Sayfalar

Basketbolda Yıldızlarımız Avrupa Şampiyonu

Yıldız Erkek Basketbol Milli Takımı Avrupa şampiyonu... Letonya ve Litvanya'nın ev sahipliği yaptığı turnuvanın final maçında milliler Fransa ile karşılaştı. Ay yıldızlılar NTV Spor'dan canlı yayınlanan maçı 66-61 kazanarak şampiyon oldu.
Letonya ve Litvanya’nın ortaklaşa düzenlediği Avrupa Yıldız Erkekler Basketbol Şampiyonası’nın finalinde Türkiye ile Fransa karşı karşıya geldi.
Milliler, NTV Spor’dan canlı yayınlanan karşılaşmada rakibinden üstün bir oyun sergiledi ve maçı da 66-61 kazanarak tarihinde üçüncü kez yıldızlar kategorisinde Avrupa şampiyonu oldu.
İlk çeyreğe ay yıldızlılar çok hızlı başladı. Kolay sayılar bulan ay yıldızlılar farkı açmaya başladı. Ancak millilerin top kayıplarını iyi değerlendiren Fransa, hızlı hücumlardan bulduğu basketlerle aranın daha fazla açılmasına izin vermedi. Milliler, üstünlüğünü korumayı başardı ve ilk çeyreği de 19-16 önde bitirdi.
İkinci çeyreğe de etkili giren ay yıldızlılar oldu. Dış atışlardan bulduğu sayılarla arayı yeniden açmaya başlayan milliler, çeyreğin son 2.5 dakikasına 34-28 önde girdi. Son bölümde potasında üst üste sayılar gören ay yıldızlılar, son saniyede Dussoulier’in 3 sayılık basketine engel olamamasına rağmen soyunma odasına 37-33 önde gitti.
Karşılaşmanın ikinci devresine hücumda hızlı başlayan ay yıldızlılar, Fransa’nın kolay sayı bulmasına izin vermedi. Oyunun kontrolünü elinde tutan milliler, çeyreğin son 2 dakikasına girilirken skoru 51-41’e getirerek farkı çift hanelere taşıdı. Aranın kapanmasına izin vermeyen ay yıldızlılar, son çeyreğe de 10 sayılık avantajla başladı: 53-43.
Son çeyreğe dış atışlarda yüksek şut yüzdesiyle başlayan milliler, farkı 15 sayıya kadar çıkardı. Ay yıldızlılar hücumda zorlanınca Fransa 12-0’lık bir seri yakaladı ve son 2.5 dakikaya girilirken farkı 1 sayıya kadar indirdi. Ancak son bölümde toparlanan ay yıldızlılar, rakibinin öne geçmesine izin vermedi ve üstünlüğünü koruyarak sahadan 66-61 galip ayrıldı.
Millilerde Mehmet Alemdaroğlu 14 sayı, 11 ribaundla maçı tamamlarken, Egemen Güven 12 sayı, 6 ribaundla, Ediz Oktay da 10 sayı, 3 ribaund ve 3 asistle mücadele etti. Okben Ulubay turnuvanın en iyi oyuncusu seçilirken aynı zamanda  turnuvanın“en iyi 5”inde de yer aldı.
TÜRKİYE: 66 - FRANSA: 61
Salon: Vilnius
Türkiye: Ege 2, Berk 6, Ediz 10, Kadir, Tolga 2, Oğulcan 9, Mert 4, Oğuzhan 2, Ercan, Okben 5, Mehmet 14, Egemen 12
Fransa: Fedensieu 8, Ory 7, Dussoulier 11, Mana 2, Feli, Michel 3, Wallez 2, Cavaliere 10,Gombauld 1, Vanerot 11, Smock 6 
1. Periyot: 19-16
Devre: 37-33
3. Periyot: 53-43

