Sayfalar

Sağlıklı Yaşam Yazı Dizisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sağlıklı Yaşam Yazı Dizisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

En sık görülen 8 kış hastalığı


Kış mevsimine sayılı günler kala havalar iyiden iyiye soğurken hastalıklar da giderek yaygınlaşıyor.

Vücut direncinin azalmaya başladığı kış aylarında gripten bronşite, boğaz enfeksiyonlarından sinüzite pek çok hastalık hem yetişkinleri hem çocukları etkisine alıyor. Özellikle de kapalı ve kalabalık ortamlarda hastalıkların solunum ve yakın temas sonucu daha kolay bulaştığını bu nedenle hızla yaygınlaştığını belirten Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Dilek Erdönmez, "Oysa basit ve etkili yöntemlerle çocuklarımızı kış hastalıklarından kolayca korumamız mümkün" diyor. Dr. Dilek Erdönmez çocuklarda en sık görülen 8 kış hastalığını ve alınabilecek etkili önlemleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Grip

Yüksek ateşle başlayıp kas, boğaz ve baş ağrısıyla seyreden gribe, burun akıntısı/ burun tıkanıklığı, bazen de öksürük eşlik ediyor. Yoğun bir yorgunluk hissine neden olan grip tedavi edilmezse ölümcül de olabilen ciddi sonuçlara yol açabiliyor. Grip aşısı ile yüzde 70-90 oranında önlenebilen gripte istirahat etmek ve bol su içmek çok önemli.

Boğaz Enfeksiyonları

Boğaz enfeksiyonları (farenjit, tonsillit) yüksek ateş, yutma sorunu, boğaz-baş ağrısı ve bazen de öksürük, kusma ve karın ağrısına neden oluyor. Beta mikrobu varsa antibiyotik şart. Aksi halde beta enfeksiyonları, kalpten böbreğe ciddi hastalıklara yol açabiliyor.

Zatürre

Yüksek ateş ve balgamlı öksürükle ortaya çıkan zatürre, tek veya iki taraflı olarak akciğer dokusunu tutarak alt solunum yolu enfeksiyonuna neden oluyor. Çoğunlukla üst solunum yolu enfeksiyonu sonrası meydana geliyor. Birçok virüs ve bakteri bu hastalığa neden olabiliyor. Tedavi edilmezse yaşamı tehdit edebiliyor.

Bronşit Ve Bronşiolit

Alt solunum yolu hastalıkları olan bronşit ve bronşiolit, 'Akciğer ağacı' denilen, solunum yolları dalcıklarının virüs ve bakteriler tarafından iltihaplanması ile oluşuyor. Akciğerlerin küçük hava yollarının hastalığına bronşiolit, büyük hava yollarının hastalığına bronşit deniliyor. Öksürük ve hışıltılı solunuma yol açarken, tedavi edilmezlerse zatürreye yol açabiliyorlar.

Nezle

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Dilek Erdönmez, "Nezleye (soğuk algınlığı) virüsler yol açıyor. Salgı, yakın temas ve solunumla bulaşırken, açık renkli burun akıntısı / tıkanıklığı, boğaz ve burunda kaşıntı hissi, hapşırık ve bazen öksürükle ateş olabiliyor. Soğuk algınlığı için herhangi bir aşı bulunmuyor" diyor.

Orta Kulak İltihabı (Otit)

Özellikle soğuk algınlığı, grip, farenjit gibi üst solunum yolu enfeksiyonları sırasında veya sonrasında bakteri ve virüsler, boğaz ile kulak arasında uzanan östaki kanalı vasıtası ile boğazdan orta kulağa geçerek burada enfeksiyona neden oluyor. Kulak ağrısı, ateş ve işitme azlığı ile kendini gösteriyor. Çocuğunuzu en kısa sürede hekime götürmeniz şart.

Sinüzit

Kafatasını oluşturan kemiklerin arasında sinüs denen boşlukların iç yüzeyini kaplayan dokunun enfeksiyonu sinüzit olarak adlandırılıyor. Sıklıkla üst solunum yolu enfeksiyonu sonrası geçmeyen koyu kıvamlı burun akıntısı/tıkanıklığı, sabaha karşı artan öksürük ve giderek artan baş-kas-eklem ağrıları, mide bulantısı, iştahsızlık gibi şikayetler olurken ateş de eşlik edebiliyor. Tam tedavi edilmezse kronikleşebiliyor.

Gastroenterit (İshal Veya Diyare)

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Dilek Erdönmez "Birçok bakteri ve virüs ishal tablosuna neden olabiliyor. Hastalık hafiften ağır dereceye kadar seyredebiliyor. Hafif seyredebildiği gibi, bazen inatçı kusma ve ateş de eklenerek, hastaneye yatış bile gerekebiliyor. Kış aylarında özellikle kusma, ishal ve ateş ile seyreden bağırsak enfeksiyonu olan rotavirüs çok sık görülüyor" diyor.

