkenin üretime ihtiyacı var, bir rol model olmak istedim” diyor.
Üretim toplumu olmak gerekiyor demek yetmez, üretmek gerekir... Funda Özer Baltalı, bunu gerçekleştirebilmiş, yarattığı Baltalı markalı peynirleri Uzakdoğu ve ABD’den bile sipariş alacak noktaya getirmiş, bir ekosistemin katalizörü olarak onlarca çiftliğin sütünü ekonomiye kazandıran bir iş kadını.
Motivasyonunu şöyle özetliyor: “Baltalı markasına yaptığım yatırımla İstanbul’da bir plaza satın alıp kirasıyla rahatlıkla lüks bir hayat sürerdim, ama ben üretim yapan bir girişimci olarak rol model olmak istedim.” Seferihisar’daki çiftliğinde sabah 6’da sağımda kulakları soğuktan yara olurken o mutlu, “17 süt çiftliğinin sütünü alıp işliyorum, kendi çiftliğimdeki keçilerle yeni bir ırk yaratıyorum. Türkiye’nin geleceği tarım ve hayvancılıkta” diyor.

Uçan Anne ve Aras Bebek

O kadar yoğun ve değişken bir gündem içinde pek çok önemli gelişme ülke gündemine gelmeyi başaramazken, Ordu'da bir annenin yapmış olduğu gözü kara fedakârlık direkt manşetten önümüze geldi ve uzun bir süre de önceliğini korumayı başardı. Öyle ki saatlik değişen manşetlere rağmen bu olay günlerce durdu manşet üstü yerde.
Bizler ne kadar hiddetli, sert bir karakterde olsak ta hiç bir zaman "Vicdani Melekelerini" kayıp etmemiş bir toplumuz. Her ne kadar bu görüşe aykırı istisnai olaylar örnek gösterilmek istense de, kendiliğinden gelişen toplumsal tepkilerimiz hep insanidir. Hiç bir zaman hiddetimiz vicdanımızı esir almamıştır.
Bu yazıyı kaleme almamıza etken olan nedenlerden biri de, olaydan sonra Ülkemizin değişik yerlerinden anneye gönderilen çiçekler ve şükran dilekleri oldu. Öyle ki bu tepkileri okurken bile tüylerimiz diken diken olup, gözlerimiz yaşla doldu.
Sanki "O" anne ile hepimiz "O" güzel çocuğun peşinden aşağı atlamış, kurtuluş sevincini de beraber yaşamışız. Bu günümüzde rastlanılan kolay bir şey değildir. Bizler hala taşlaşmamışız. Bu gurur duyulacak ve insanlık adına sevinçle karşılanacak bir şeydir.
Evladının peşinden uçan bir anne ile ona alkış tutan bir milletin Vicdanı pamuk gibi olur. Bembeyaz ve kuş gibi hafif. Ne mutlu bizlere ki böyle uçan annelere taş kesmemiş vicdanlara sahibiz.
Bundan dolayı bizlerin sanal kahramanlara ihtiyacı yoktur. Çünkü ihtiyaç olduğunda hepimiz birer kahramana dönüşürüz. Bundan dolayı bizlerin ihtiyacı yoktur özel ve yapay karışımlara, kalplerimizi yumuşatan.

Nejat! Yaşam Bir Oyun Değil, Yeniden Başlayacağın!

Aylar önce bir yazımızda "Hayat bir oyun değil, yeniden başlayacağın" diyerek, yaşamın ciddiye alınması gereken bir konu olduğunu dile getirmiştik.
"Hayat geri dönüşü olmayan bir yolculuktur. Geçen zaman mazidir. Yol bittikçe yolcu olgunlaştıkça farkına varmaya başlar gerçeklerin."
Nejat anlaşılan bu senin için geçerli bir durum değilmiş. Yol bittikçe bırak olgunlaşmayı, gittikçe çocuklaşan ve saf gözlerle dünyaya bakan biri yapmış seni zaman.
Sen oyun oynamaya hevesli, çocukluğuna doymayan birisi olarak bu son oyunda yalnızsın. Hiç kimse oynamayacak bu oyunu seninle. Sense saf halinde güleceksin onlara; Sahte gülüşleri ile sana alkış tutanlara.
"Yaşamı" avuçlarına alıp, insanların içine işleyen sıcak gülümseyişin ile sevgi adına, dürüstlük adına, çocukça kahramanlık adına aramızda dolaşıp durdun. Senin bu yaşamı hiçe sayan davranışın üzerinden binlerce kişi prim yapmaya çalıştı. Kimi alkışladı, kimi yazılarında methiyeler düzdü, kimi sırtını sıvazladı, kimi yanında eşlik etti, kendini yok edişinde.
Sen bir aydınlık görüp, yaşamın ellerinde bir ışığa yürüdün. Işık parladıkça gözden kayıp oldun, bizlerden koptun.  Sonunda gözleri kör eden bembeyaz bir aydınlığa ulaşınca aramıza döndün yoğun bakım odasında. Şimdi koptu her şey, sen derin bir uykuda dinleniyorsun en sonunda. Umarız uzun sürmez bu istirahatın de dönersin tekrar dünyamıza sağlıkla.