Sayfalar

Fakirlikten Fabrikatörlüğe Uzanan Yol


İzmit’in ‘fakir çocuğu’ydu, Hayrabolu’da Türkiye’nin Islak Mendil kralı oldu, şimdi şirketini 56.3 milyon liraya Eczacıbaşı’na sattı.
Türkiye’nin ıslak mendil kralı olarak ünlenen Ataman İlaç Kozmetik Kimya Sanayi Ticaret Limited Şirketi’nin sahibi Ataman Özbay, Türkiye ve Doğu Avrupa’nın en büyüğü olan Beylikdüzü’ndeki üretim tesisi ile birlikte markalarını ve şirketini Eczacıbaşı Grubu’na sattı. Satışla Uni, Unibaby, Wogi, Woc, Comfort, Premax, Unimed, Mentholix, Şelale, Lemonni ve Türkiye pazarının lideri durumundaki Uni Wipes markaları, Eczacıbaşı’na geçti.
Özbay, “Sattım, çünkü top penaltı noktasındaydı ve vurduğumda gol olacaktı. Gönlüm rahat, bir yabancı gruba da satmamış oldum. Ayrıca iş hayatımda pes etmiş değilim. Bir icadım var ve onu hayata geçireceğim” dedi. Ataman Özbay, yeni icadının detaylarını vermedi ama özellikle Alışveriş Merkezleri’nde halk sağlığı açısından çok kritik bir konu olan ‘hijyen problemini’ çok ucuza ve çok pratik şekilde çözecek bir ürün olduğunu söyledi.
Kitap Yazacağım
Eşi Simten Hanım’ın vefatından sonra kendini hayır işlerine verdiğini, yakında bir de kitap yazacağını söyleyen Ataman Özbay, “Bir süredir, üniversiteler, hapishanelere kadar gidip konferanslar veriyorum. İnsanımıza başarı motivasyonu aşılamak için kendi yaşadıklarımı anlatıyorum. Yakında hayatımı bir kitap haline getireceğim” dedi.
İki Çocuğum Kavga Etmesin
Şirketini satmasının bir nedenini de “İki çocuğum var. Allah korusun ikisinin miras mal mülk kavgası yaşamasını istemedim. Şirketimiz tam değerini buldu sattım. Bu tabii ki artık işi gücü bırakıyoruz anlamına gelmez” diye konuştu.
İzmit’in Fakir Çocuğu