Hastalıklara Karşı Etkili Önlemler

  • Dengeli ve sağlıklı beslenmek, 
  • Uyku düzenine dikkat etmek, yeterince uyumak,
  • Özellikle su başta olmak üzere yeterli sıvı tüketmek, gazlı içeceklerden kaçınmak,
  • Meyve ve sebzenin yanında haftada iki kez balık yemek,
  • Demir, çinko, D vitamini gibi mineral ve vitamin seviyelerini kontrol ettirmek,
  • Ihlamur gibi bitki çayları, posası içine ilave edilmiş meyve suları, pekmez ve bal tüketmek, 
  • Kış hastalıkları en çok solunum yolu ile bulaştığından öpmek yerine karşınızdakine başınızla selam vermek,
  • Kapalı ve kalabalık ortamlardan mümkün olduğunca kaçınmak,
  • Elleri sık sık yıkamak ve ağıza, buruna, gözlere sürmemek; çocuklara hijyen kurallarını öğretmek,
  • Mikroplar sıcakta kolayca ürediklerinden ortamı aşırı ısıtmamak,
  • Evi, sınıfları ve bulunulan ortamı düzenli havalandırmak,
  • Ortamda kullanılan klimaların düzenli bakım ve temizliğini yaptırmak,
  • Süt çocukluğu döneminde mutlaka bebeğinizi emzirmek ve bağışıklığını 'doğal antibiyotik' olan anne sütü ile güçlendirmek,
  • Ortamda kullanılan klimaların düzenli bakım ve temizliğini yaptırmak 
  • Çok kalın veya inci giysiler giymemek, çocuklara da giydirmemek. Ortama uygun katlı kıyafetler giyip, sıcaklığa göre artırıp azaltmak,
  • Çocuğunuzu sigara dumanının bulunduğu ortama sokmamak,
  • İstirahat etmek vücut direncini artıracağından gerekirse okula göndermemek,
  • Doktorunuz gerekli görürse grip aşısını yaptırmak.

Kaynak: Sabah Gazetesi

Herşeyin Başı Sağlık



Her şeyin Başı Sağlık! Yazıya bu cümle ile başlayarak niyetimizi en başta en açık hali ile ortaya koyalım. Sağlık, kıymeti yokluğunda anlaşılan, değeri hiçbir şey ile kıyas edilemeyen bir haldir. İnsanlığın varoluş hikayesinin temelinde “sağlıklı olma” hali vardır.

“Sağlıklı Olma” hali ile yüzlerce tanımlama vardır. Bunlar içinde en öne çıkan ve ortak kabul gören Dünya sağlık örgütünün tanımıdır:

“Sağlık, yalnızca hastalık ya da sakatlığın olmaması değil; tam bir fiziksel, zihinsel ve sosyal refah durumudur.”

Bu tanımla uyumlu bu tanımı kapsayıcı olarak Türkçe hazinemizde çok güzel bir kelime bulunmaktadır: Esenlik. Sağlıklı olma halinin yüzlerce tanımı bu güzel kelimede anlam bulmuş dillerimizde ifade edilmiştir.

Ancak fark ettiğiniz üzere bu muhteşem kelime dilimizden, hafızamızdan ve yaşantımızdan gittikçe artan bir hızla silinmeye başlamıştır. Sanki bu kayıp oluşla eş doğrultuda “Sağlıklı Olma” halimizde aynı olumsuz durumu yaşamaktadır. Tüm hakikati ile yaşantımızın, kültürümüzün içinde olan “Esenlik Halinin” fark edilmeyecek bir sessizlikte varlığını yitirmeye başlamamız ile sağlığımızda da çok ciddi sıkıntılar rutin hale gelmeye başladı.

Adını bile duymadığımız pek çok hastalık günümüzde büyük bir çoğunluğu etkileyen, ruhen, madden ve fiziken yaşam kalitesini bozan sorunlar halini aldı. Onun için hepimiz bu konularda riskli konumlardayız. “Sağlıklı Olma” halimiz geçmişe nazaran daha zor ve daha da kıymetli bir durum.

En iyi tedavi, en ekonomik tedavi, en rahat tedavi hastalanmamak. “Sağlıklı Olma” halinin bozulması ile artık her şey sıkıntılı ve zorluklar içerir. Ne yazık ki günümüz yaşam düzeni hastalıklı olmayı sektörel bir zorluk halinde insanlara dayatıyor. Hastalıklı olma halinden kurtulma, “Sağlıklı Kalma” durumuna göre kat ve kat zor ve masraflı.

Bu nedenle günümüzde hareketli bir yaşama geçme, sağlıklı ve dengeli beslenme ile huzurlu bir yaşantı neticesinde “Sağlıklı Olma” halimizi korumak, iyileştirmek haşam kalitemiz açısından olmazsa olmaz bir kriter.

