Sayfalar

Besin Öğelerinin Gruplandırılması Ve Vücut Çalışmasındaki Etkinlikleri

İnsanın gereksinmesi olan ve besinlerin bileşiminde yer alan 40’ı aşkın besin öğesi kimyasal yapılarına ve vücut çalışmasındaki etkinliklerine göre 6 grupta toplanır. Bunlar; proteinler, yağlar, karbonhidratlar, madenler, vitaminler ve sudur.
Proteinler: Proteinler, sindirim kanalında yapıtaşları olan aminoasitlere ayrılarak kana geçerler ve kanla karaciğere taşınırlar. Burada tekrar belirli düzen içinde birleşerek vücut proteinlerini yaparlar. Proteinler hücrelerin esas yapısını oluşturur. Belirli hücreler birleşerek vücut organları ve dokuları yapılır. Böylece protein, büyüme ve gelişme için başta gelen besin öğesidir. Birçok hücre zamanla ölür ve yenileri yapılır. Bu nedenle proteinler, hücrelerin sürekliliği için de başta gelen besin Öğesidir. Vücudun savunma sistemlerinin, vücut çalışmasını düzenleyen enzimlerin, bazı hormonların da esas yapıları proteindir. Protein aynı zamanda vücutta enerji kaynağı olarak da kullanılır. Yetişkin insan vücudunun ortalama % 16’sı proteinden oluşur. Bu depo şeklinde değil, çalışan ve belirli ödevler yapan hücreler şeklindedir.
Yağlar: Yetişkin insan vücudunun ortalama %18’i yağdır. Genelde kadınların vücudunda erkeklere göre daha çok yağ bulunur. İnsan harcadığından çok yediğinde vücudun yağ oranı artar, harcadığından az yediğinde ise azalır. Bu nedenle vücut yağı insanın başlıca enerji deposudur. Enerji kaynağı olmadığında, vücuttaki yağ deposu kullanılır. Yağ en çok enerji veren besin öğesidir. Vitaminlerin bir bölümü vücuda yağla alınır. Yağ mideyi yavaş terk ettiğinden doygunluk verir. Derialtı yağı vücut ısısının hızlı kaybını önler. Yağın yapıtaşlarının bazıları, vücudun düzenli çalışması için gerekli bazı hormonların yapımı için gereklidir.

Bilim dünyasında dahi kalmadı!


Nikola Kopernik, Charles Darwin, Albert Einstein gibi isimler doğru sanılan düşünceleri altüst etmeseydi bugün nasıl bir noktada olurduk? Peki bugünden sonra doğru sanılan ve fark edilmemiş binlerce yanlışı yıkacak isimler çıkmazsa ne yapacağız?
ABD’nin California-Davis Üniversitesi’nde psikoloji profesörü olan ve dahilerin hayatını araştırmak için yıllarını harcayan Keith Simonton, ‘dahilerin dünyanın yüzünden silinmeye yüz tuttuğunu’ öne sürdü.
Popular Science’ın haberine göre, psikolog ve genetik bilimciler bir süredir modern toplumun ‘zeki’ insanların sayısına büyük bir sıkıntı çektiğinin farkında. Bu durumun nedeni olarak, genetik mutasyonlar, eğitim yetersizliği ve politika gibi faktörler gösteriliyor. Simonton ise daha üst düzeydeki insanları ele alıyor.
 ‘Bilimsel yaratıcılığı en üst düzeyde olan insanlara değinen Simonton, bu insanların ‘zaten bilinen şeylerin üzerine ekleme yapanlar değil, tersine Rönesans döneminde yaşamış olanlar gibi düşünceleriyle dünyayı anlayışımızı tamamen değiştirebilecek kişiler’ olarak tanımladı.
Benzerleri Dünyaya Gelmedi
Simonton, araştırmasında dünya tarihine geçen Albert Einstein (1879-1955), Nikola Kopernik (1473-1543), Charles Darwin1809-1882, Galileo Galilei (1564–1642), Isaac Newton (1642–1727) ve Marie Curie’nin (1867–1934), bulundukları alanı tamamen değiştirdiğini veya yeni bilimsel alanlar yarattıklarını belirtti. Simonton, bilim dünyasında bu tür gelişmelerin artık yaşanmadığını söyledi.
ABD’li profesör, “Ne zaman birisi ders kitaplarını tamamen baştan yazmak zorunda bıraktı? Veya bir çizikten tamamen yeni bir alanı ortaya çıkardı? DNA’nın keşfinden bu yana aklınıza kimse geliyor mu?” ifadesini kullandı. Simonton, ünlü İngiliz fizikçi Stephen Hawking için, “Yaptığım tanıma göre Hawking’in dahi olduğunu zannetmiyorum. O sadece oldukça yetenekli bir bilim insanı” dedi.
Sorun Ne?
Simonton, günümüzde insanların aptallaşmadığını ve bilim insanlarının da fazla zeki olmamak gibi bir sorun yaşamadığını belirtti. Ona göre sorun, bilim insanlarının örneğin Kopernik’e kıyasla çok daha fazla ham bilgiye sahip olması. Bunun nedeni alanlarında çok fazla tecrübe ve bilgiye sahip olmaları. Bu da üretkenliği olumsuz etkileyen bir faktör olarak beliriyor.
Simonton, “Bir zamanlar büyük bir bilim insanı olmak için üniversiteye gitmeniz gerekmezdi. Yüksek okul çıktığında üniversite, üniversite olduğunda doktora gerekmezdi... Gereken eğitimi uzattıkça, uzmanlık alanı o kadar daralıyor. ‘Her şeyi bileceğim’ düşüncesi, gerçekten bilgili olmanın giderek önüne geçiyor” ifadesini kullandı.
Dünya’nın Güneş’in etrafında dönmesi, madde ve enerji arasındaki ilişki, yaşamın yapı taşları gibi keşiflerin artık yapılmadığını belirten Simonton, “Nasıl Olimpiyat sporcuları saliselerle rekor kırmaya çalışıyorsa, bilim insanları da bilinen bir şeye ekleme yapmaklar uğraşıyor” dedi.
İki bilimin bir araya gelmesi gibi büyük adımlar atılması gerektiğini ifade eden Simonton, 20’nci yüzyılda ‘astrobiyoloji, astrofizik, biyokimya ve benzeri alanların doğduğunu, yeni bir bilim keşfedilmesi halinde bir veya birden fazla bilim alanında devrim yaratabileceğini” belirtti.
Cevap Bekleyen Sorular
Makalesinde birçok bilim alanında çözümlenmemiş krizler bulunduğunu vurgulayan Simonton, örnek olarak hayatın orijinlerini gösterdi:
“Kendilerini kopyalayabilen hücreleri oluşturan proteinleri meydana getiren amino asit zincirlerini ne tetikledi? Fizikte ise yerçekimini doğanın üç diğer kuvvetiyle bir araya getirememek en büyük sorunlardan biri.”
Simonton, “Belki de doğanın güçlerini bir araya getirmenin yolu, fiziği baştan inşa etmektir” dedi. ABD’li araştırmacı, düşüncelerinin doğru olmaktan uzak olduğunu ümit ederken, “Sadece yeni bir bilimsel dahi beni yanıltabilir” dedi.