40 Yılda Bitirilen Çeviri


Ahmet Cemal; Almancanın en iyi çevirmenlerinden. Türkçeye Almancadan kazandırdığı yapıtlar, saymakla bitmez: Hamsun'dan Açlık'ı mı sayalım, Bachmann'dan Malina'yı mı, Kafka'dan Dönüşüm'ü mü, Musil'den Niteliksiz Adam'ı mı? Ama onun tam 40 yıldır üzerinde çalıştığı bir roman vardı ki, işte o roman geçtiğimiz günlerde tamamlandı ve İthaki Yayınları tarafından yayımlandı. 20. yüzyılın en büyük romancılarından Hermann Broch'un kaleme aldığı Vergilius'un Ölümü adlı romandan bahsediyoruz. Cemal'in 1972'de çevirmeye başladığı roman, yazarının başka dillere çok zor çevrilmesiyle biliniyor. Ömrünün 40 yılını adadığı eser bir yana, yıllar önce Cumhuriyet'teki köşesinde 'ölümle kurduğu yakınlık'tan bahsettiği yazısı da hâlâ belleklerimizde. Bir arkadaşından borç isterken, ondan sadece nasihat almış ve bir anlığına dahi olsa hayattan çekip gitmeyi düşünmüş, ve bunu da cesurca ifade etmişti. Yıllarca parasızlık çekmiş olsa da ömrünü edebiyata adayan bu adam, aynı zamanda İttihat Terakki'nin üç paşasından biri olan Cemal Paşa'nın torunlarından, paşanın büyük oğlu Necdet'in oğlu. Cemal Paşa'nın Tiflis'te bir suikaste kurban gitmesinden sonra parmağından kesilerek çıkarılan yüzüğü taşıyor. Dedesinin vasiyeti gereği kendisiyle aynı ismi taşıyan torununun parmağında olan yüzük, bu söyleşinin sadece bir objesi ama romanın önsözüne yazdığı aile hikayesi nedeniyle onunla paşa torunu olmayı da konuştuk. Her ne kadar 'cehennemden farksız,' diye nitelediği çocukluk günlerine geri dönmek zorunda kalsak da, onu cehenneminden çıkaran Antikçağ şairi Vergilius'la kurduğu yakınlığa bir ömür adaması tadına doyulmaz bir sohbete vesile oldu. Tabii mevzu çeviri olunca, çeviri dünyasından edebiyat alemine, oradan Türkçenin sorunlarına kadar uzanmamak olmazdı. Ahmet Cemal; 40 yıl sonra nihayet bittiğinde, bitti diye üzüldüğü en büyük çevirisinin öyküsünü Pazar SABAH'a anlattı.
Hayatımın Anlamıydı
- Normalde biz gazeteciler yeni bir kitap çıktığında kitap söyleşileri yaparız. Ama istisna bir örnek olarak bir çeviri röportajı yapacağız sizinle. 40 yılda bir kitap çevirdiniz. Bu kitap 40 yılınıza ne kattı?
- Ben çok küçük yaşta okuma yazma öğrendim. Aile hayatımdaki koşullar nedeniyle hayattan çok korkardım. Her şeyin aslından çok korktuğum için çevirisini yapmaya başladım. Zaten çok sonra yazdığım bir kitabın adını Hayattan Çevirdiklerim koydum. Bir de, dille oynamayı sevmek gibi bir özelliğim var. Lise son sınıftan itibaren hem çalıştım hem okudum. Zorunlu işler yaptım. Çevirmenlik hayatım edebiyatla değil, noter bürolarında başladı. O yıllarda hayatımda para karşılığı olmayan, kendi kurguladığım bir dünyam da olsun diye düşünmüştüm. Bu romanla o yıllarda Avusturya Kültür Ateşeliği'nde karşılaştım. Orada yarım günlük bir işe girmiştim. Romanı bir haftada okudum ve 'Benim hayatımın anlamı bu olacak,' dedim. Başka kitaplar da çevirmeye başladıktan sonra, ancak bu romanı bitirirsem kendime çevirmen diyeceğimi düşündüm. Bu kitap, 40 yılıma anlamlı bir şey için yaşadığım duygusunu kattı. Zamanla olmaya başladığını hissettiğimde bu daha çok arttı. Ve yazarın ağzından konuşmaya başladığımı gördüm. Bir edebiyat çevirisi yaptığınızda, yazarla konuşamazsanız yapmamalısınız. Bu yüzden geri çevirdiğim çeviriler vardır.
- Bu 40 yılda pek çok önemli çeviriye de imza attınız. Nasıl başardınız bunu?
- Bununla eş zamanlı olarak son 10 yılda Niteliksiz Adam'ı çevirdim mesela. Ama ben daima iki çeviri üzerinde çalışırım, çünkü birinde olan yorgunluğumu öbürü giderir. Niteliksiz Adam, aynı dönemde, ama farklı bir üslupla yazılmış bir kitap. Çeviriyi bitirdiğimde kitabımı okuması için başkalarına vermişim duygusuna kapıldı. Bir sevgiyi paylaşmak gibi.
Broch Gibi Konuşabilirim
- Nasıl bir adam Broch?

Saygıyla Anıyoruz



Bugün 10 Kasım. Bugün Atamızın aramızdan ayrıldığı, sonsuzluğa karıştığı gün. 1881'de Selanik'te başlayan hayat yolculuğu 1938 yılında İstanbul Dolmabahçe Sarayında noktalandı. 
57 Yıllık yaşamı savaşlarla, mücadelelerle ve bir devletin kurulması ile geçti. 57 yıllık yaşamında tarihin akışını değiştirdi. Milletinin yeniden ayakları üstüne doğrulup,tüm dünyaya bağımsızlığını kabul ettirmesini sağladı. Bugün 100.yıllarına doğru büyüyerek ve gelişerek yürüyen Cumhuriyetimiz, gurur duyulacak başarılara imza attı. Bu güçlü ve kudretli Ülkemizin temellerini atan Ata'mızı saygı ile anıyoruz.