Bizde bu gaye çerçevesinde iyi yaşam, sağlıklı olma gibi temel konuları kapsayan bir başlık oluşturup, içerikleri sizlerle paylaşmak istiyoruz. Umarız paylaşımlarımız sizlere faydalı etkiler, iyi ve güzel duygular oluşturup, “Sağlıklı Olma” halinize olumlu katkılar sağlar.

Hayatındaki 5 şeyi Düzelt Kaliteli ve Uzun Yaşa


Dünyanın en ünlü kalp ve damar cerrahlarından Prof. Dr. Mehmet Öz’ün sağlıklı yaşam, yaşlıklı yaşlanma, beslenme, cinsel yaşam, takviye gıdalar, hareketli yaşam ve stresle yaşam gibi konularda Hürriyet gazetesindeki geçmiş zamanlı söyleşisi güncelliğini ve önemini günümüzde de koruyor. Bu yararlı söyleşiden mutlaka bizleri de ilgilendiren ve dikkate almamız halinde iyi ve güzel şeyler kazanacağımız bilgiler mevcut. İyi okumalar diler, söyleşi için emeği geçenlere teşekkürlerimizi sunarız.  iyiturks

Her söylediği dikkatle takip ediliyor, her yaptığı, peşinden milyonlarca insanı sürüklüyor. Dünyanın en ünlü kalp ve damar cerrahlarından Prof. Dr. Mehmet Öz gelecek haftaki ilk yazısından önce sorularımızı yanıtladı.

Kendinizi nasıl hissediyorsunuz?

- Harika hissediyorum. Sanki 35 yaşındaymışım gibi... Hem bedenen hem de ruhen!

Güne kaçta başlıyorsunuz?

- Genelde sabahları altıya çeyrek kala civarında kalkıyorum. Esneme egzersizlerimi yapıyorum. Sabahın çok erken saatleri olduğu için kahvaltımı evde değil, işyerinde ediyorum. Hemen uyarımızı yapalım, kahvaltı çok önemli bir öğün. Özellikle yüksek lif içeren ve protein açısından zengin gıdalar dengede tutar.

Hemen önerilere başladınız. Geç kalır mısınız?

- Olmam gereken yerlere zamanında giderim. Geç kalmak, kontrolü kaybettirir. Haftada bir kere, perşembe günleri hastaneye gidiyorum. Önce ameliyatlarımı yapıyorum, sonra diğer hastalarımı ziyaret ediyorum. Sair günlerde ‘The Dr. Oz Show’un çekimleri ve günlük toplantıları var. Akşam 22.30 civarı yatıyorum.

Yogaya devam mı?

- Evet. Hastane, The Dr. Oz Show ve sağlıkla ilgili diğer aktiviteler sayesinde hayatım her geçen gün daha yoğunlaşıyor. Bu yüzden egzersizi hayatımın içine sokmak için bir yol buldum.

Ne kadar egzersiz?

- Her gün yedi dakikalık, kısa ama etkili bir egzersiz yapıyorum. Bunun bir saatlik bir egzersizden daha etkili olduğunu düşünüyorum. Her sabah yedi dakikalık yoga esneme egzersizi yapıyorum.

Risk Taşıdığım Gerçeğiyle Yüzleştim

Neden yedi dakika?

- Ne kadar yoğun olursanız olun, kendinize günde yedi dakika bile ayıramayacağınızı itiraf etmeniz zor. Genç bir cerrahken yogaya başladım ve o günden sonra her gün yapmaya özen gösteriyorum. Vücudumun ve aklımın esnek kalmasını sağlıyor. Yaralanma  riskiniz yok ve mükemmel bir egzersiz kombinasyonu sağlıyor.

Sofranızdan ve hayatınızdan hangi besinleri eksik etmezsiniz?

- Gıdaların topraktan çıkmış hallerini yemeye dikkat ediyorum. Yani sebzeler, turpgiller, fındık, tam tahıllılar gibi... Ayrıca tam yağlı süt ve süt ürünlerini tercih ediyorum. Çünkü yağı azaltılmış gıdalar şeker yüklü olabiliyor ve doyurucu değil.

Dışarıdan takviye alır mısınız?

- Kullandığım takviyeler var: Omega 3 (DHE) yağ asidi, düşük dozda multi vitamin, D Vitamini ve bebe asprini. Tavsiyem şu: Kullanacağınız vitamin ve takviyeler için lütfen doktorunuza danışın.

Yaşlanmakla ilgili sizi en çok ne korkutur?

- Benim de herkes gibi yaşlanmakla ilgili endişelerim var. Bu nedenle şimdi sağlıklı beslenmek, sağlıklı kilo ve ruh halinde olmak için elimden gelen her şeyi yapıyorum. Birkaç yıl önce rutin doktor kontrolümde yapılan kolonoskopide polip bulunması benim için bir uyanıştı. Aile geçmişimde kanser olmamasına rağmen böyle bir olayla karşılaştım. Doktor olmamın, risk taşımadığım anlamına gelmediği gerçeğiyle yüzleştim.

