Yaprağıyla,
rengiyle, kokusuyla çay 5 bin yıllık bir kültürel unsur. Dünyada sudan sonra en çok tüketilen ikinci içecek. Kokusuyla bile insanın içini ısıtan, yazın bile harareti alır bahanesiyle demlenen, dost
sohbetlerinin aranılan iştirakçisi, milyonlarca tiryakisi olan doğal bir lezzet.
Kaynaklar
çayın ilk Çin’de ortaya çıktığına işaret ediyor. Çinliler çayı başta yalnızca tıbbi nedenlerle kullanırlar ama keyif verici etkilerini
keşfetmeleri uzun sürmez.
Çayla ilgili olarak aktarılan en
yaygın anlatı da kaçınılmaz
biçimde
aynı coğrafyadan geliyor. Her şey ulu Çin İmparatoru Shennong’un hizmetkârlarının serin bir bahar sabahı bahçede su kaynatmasıyla başlar. Tam bu esnada
rüzgâra kapılmış bir yaprak, suyun içine düşer. Kaynayan sudan yayılan kokudan etkilenen imparator hemen tadına bakar ve
böylece çay keşfedilir. Shennong’un Çin mitolojisindeki tanrısal
özellikleri dolayısıyla çaya mistik bir anlam atfedilir.
Benzer bir yorum Hint geleneğinde de karşımıza çıkar. Hintliler çayı ilk kullananın Buda olduğunu öne
sürer. Her iki durumda da çayın sıradan bir içecek olmadığı savı öne çıkarılır.
Yaş yapraklar yerine kurutularak demleme fikri, çayı dünyayla buluşturan bir diğer dönüm
noktası. MS V. yüzyıl civarında gerçekleşen bu keşifle çayın popülaritesi sınırları aşar ve ilk
Japonya’ya ulaşır. Japonya’da önce saray ve çevresinde, ardından
da halk arasında ciddi anlamda itibar görür. Çaya düşkünlük o denli artar ki Çâîlik mezhebi
ortaya çıkar. Bugün Japon geleneklerinden biri olan çay seremonisinin temel kuralları bu dönemde şekillenir.
Avrupa
ise coğrafi keşiflerin zirveye ulaştığı XVII. yüzyılda tanışır çayla. Bu süreç, bugün bile adını çaydan ayrı düşünemediğimiz İngiltere’yi de içine alır. Gerçi İngiltere’nin çayı hemen bağrına bastığı söylenemez. Özellikle din adamları çayın insana ve inanca zarar verebileceği konusunda fikirlerini dile
getirir. Ancak bu düşünceler çayın şöhretini arttırmaktan başka işe yaramaz. Takvimler 1833’ü gösterirken çayın ticari
değerini çoktan fark eden İngilizler piyasaya hâkim olmak
üzere Kuzey Hindistan’da çay yetiştirmeye başlar. Günümüzde çay piyasasında söz sahibi
ülkelerden biri olan İngiltere, kek ve kurabiye eşliğinde “beş çayı” toplantılarının da mucididir.
Çayın Türkiye topraklarına ilk uğrayışı İpek Yolu sayesindedir. Ancak kahvenin ülkedeki egemenliği
dolayısıyla kalıcı olamaz. XIX. yüzyılda farklı bölgelerde çay yetiştirilmesi denense de sonu hüsran olur. 1924 yılında, devlet tarafından
görevlendirilen Zihni Derin, Doğu Karadeniz’de çay tarımı için olumlu rapor verince çalışmalara yeniden girişilir. Bununla birlikte,
bölgenin çayla ayrılmaz ilişkisi 1937’de tam olarak
filizlenecektir.