Türkiye Posterleri:Bakır İşleme





Kimileri zanaat dese de bir sanattır aslında Bakır İşlemeciliği… Bir çekiç, bir çelik kalem, bir bakır eşya ve aylarca harcanan el emeği, dökülen göz nuru… Nokta nokta, desen desen işlenen süslemeler… Ortaya çıkan ev, mutfak ve süs eşyalarına verilen değer tabii ki paha biçilmez.




Sağlıklı Yaşam Yazı Dizisi


Gelişmiş ülkelerin övündükleri pek çok şey beraberinde, uğraştıkları yeni problemleri de getirmektedir. Teknolojide, ulaşımda, ekonomide, sağlıkta v.d ilerlemeler toplumlara hız, kalite, güvenlik getirdiği kadar stres, yalnızlık, obezite ve daha pek çok yeni hastalık/problemde getirebilmektedir.
Günümüz gelişmiş toplumlarının önlerindeki en ciddi sorunlardan biriside Obezitedir. Toplumların gelişmişlik düzeylerinin artması ile beraber bireysel bazda karşılaşılan bu sıkıntı zamanla toplumun genelini ilgilendiren çok ciddi bir sorun halini almaktadır.
Obezite temel olarak yanlış beslenme ve hareketsizlik nedeni ile oluşan, çok ciddi soyso-ekonomik ve sağlık problemlerine yol açan bir hastalık haline gelmiştir. Pek çok batı ülkesinde mücadele programları oluşturulan bu hastalık karşısında ülkemizde de Sağlık Bakanlığı tarafından ciddi bir mücadele programı oluşturulmuştur.
Öncelik olarak, Obezite hastalığına dikkat çekerek, topluma konunu ciddiyetini anlatmayı hedefleyen programda ayrıntılı ve yararlı birçok çalışma yapılmaktadır.
Bu yazı dizisi ile amacımız başta Sağlık Bakanlığımızca “Obezite” konusunda yapılan bu çalışmalar olmak üzere;Stres, yalnızlık, depresyon vb. sağlıklı yaşam konusunda farkındalık yaratabilmek ve aynı konu altında pek çok yararlı bilgiyi ilgilenenlerin dikkatine sunabilmektir. İnşallah faydalı olur.


İşte mutluluk I


Kimimize, belki de birçoğumuza göre, iş, yalnızca hayatı sürdürebilmek için üstlenilen bir mecburiyet; zevkten yoksun bırakan bir vazife; omuzlarda daimi bir yük. Gerek geçmişte gerekse günümüzde, özellikle de Türkiye gibi hiyerarşik yapılanmaların ağırlıklı olduğu toplumlarda, iş yaşamının pek çok çalışan için adeta mutsuzluk sebebi olduğunu biliyor ve anlıyoruz. Ancak, seçenekler aslında birçoğumuzun alışageldiği bu olumsuz tabloyla sınırlı değil.
Belli koşullar sağlandığında, kişinin alanı veya konumu ne olursa olsun, işini yaparken mutlu olabilmesi mümkün. Öncelikle "mutluluk" kavramı üzerine biraz düşünelim istiyoruz. "Mutluluk" derken kast ettiğimiz ne?
Evet, hepimiz mutluluğun ne anlama geldiğini biliriz; bununla birlikte, diğer soyut kavramlar için de olduğu gibi, tanımlamamız istenirse, hemen hepimiz zorlanırız ve muhtemelen, mutluluk tanımımız, zihnimizdeki karşılığından epeyce eksik kalır.
Aynı şekilde, ne zaman mutlu olduğumuza ya da olacağımıza dair fikirlerimizi kolayca sıralarız; ancak mutlu olmanın nasıl bir şey olduğu sorulsa, büyük olasılıkla, tatmin edici bulacağımız bir cevap veremeyiz.
Gerçek şu ki, mutluluğa ve mutlu olmaya dair iç dünyamızdaki zengin çağrışımları kelimelere döküp tümünü sözel ifadeyle kapsayabilmek çok güç. Üstelik bazı geçmiş yazılarımızda da vurguladığımız gibi, mutluluk, evrensel nitelikte olmakla birlikte, çağrışımları, kültürden kültüre, hatta kişiden kişiye değişiklik gösterebilmekte.