Uzun ve sağlıklı yaşam önerileriniz nedir?

- Hayatınızda sadece beş şeyi düzelterek, hem kaliteli hem de uzun bir yaşama sahip olabilirsiniz.

Nedir bunlar?

- Tansiyonu kontrol etmek, sigarayı bırakmak, günde 30 dakika egzersiz yapmak, stresi kontrol atına almak ve yemekten zevk aldığınız sağlıklı gıdalarla beslenmek.

Sizce yolun yarısı kaç? Bu yaşları rahat atlatmak için birkaç ipucu verebilirsiniz?

Obezite Tedavisi:Davranış Değişikliği Tedavisi

Vücut ağırlığının kontrolünde davranış değişikliği tedavisi, fazla ağırlık kazanımına neden olan beslenme ve fiziksel aktivite ile ilgili olumsuz davranışları olumlu yönde değiştirmeyi veya azaltmayı, olumlu davranışları ise pekiştirerek hayat tarzı haline getirmeyi amaçlayan bir tedavi şeklidir.
Davranış değişikliği tedavisinin basamakları
a) Kendi kendini gözlemleme
b) Uyaran kontrolü
c) Alternatif davranış geliştirme
d) Pekiştirme, kendi kendini ödüllendirme
e) Bilişsel yeniden yapılandırma
f) Sosyal destek

Obezite Tedavisi: Egzersiz

Tüm dünyada obezitenin bir epidemi şeklinde arttığı ve artmaya devam ettiği raporlanmakta, fiziksel aktivite ve egzersizin obezite ve obezite ile ilgili diğer sağlık sorunlarının önlenmesindeki rolünün önemi vurgulanmaktadır. Düzenli fiziksel aktivite, sadece enerji dengesinin düzenlenmesinde değil, obezite ile gelişen sağlık risklerinin ve bu risklere bağlı ölüm hızının azaltılmasında da önemli bir role sahiptir .

Egzersiz tedavisinin ağırlık kaybını sağlamadaki etkisi halen tartışmalı olsa da, fiziksel aktivitenin yağ dokusu ve karın bölgesindeki yağlanmayı azalttığı, diyet yapıldığında görülebilen kas kütle kayıplarını önlediği kesin olarak kabul edilmektedir. Egzersiz tedavisi ile bireylerin tıbbi beslenme tedavisini destekleyici nitelikte zayıflamaları ve tekrar ağırlık kazanımlarının önlenmesi sağlanmaktadır.

Amerikan Spor Hekimliği Kolejinin (American College of Sports Medicine-ACSM) önerisi tüm yetişkinlerin her gün ortalama en az 30 dakika orta şiddette egzersiz yapmasıdır. Bu düzey bir aktivite günlük 840kj (200 kkal) enerji tüketimini sağlar.

Dünya Sağlık Örgütü tarafından da; 18-64 yaş grubu yetişkinler için haftanın 5 (beş) günü en az 30 dakika orta şiddette veya en az 15 dakika şiddetli fiziksel aktivite, 5-17 yaş grubu çocuklar için ise günde en az 60 dakika orta şiddette ve şiddetli fiziksel aktivite önerilmektedir. Bu yaş grubunda kas ve kemiklerin güçlenmesi için şiddetli fiziksel aktivitenin haftada en az 3 kez yapılması gerektiği belirtilmektedir.

Obez kişilerin her gün fiziksel olarak aktif olmaları amaçlanmaktadır. Enerji harcaması kişinin vücut ağırlığı ve aktivite şiddetine göre değişir. Obez bireylerin bu aktiviteleri yavaş yapması önerilir.

Su Tedavisi

Pek çok insan, gece boyunca sık sık tuvalete kalkmamak için, uyumadan önce hiçbir şey içmek istemediğini söyler. Gece sık sık tuvalet için kalkan bir hasta da, doktoruna bunun sebebini sorduğunda, hiç bilmediği çok ilginç yanıtlar aldı
Kardiyolog doktor, hastasının bu sorusuna karşılık, “Siz ayakta dururken, yerçekimi suyu vücudun en aşağıdaki kısmında tutar ve bu da ayaklarınızın şişmesine neden olur. Uzandığınızda, vücudunuzun alt kısımları (özellikle ayaklarınız) böbreklerinizle aynı hizaya gelir, böylelikle de böbreklerin suyu süzmesi ve atması kolaylaşır.” açıklamasını yaptı. Sonra da ‘su içmenin inceliklerini anlatarak devam etti: “Özellikle belirli bir zamanda içmek, suyun vücudunuz üzerindeki etkinliğini artırır:
•  Uyandıktan sonra iki bardak su içmek, iç organlarınızı harekete geçirir.
•  Yemekten yarım saat önce bir bardak su içmek, sindirimi kolaylaştırır.
•  Duş öncesi içeceğiniz bir bardak su, kan basıncınızı düşürmeye yardımcı olur.
•  Uyumadan önce bir bardak su içmek, felç ve kalp krizi riskini azaltır.
• Ayrıca, bacak kramplarını da önlemeye yardımcı olur. Çünkü bacak kasları gerildiklerinde sıvıya İhtiyaç duyuyor ve yeterince sıvı alınmadığında ağrıyla uyanmak kaçınılmaz oluyor.”