Monet'i Görmek: Bir Gençlik Rüyası


Dün, Osmaniye'de, Abdurrahman Keskiner Güzel Sanatlar ve Spor Lisesi resim bölümü öğrencilerinin Fransız Ressam Claude Monet'in İstanbul'daki sergisine gidebilmek için, yol masraflarını karşılamak amacıyla açtıkları sergi haberini yayınladık. Haberin ardından Hürriyet Dünyası’ndan Şermin Terzi, bu azimli gençlere ulaştı ve hikayelerini dinledi. İşte bir şehit kızı olan Gizem Tıraş’ın önderliğindeki çalışmanın ortaya çıkış hikayesi.
Sıradan insanların, sıra dışı hikâyelerin hayata direniş manifestosuna dönüştüğü bir ülke burası. Tam hamasi söylemlerle ruh katran karasına döndü derken, işte böyle gençlerin hikâyesiyle inanç tazeleyen bir ülke. 
Kim mi o gençler?  Osmaniye Abdurrahman Keskiner Güzel Sanatlar Lisesi 12-R sınıfının 17 yaşındaki 29 öğrencisi. Sanat galerisi bile olmayan bir şehirde, sanat okumayı tercih edip, devrimin âlâsını yapan devrimci gençler.
Hikâyeleri, resimlerine hayran oldukları Fransız ressam Claude Monet'nin İstanbul Sakıp Sabancı Müzesi’ndeki sergisine gitmek istemeleriyle başladı. Ama yolu karşılayacak paraları bile yoktu. "Yardım istesek" dediler. Genç resim öğretmenleri Hakan Çebi, "Yardım istemek bize yakışmaz. Resim yapın, sergi açalım satılırsa emeğimizle gidelim” diye karşı çıktı.
Başı kim çekti biliyor musunuz? Babası o daha doğmadan 16 gün önce şehit olan ama hayata sanat aşkıyla tutunan Gizem Tıraş.
“Dalı Ve Van Gogh’a Gidemedik”
Gizem diyor ki, “Salvador Dali geldi gidemedik, Van Gogh sergisi geldi yine gidemedik. Bu bizi derinden üzdü. Monet sergisinin geldiğini duyunca, ne yapıp edip buna gideceğiz diye inat ettik.” 
Gizem, sınıftaki bütün arkadaşlarını organize etti. Sabah 3’lere kadar arkadaşlarıyla kimi kara kalem, kimi sulu boya, kimi akrilik 100’e yakın resim yaptılar. Resimleri yaptılar yapmasına ama sergileyecekleri bir salon bile yoktu. Resim öğretmenleri şehirdeki Osmaniye Park 328 alışveriş merkezinin kapısını çaldı ve yer konusunda yardım istedi.
Ve o gençler, tam da Atatürk’ün gençlerine yakışır bir şekilde, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nda sergilerini yetiştirdi. Osmaniye Valisi Celalettin Cerrah, tesadüfen oradan geçerken bir Atatürk portresi satın aldı.
Şu ana kadar sadece 200 lira kazanabildiler. Sadece seyahat masrafları bile 4 bin lira tutuyor. Gizem, “Osmaniye gibi bir yerde resim satamayacağımızı biliyoruz ama başka çaremiz yok. Ama ümit etmek istiyoruz” diyerek pes etmeyeceklerini ısrarla söylüyor. 
Zaten bu yüzden, kimi arkadaşları okula devam ederken, kimi resimlerin başında dönüşümlü nöbet tutuyor.
Bu haberi ilk yayınladığımızda, “Çanakkale Şehitliği’ne gitmişler mi ki, Monet sergisine gitmek istiyorlar” diye eleştirenler… Size cevabı yine şehit kızı Gizem versin: “Türkiye’de her gün terör olayları oluyor. Ben terör yüzünden babamın yüzünü bile görmedim. Terör olmasa başka sorunlar hep var. Okulum bir kireç fabrikası yanında. Onun yüzünden iki arkadaşımızdan biri astım hastası neredeyse. Ama biz hayatı ve renkleri seviyoruz. Monet gibi ressamlar da bize hayatın renklerini ve güzelliğini en iyi hissettiren sanatçılar. Biz o yüzden ne sanattan, ne de hayattan hiç vazgeçmeyeceğiz!”
Monet, hayatının son dönemlerinde katarakt nedeniyle o nefis renkleri artık göremez olmuştu. Ama yıllar sonra bambaşka bir coğrafyada, bambaşka gözler, gönüller onun da ruhunu yad ederek hayata ve renklere işte böyle asılıyor. Siz de bu gençlerin hayatına bir renk katmak isterseniz, resim öğretmenleri Hakan Cebi’ye mail atın: hakancebi78@gmail.com

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı Kutlaması


29 Ekim 2012 Türkiye Cumhuriyeti'nin 89.yılı kutlanıyor. Ülkemiz 89 yıldır güçlenerek ve gelişerek varlığını sürdürüyor. Bu güç ve gelişme bir arada yaşam kültüründen, bir birini anlamadan ve birbirine güvenden gelir. Ülkemiz güzeli, iyiyi hak etmektedir. Bunu sağlamak tüm yönetici ve idarecilerinin en öncelikli görevidir. Ülkemizin güzel insanı bu beklentiler ile bu yetkilerini sunmaktadır yöneticilerimize... Güzellik ve iyilik dileklerimizle Cumhuriyetimizin 89. yaşını kutlar, nice daha güzel ve güçlü yıllara dileklerimizi sunarız...
iyiturks