İletişim kuramı ve ilişkiler - 1

Davranışlarımızı açıklarken iki farklı kategoriye başvururuz. Birincisi, 'derimizin altında" olan bitene atıfta bulunuruz: Duygularımız ve düşüncelerimiz başta gelir. Aptalızdır, akıllıyızdır, kıskanırız, hırslıyızdır, içe veya dışadönüğüzdür, özgüvenimiz vardır, ezik veya yetersiz hissederiz. İkincisi, davranışlarımızı içinde bulunduğumuz ilişkilerle açıklarız: Baba çocuğunu durmadan aşağıladığı için çocuk da isyankar ya da pısırık olur, gibi. İletişim kuramı, en genel tanımıyla, insan ilişkilerini, psikopatolojiyi (psikolojik sağlık sorunları), ve psikoterapiyi kişilerarası ilişkiler bağlamında ve iletişim biçimleri üzerinden inceleyen bir yaklaşımdır. İnsanı, içsel psişik deneyimleriyle değil, içinde bulunduğu sosyal ve kültürel alanlar ve ilişkisel bağlamlar içerisinde değerlendirmenin önemini vurgular. Bugün iletişim kuramı çerçevesinde ikili ilişkilerden bahsedeceğiz.
İlişkiyi Tanımlamak ve Kurallar
Her bir ilişkide, ilişkide olan bireyler karşılıklı olarak içinde bulunulan ilişkiyi tanımlarlar. İlişkide hoca veya arkadaşımdır. Hocaysam bir türlü, arkadaşsam başka türlü davranırım. Ayrıca dili ve davranışları kullanarak ilişkiye belli kurallar getiririz: Yani, ilişkide nelerin kabul olduğunu, nelerin kabul olmadığını belirleriz. Hocamla arkadaşım gibi ilişki kurmam. İlişkiler, kişiler arasında yaşanan süreçler aracılığıyla tanımlanan, değişen, ve yeniden tanımlanan, dinamik olgulardır. Paylaşılan her bir (sözel veya davranışsal) mesaj, ya var olan ilişki tanımını pekiştirir ya da ilişkinin yeniden tanımlanmasını gündeme getirir. Karşımdaki benden daha üstün olduğunu belirtecek şeyler söylüyorsa, ona itiraz ederek 'ilişkimizin eşit bir ilişki' olduğunu söylemiş olurum. İletişim, yalnızca bir mesajın içeriğinin iletilmesine dair bir süreç değildir; bundan çok daha karmaşıktır. Herhangi bir mesaja eşlik eden başka pek çok mesaj vardır. İçinde bulunulan bağlam, seçilen dil, ses tonu, beden dili, ve dışavurulan diğer mesajlar, iletişim sürecinin kapsadığı ve ilişkiyi belirleyen başlıca unsurlardır. İletişim sürecini, kapsadığı tüm öğelerle bir bütün olarak değerlendirmek gerekir; anlam, ancak sürecin bütününe dayanarak çıkarılabilir. Aynı anda var olan bu mesajlar bazen birbiriyle tutarlıdır, bazen ise değildir. Örneğin, "sana hayranım" gibi bir cümle, coşkuyla da, öfkeyle de, alaycılıkla da söylenebilir. Benzer şekilde, beden dili çok çeşitli olabilir ve cümlenin tüm anlamını değiştirebilir. Kişi, herhangi bir söylemde bulunduğunda, belli bir ses tonunu kullanmak ve belli bir beden pozisyonu almak durumundadır. Sessiz kalındığında bile, bir beden pozisyonu almak kaçınılmazdır, ki bu da, öyle ya da böyle, bir tepkidir. Bu sebeple, hiçbir ilişkide, iletişimde olmama halinden söz edilemez; sessiz kalmak dahil her tür seçim, bir mesaj içerir ve bu mesaj, içinde bulunulan bağlama ve diğer unsurlara göre bir anlam kazanır. Yani siz bana bir şey söylediğinizde, ben tavana bakıp bir şey söylemiyorsam, bu "seni takmıyorum" olarak yorumlanabilir. Bu bir ilişki ve iletişimdir.
İlişkide Güçlü Olmak
İletişim kuramına göre, bir ikili ilişkide, kişilerden birinin diğerine söylediği veya yaptığı bir şey, ilişkiyi tanımlamak, yani belli bir çerçevede ilişkiye yön vermeyi amaçlayan bir "manevra" olarak değerlendirilir. Bir manevrayı manevra kılan, söylenilen veya yapılanın kendisi kadar, nasıl söylendiği veya yapıldığıyla da ilgilidir. İlişkisel alanda bir manevrayla karşılaşan kişi için iki seçenek mevcuttur: önerilen ilişki tanımını kabul etmek, ya da karşı manevra yaparak başka bir ilişki tanımına yönelmek. Anlaşılacağı üzere, bu tanımlamayı belirleyenin kim olduğu, yani kontrolün kimde olduğu da her kişilerarası ilişkide süregelen bir meseledir. İletişim kuramı der ki; ilişkiyi tanımlamaktan da ilişki tanımını kontrol etmekten de kendini alıkoymak mümkün değildir. Kişiler arasındaki her bir mesaj, ilişkiyi belirlemektedir ve kontrolün diğer kişide olmasını talep etmek yalnızca bir paradoks doğurur; çünkü kişi, diğerinin kontrole geçmesini talep ederek ilişkiyi kontrol etmiş olur. Dolayısıyla, ilişkiyi tanımlamaktan kaçınmak, aslında daha genel bir seviyede ilişkiyi kontrol etmek anlamına gelir. "İlişkiyi tanımlamak" derken her daim bilinçli bir şekilde ilişkinin tartışılmasından söz etmediğimize dikkat çekmekte fayda var. İlişkinin tanımlanması, daha ziyade, kişilerin karşılıklı etkileşimleri sırasında ve sonucunda kendiliğinden gerçekleşen bir süreç; gayet sıradan zamanlarda ve durumlarda, oldukça gündelik konuşmalarla veya hareketlerle sürekli olarak tekrarlanır. İlişki tanımını "kontrol etmek" de yine ilişki tanımına dair bilinçli bir kontrolden çok, ilişkinin kendi istek ve ihtiyaçlarına hizmet edecek biçimde sürmesini sağlamaya yönelik ve pek çok kez farkında olmaksızın verilen bir çaba. Kimisi aşırı kontrolcü davranarak ilişkiyi kendi denetimi altına alabilir. Ancak farkında olunmasa da, kimisi de muhtaç davranarak kontrolü ele geçirir. Bir çocuğun ağlayarak istediğini elde etmesi gibi. Zayıf düşerek güçlü olmak, yani ilişkiye yön vermek buna denir. Demin söz ettiğimiz paradoksu anımsayın; kontrolü diğerine vererek kontrol etmekten söz ediyoruz. Bugün bir bakın bakalım; ne zamanlar zayıf görünerek, ya da alttan alarak ilişkiye yön vermeğe çalıştınız. Haftaya devam. Kaynak: Haley, J. (1972). Strategies of Psychotherapy. New York, NY: Grune Stratton.