Obezite Tedavisi: Tıbbi Beslenme (Diyet)

Obezite tedavisinde tıbbi beslenme tedavisi anahtar rol oynamaktadır. Obezitede beslenme tedavisi
ile:
• Vücut ağırlığının, boya göre olması gereken (BKİ= 18.5 - 24.9 kg/m2) düzeye indirilmesi hedeflenmelidir. Tıbbi beslenme (diyet) tedavisinin bireye özgü olduğu unutulmamalıdır. Başlangıçta belirlenen hedefler, bireyin olması gereken ideal ağırlığı olabildiği gibi, ideal ağırlığının biraz üzerinde de olabilir.
• Uygulanacak zayıflama diyetleri yeterli ve dengeli beslenme ilkeleri ile uyumlu olmalıdır. Etkinliği bilimsel olarak kanıtlanmamış diyetlerden kaçınılmalıdır. Tıbbi beslenme tedavisinde amaç, bireye doğru beslenme alışkanlığı kazandırılması ve bu alışkanlığın sürdürülmesidir.
• Vücut ağırlığı boya göre olması gereken düzeye geldiğinde tekrar ağırlık kazanımı önlenmeli ve erişilen ağırlık korunmalıdır.
Obezite tedavisinde uygulanan diyet ilkeleri
a) Enerji: Bireyin günlük enerji alımı, haftada 0.5-1.0 kg ağırlık kaybını sağlayacak şekilde azaltılmalıdır.
Birey yavaş ve uzun sürede zayıflatılmalıdır. Zayıflama diyetlerinde günlük enerji miktarının belirlenmesinde ilke; bireye harcadığından daha az enerji vermektir. Bireyin bazal metabolizma hızı (BMH) veya dinlenme metabolizma hızı (DMH) altında enerji verilmemelidir.

Obezite Tedavisi

Uzun, sağlıklı ve mutlu bir yaşam beklentisi içindeki 21. Yüzyıl insanı için, obezitenin önlenmesinde Koruyucu sağlık hizmetleri yaklaşımı çok büyük bir önem taşımaktadır. Koruyucu sağlık hizmetleri kapsamında sağlık otoriteleri toplumun her kesimine ulaşmalı, etkin ve yaygın eğitim çalışmalarının hızla yaşama geçirilmesi konusunda bilinçli ve istekli bir çaba içinde olmalıdır.
Obezite, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından “Sağlığı bozacak ölçüde vücutta anormal veya aşırı yağ birikmesi” olarak tanımlanmaktadır. Yetişkin erkeklerde vücut ağırlığının ortalama %15-20’sini, kadınlarda ise %25-30’unu yağ dokusu oluşturmaktadır (28,29). Erkeklerde bu oranın %25, kadınlarda ise %30’un üzerine çıkması durumunda obezite söz konusudur
Obeziteden korunma büyük önem taşımaktadır. Obeziteden korunma, çocukluk çağında başlamalıdır. Çocukluk ve adolesan döneminde oluşan obezite, yetişkinlik dönemi obezitesi için zemin hazırlamaktadır. Bu nedenle aile, okul ve yaşanılan çevre yeterli ve dengeli beslenme ve fiziksel aktivite konularında bilgilendirilmelidir.