Yurt Dışındaki Türk Bilim İnsanları Kurultayı Yapıldı

Yurt dışındaki Türk bilim insanlarının Türkiye Araştırma Alanı’nın güçlendirilmesine katkı sağlaması amacıyla ilk kez düzenlenen “Yurt Dışındaki Türk Bilim İnsanları Kurultayı” İstanbul The Marmara Otel’de gerçekleştirildi. Farklı araştırma alanlarından dünyanın önde gelen üniversite ve araştırma merkezlerinde görev yapan başarılı 100 Türk bilim insanını Türkiye’deki meslektaşları ve özel sektörle bir araya getiren kurultaya ilgi büyük oldu. Kurultayın açılış programına Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün, Bakan Yardımcısı Prof. Dr. Davut Kavranoğlu, TÜBİTAK Başkanı Prof. Dr. Yücel Altunbaşak, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Müsteşarı Prof. Dr. Ersan Aslan, TAEK Başkanı Zafer Alper, Türk Patent Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Habip Asan, çeşitli bakanlıklardan yetkililer, çok sayıda üniversitenin rektör ve rektör yardımcıları ile özel sektörden temsilciler katıldı.
Kurultayın açılışında konuşan Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün, kurultayda iki gün boyunca gerçekleşecek olan konferansların, kendilerinin bilim insanlarını, bilim insanlarının da birbirlerini daha iyi tanımaları açısından büyük bir fırsat olduğunu kaydetti. Gerçekleşecek panellerde, girişimcilik, yenilikçilik, teknoloji ve bilgi ekonomisi gibi konuları müzakere etme fırsatı bulacaklarını dile getiren Ergün, yine Türkiye’nin geldiği seviyeyi, daha fazla yükselmek için yapılması gerekenleri, gerçekleşecek olan muhtemel işbirlikleri gibi konuları da masaya yatıracaklarını kaydetti.
Beyin Göçünün Yerini ‘Beyin Gücü’ Aldı
Bakan Ergün, bilim ve teknolojinin, evde tek başına gelişecek bir şey olmadığına işaret ederek, vaktiyle Atina’da, Bağdat’ta, Roma’da, Endülüs’te, günümüzde ise ABD’de Silikon Vadisi’nde olduğu gibi bir kültür, bir ortam meselesi olduğunu anlattı. Daha çok soğuk savaş döneminin ve eski Türkiye’nin bir kavramı olan beyin göçü kavramını daha farklı ifade ettiklerini dile getiren Ergün, bugün yurt dışındaki bilim insanları veya öğrencileri, beyin göçü olarak değil, beyin gücü olarak gördüklerini söyledi.