Ramazanda Sağlıklı Beslenme Önerileri

Sıcak havanın olumsuz etkilerinden korunmak ve aç kalınan uzun saatlerde sağlığı korumak için uzmanların önerilerine kulak vermekte fayda var. Dâhiliye Uzmanı Dr. Özgür Mollaoğlu, Ramazan’da dikkat edilmesi gerekenler hakkında şu bilgileri veriyor: "Birçok kişi sahura kalkmadan oruç tutmaya çalışmaktadır. Bu, açlık süresinin uzamasına, artan sıcakla birlikte kan şekerinin düşmesine, konsantrasyon güçlüğü, baş ağrısı ve yorgunluk hissine neden olmaktadır. Sahurda hafif bir kahvaltı, az tuzlu sebze yemeği ya da zeytinyağlı tercih edilebilir. Ayrıca, protein içeriği ve tok tutucu etkileri nedeniyle süt ve yumurta önerilir. Beyaz ekmek kan şekerini hızlı yükseltip daha çabuk açlık hissine neden olacağı için, kepek ya da çavdar ekmeği tavsiye edilir. Sıcak ve nemli havalar nedeniyle artan sıvı kaybını ise bol sıvı tüketimi ile dengelemek gerekmektedir.
İftar Yemeğine Çorba İle Başlayın
Uzun süreli açlık sonrasında iftarda normalde yenilen miktardan ve çeşitlilikten daha fazlasının yenmemesine dikkat edilmelidir. İftara bir dilim ekmek ve bir kase çorba ile başlanması, su içilmesi ve 20 dakikalık bir ara verilerek ana yemeğe başlanması önerilmektedir. Ağırlıklı olarak zeytinyağlı yemekler tercih edilmeli, et ve tavuk ise ızgara şeklinde tüketilmelidir. Günlük vitamin ihtiyacı için bol yeşil yapraklı sebze yenmesi önemlidir. Tatlı olarak şerbetli ve hazmı zor tatlılar yerine az şekerli sütlü tatlılar tercih edilmeli, meyveler yemekten en az 1 -2 saat sonra tüketilmelidir. Günlük sıvı alımı sıcaklarda daha da önemlidir. İftarla sahur arasında en az 2-2.5 litre su tüketimine özen gösterilmelidir.
Oruçluyken Bayılma Riskine Dikkat
Oruç tutulan dönemde sıvı kaybı ile birlikte halsizlik, kas krampları, çarpıntı, ateş çıkması gibi bulgular görülebilir. Harcanan su karşılanmazsa tansiyon düşmesi ve bayılma gözlenebilir. Sıvı kaybı ile birlikte direkt güneş ışığına maruz kalınırsa sıcak çarpması tablosu da gelişebilir.
Ağır Egzersiz Yerine Yürüyüş
Oruç tutan kişiler, eğer bir zorunluluk yok ise, çok sıcak havalarda dışarıya çıkmamaya özen göstermelidirler. Eğer dışarı çıkılacaksa sabah erken ya da akşamüstü saatler tercih edilmelidir. Açık havada çalışan oruçlu kişilerin doğrudan güneş ışığından kaçınmaları, özellikle bol ve açık renk giysiler tercih etmeleri önerilir. Yemekten sonra ağır egzersizden kaçınılması bunun yerine yemekten 1 saat sonra 30 dakikalık yürüyüş yapılması uygundur.
Kronik Bir Hastalığınız Varsa…

Beyni Kullanma Kılavuzu

Son yıllarda hükümetlerden bilim insanlarına, pazarlamacılardan tıp camiasına dek herkes beyni daha iyi anlamaya çalışıyor. İşte beyni etkin biçimde kullanmak için birkaç öneri...
1.Beyniniz her zaman bir depo gibi çalışır. Telefon numarası gibi kısa bilgileri veya geçen yıl doğum gününde neler yaptığınız gibi uzun ve yoğun bilgi içeren anılarınızı depolar. Bilgileri kaydedin, hatırlayın ve gözden geçirin. Bu sayede güçlü bir hafızaya sahip olacağınız gibi, unuttuğunuz birçok bilgiyi de yeniden canlandıracaksınız. Hatıralarla dolu hayatınızdaki  her şey beyninizde depolanırken, size de bu depoyu kullanma şansı doğacak. Değerlendirin!
2.Beyin sadece bilgi depolayan mekanik bir yapı değildir. Kalple bağdaştırılan hislerin merkezi de beyindir. Duygular, motivasyonlar, umutlar, korkular, heyecanlar... Hayat tecrübelerinize bağlı olarak korkacağınız nesne veya olayları yine beyninizin size yolladığı sinyallerle belirlersiniz. Bu sinyalleri kontrol etme gücü size aittir. Keşfedin!
3.Gereksiz bir bilgi, beyinden kolayca atılabilir; önemli gördüğünüz deneyimler hayatınız boyunca size yardımcı olur. Zaman içinde edindiğiniz bilgilerin önemini fark edin ve bunları değerlendirin. Beyninizin sunduğu bu imkânı değerlendirdikçe zekânız da gelişmiş olur. Geliştirin!
4. Hedefinizi bir piramit olarak düşünün ve bu piramidin en tepesine sizin için en önemli şeyleri koyun. İleride nasıl biri olup nasıl anılmak istediğinize karar verin. Amaç belirlemek, kendinizi kodlamak, stratejik düşünmek, yol haritanızı çizmeye benzer. Öncelik sıralamanıza göre zaman yönetimi geliştirin. Öncelik sıralamanız tamamen sizin elinde. Düşünün!
5. Düzenli spor veya haftada bir terleyecek kadar yapılan spor, ruhu toparlar. Aynı zamanda olumlu düşünmenize de yardımcı olur; beyninizi geliştirir ve genç tutar. En sevdiğiniz sporu belirleyin. Spor yapın!
6. Zihinsel egzersizler, beyinde sinirsel bağlantı havuzunu zenginleştirir. Beyinde bağlantı sayısını en çok artıran faktörler; yorum yapmak, tekrar yapmak, yeni şeyler öğrenmek, yeni deneyimlere açık olmak, alışkanlıkları terk ederek rutini değiştirmektir. Zorlayın!
7. Mutluluk parfüm gibidir; kendinize sürmeden başkasına bulaştıramazsınız. Yürüyebilmek, konuşabilmek, ağlayıp gülebilmek bile başlı başına birer mutluluk kaynağıdır. Küçük şeylerle mutlu olmak yine sizin elinizde. “Az ye, az uyu, az konuş.” felsefesini ilke edinin. Her şeyde ölçülü olmak beyin dostudur.  Basit olun!