Egoist Okur ve Gülenay Börekçi

Hürriyet Gazetesinin düzenlediği Bumerang ödüllerinde en iyi blog ödülünü alan Egoist Okur'un yaratıcısı gazeteci Gülenay Börekçi, arkadaşımız Sayım Çınar'ın sorularını yanıtladı; Egoist Okur, nasıl doğdu, içinde neler var, kimler katkıda bulunuyor, kaç kişi takip ediyor, Egoist Okur'la ilgili yeni planları neler?..
Edebiyat dedikodudan ibarettir ama bütün dedikodular da edebiyat değildir
Habertürk’ün hafta sonu eklerinde çalışan Gülenay Börekçi yi uzun yıllardır tanırım. Bu röportajı yapmak için aylardır peşinden koştuğumu da belirtmeliyim. Oğuz Atay’ın “Tutunamayanlar” polemiği patladığında, tartışmayı bir adım öteye götürmeye, Tutunamayanlar’ın dokunulmazlığını sorgulamaya ilk cesaret eden Gülenay Börekçi’nin  Egoist Okur adlı bir internet sitesi oldu. Bütün yıl başka bir sürü enteresan haber, röportaj, yazı okuduk Egoist Okur’da. Bahadır Baruter’in ülkesine sitem mektubunu, Altay Öktem’den 30 bin kitabın “tutuklanma” hikayesini, “ermiş” Paulo Coelho’nun satanist olarak geçirdiği yılları, Tolstoy’un büyük aşkı Prenses Elisabeth Obolenskaya’nın gazetede resmini gördüğü yakışıklı bir Türk’e âşık olarak ülkesini terk edişini, sonra da Reşat Nuri Güntekin’in kuzeni olan o Türk’le evlenmesini, Yıldız Savaşları’nın yönetmeni George Lucas’ın bir Halide Edib hayranı olduğunu hatta The Greedy Heart of Halide diye bir belgesel çektiğini, romancı Dave Eggers’ın ödüllü romanı Ne Nedir’i Datça’da tatilde yazdığını, Survivor gibi reality show’ların bir Türk psikologun 50 yıl önce ABD’de gerçekleştirdiği toplumsal deneyden ilham alarak yaratıldığını, bu yıl yaşanan sahte Nobel hadisesini ve daha neleri neleri…
Sonunda Egoist Okur adlı bu güzel, zengin ve ödüllü blogun yaratıcısı Gülenay Börekçi’yle konuşmaya karar verdim. Habertürk gazetesinin hafta sonu eklerinde çalışan, kitap ekini hazırlayan ve şimdilerde HT Cumartesi’de kitaplara dair Kâğıt Kokusu adlı köşeyi yazan Gülenay bize çok ilgi gören blogunu ve edebiyat dünyasını son zamanlarda olup bitenleri anlattı…
Gülenay, seni ilk olarak Hürriyet binasında, Amica ve Biba gibi dergileri çıkardığın yıllardaki sohbetlerimizde tanımıştım. Picus dergisiyle medyadaki en parlak edebiyat gazetecilerinden biri olarak çıktın karşımıza. Şimdi Habertürk’tesin. Şunu soracağım: Kitaplardan çok yazarlarının haber olmasına ne diyorsun? Son olarak Orhan Pamuk’un gizli aşk ilişkileri gündeme geldi…

Antik Kentler: Ariassos

Ariassos, Antalya’nın kuzeybatısında bulunan Taurus Dağlarındaki dar, taşlık bir vadide kurulmuştur. Ariassos’a ait bulunan en eski madeni para M.Ö. birinci yüzyıla aittir. Bir yüzünde Zeus’un başı bulunan bu paraların diğer yüzünde de kambur bir boğa görülür. Strabo, diğer kaynaklarda Areassos ve Ariassos olarak da geçen şehirden Aarossas olarak bahseder.

Yıkılmış birkaç Helenistik duvar dışında diğer tüm kalıntılar Roma ve Bizans dönemlerine aittir. En iyi korunmuş yapı, ortadaki kemeri daha yüksek ve geniş olan üç kemerli zafer takı şeklindeki şehir kapısıdır. Kemerler taş kaideler üzerinde yükselir.
Siteye, bu kapıdan geçilerek doğu-batı yönünde uzanan sütunlu caddeden geçerek girilir. Bu caddeye, Bizans döneminde ne için yapıldığı bilinmeyen ve dokusunu tamamen bozan bir çok yapı dikilmiştir. Bugün sadece birer taş yığınına dönüşmüş olduklarından diğer ana binaların özellikleri belirlenememiştir.

Vadinin güney ve kuzey uçları nekropol olarak kullanılmıştır. Burada bulunan cenazelere ait yapılar Pisidia özelliklerini taşır ve genellikle yüksek podyum üzerine yerleştirilmiş tonozlu yapılardan oluşur. Burada, kılıç ve kalkan motifleriyle süslenmiş kırılmış lahit bulunur. Sacrophaginin kapakları yuvarlak çatı biçimindedir.