Türk Mutfağı

Giriş
Türk Mutfağı denildiğinde, Türkiye’de yaşayan insanların beslenmesini sağlayan yiyecekler,  içecekler, bunların hazırlanması, pişirilmesi ve saklanmasında kullanılan araç gereç ve yöntemler anlaşılmaktadır.  Ayrıca, yemek yeme şekli ve mutfaktaki tüm uygulamalar ve inanışlar da, Türk Mutfağı kapsamı içinde yer almaktadır. Türkiye’de yaşamış çeşitli uygarlıkların etkisiyle gelişen ve zenginleşen Türk Mutfağı, Dünya’nın en zengin üç mutfağı arasına girmiştir ve Dünya’nın en besleyici mutfağı olma özelliğini de elinde tutmaktadır.
Türk Mutfağındaki çeşit zenginliğini etkileyen etmenler;
  •       Orta Asya ve Anadolu topraklarında yetişen ürünlerdeki çeşitlilik, 
  •       Farklı kültürlerin etkileri,
  •       Selçuklu ve Osmanlı gibi imparatorlukların saraylarında gelişen yeni tatlar ve farklı uygulamalardır.

Ayrıca Türk Mutfağının ünü çok çeşitli malzemelerin ve tat vericilerinin değişik şekillerde kullanılmasıyla çok değişik türde ve lezzette yemeklerin üretilmesinden de kaynaklanmaktadır.
Türk Mutfağı da, Türk tarihi gibi Orta Asya, Selçuklu, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerinde incelenmektedir.
Orta Asya Dönemi (1040 yılından önce)
Eski Türklerin yaşamı da diğer toplumlarda olduğu gibi tarım ve hayvancılığa bağlıydı. Eski Türkler, Orta Asya’da tarım şartlarının uygunsuz duruma gelmesi nedeniyle şartları daha iyi olan batı ve güneye göç etmişlerdir. Gittikleri yörelerde doğal yetişen hayvan ve bitkilerden yararlandıkları gibi, bunlardan yöre şartlarına uygun olanlarını da yetiştirmişler ve yetiştirdiklerini basit tekniklerle işleyerek bulunmayan zamanlarda kullanmışlardır. Bu dönemde göçebe hayatı yaşayan Türklerin yemek kültürleri ile ilgili bilgiler çok fazla değildir, ancak Türklere ait ilk yazılı kaynaklardan biri olan Orhun Abideleri’nde Türk Mutfak Kültürü ile ilgili bazı yazılı bilgilere rastlanmakta, özellikle davet, yas törenlerinde yemekler verildiği dikkat çekmektedir.
Ayrıca bu dönemde; Türklerin 9. yüzyılda İslam dinini kabul etmesi ile de bazı yiyeceklerin (domuz) ve alkollü içeceklerin kullanılması da yasaklanmıştır.
Selçuklular ve Beylikler Dönemi (1040-1299)
Bu dönemden kalan belgelerde; yemek törenleri ve şölenleri, sofra bilgileri, yemek tarifleri ve pişirme şekilleri bilgileribulunmaktadır. Selçuklular döneminde yemek kültürüne ait bulunan en önemli kaynak 13.yüzyılda yaşayan Mevlana’nın eserleridir. Ayrıca Selçuklular dönemlerinde Selçukname’ lerde mutfak ve saray ziyafetleri ile ilgili bilgilere de rastlanmaktadır.
Osmanlılar Dönemi (1299-1923)
Osmanlı İmparatorluğunun gelişmesine paralel olarak Türk Mutfağı, önemli gelişmeler göstermiştir. Osmanlı İmparatorluğu zamanında mutfaklar, sarayın en önemli kısımlarından birisi haline gelmiştir. Osmanlı döneminde ilk aş evlerinin oluşturulduğu, ayrıca Cuma günlerinde ve Ramazanda da halka helva, zerde ve bal gibi tatlıların verildiği de bilinmektedir. Türk Mutfağının en çok geliştiği dönem Osmanlıdönemidir. Bu dönemde ilk Türk yemek kitaplarının yazıldığı da bilinmektedir.
Cumhuriyet Dönemi (1923- )
Bu dönem; İstanbul mutfağı da denilebilen Klasik Türk Mutfağı ve Anadolu’da bütün canlılığı ile yaşayan Türk Halk Mutfağı olarak iki bölümde ele alınmakta ve günümüzde de halen varlığını sürdürmektedir.

Besin Öğelerinin Gruplandırılması Ve Vücut Çalışmasındaki Etkinlikleri

İnsanın gereksinmesi olan ve besinlerin bileşiminde yer alan 40’ı aşkın besin öğesi kimyasal yapılarına ve vücut çalışmasındaki etkinliklerine göre 6 grupta toplanır. Bunlar; proteinler, yağlar, karbonhidratlar, madenler, vitaminler ve sudur.
Proteinler: Proteinler, sindirim kanalında yapıtaşları olan aminoasitlere ayrılarak kana geçerler ve kanla karaciğere taşınırlar. Burada tekrar belirli düzen içinde birleşerek vücut proteinlerini yaparlar. Proteinler hücrelerin esas yapısını oluşturur. Belirli hücreler birleşerek vücut organları ve dokuları yapılır. Böylece protein, büyüme ve gelişme için başta gelen besin öğesidir. Birçok hücre zamanla ölür ve yenileri yapılır. Bu nedenle proteinler, hücrelerin sürekliliği için de başta gelen besin Öğesidir. Vücudun savunma sistemlerinin, vücut çalışmasını düzenleyen enzimlerin, bazı hormonların da esas yapıları proteindir. Protein aynı zamanda vücutta enerji kaynağı olarak da kullanılır. Yetişkin insan vücudunun ortalama % 16’sı proteinden oluşur. Bu depo şeklinde değil, çalışan ve belirli ödevler yapan hücreler şeklindedir.
Yağlar: Yetişkin insan vücudunun ortalama %18’i yağdır. Genelde kadınların vücudunda erkeklere göre daha çok yağ bulunur. İnsan harcadığından çok yediğinde vücudun yağ oranı artar, harcadığından az yediğinde ise azalır. Bu nedenle vücut yağı insanın başlıca enerji deposudur. Enerji kaynağı olmadığında, vücuttaki yağ deposu kullanılır. Yağ en çok enerji veren besin öğesidir. Vitaminlerin bir bölümü vücuda yağla alınır. Yağ mideyi yavaş terk ettiğinden doygunluk verir. Derialtı yağı vücut ısısının hızlı kaybını önler. Yağın yapıtaşlarının bazıları, vücudun düzenli çalışması için gerekli bazı hormonların yapımı için gereklidir.

Sağlıklı Yaşam Yazı Dizisi


Gelişmiş ülkelerin övündükleri pek çok şey beraberinde, uğraştıkları yeni problemleri de getirmektedir. Teknolojide, ulaşımda, ekonomide, sağlıkta v.d ilerlemeler toplumlara hız, kalite, güvenlik getirdiği kadar stres, yalnızlık, obezite ve daha pek çok yeni hastalık/problemde getirebilmektedir.
Günümüz gelişmiş toplumlarının önlerindeki en ciddi sorunlardan biriside Obezitedir. Toplumların gelişmişlik düzeylerinin artması ile beraber bireysel bazda karşılaşılan bu sıkıntı zamanla toplumun genelini ilgilendiren çok ciddi bir sorun halini almaktadır.
Obezite temel olarak yanlış beslenme ve hareketsizlik nedeni ile oluşan, çok ciddi soyso-ekonomik ve sağlık problemlerine yol açan bir hastalık haline gelmiştir. Pek çok batı ülkesinde mücadele programları oluşturulan bu hastalık karşısında ülkemizde de Sağlık Bakanlığı tarafından ciddi bir mücadele programı oluşturulmuştur.
Öncelik olarak, Obezite hastalığına dikkat çekerek, topluma konunu ciddiyetini anlatmayı hedefleyen programda ayrıntılı ve yararlı birçok çalışma yapılmaktadır.
Bu yazı dizisi ile amacımız başta Sağlık Bakanlığımızca “Obezite” konusunda yapılan bu çalışmalar olmak üzere;Stres, yalnızlık, depresyon vb. sağlıklı yaşam konusunda farkındalık yaratabilmek ve aynı konu altında pek çok yararlı bilgiyi ilgilenenlerin dikkatine sunabilmektir. İnşallah faydalı olur.


Sağlık Bakanlığı'nın Sağlıklı Yaşam Savaşı


Sağlık Bakanlığı Sağlıklı yaşam projesi kapsamında farklı konularda çalışmalar düzenlemekte, bunların bir kısmını etkili tanıtım destekleri ile birer kampanya haline getirmektedir. Bunları en dikkat çekicileri: Sigara ile mücadele, obezite ile mücadele, Sağlıklı Beslenme ve Fiziksel aktivitelerin artırılmasına yönelik olanları sayabiliriz.
Medyanın yoğun olarak kullanıldığı bu kampanyalar ile toplumun ciddi sağlık riskleri doğuran olumsuz alışkanlıklarından ve davranış biçimlerinden uzaklaşarak sağlıklı bireyler olmaları sağlanılmaya çalışılmaktadır. Hepsi ciddi riskler oluşturan bu olumsuzlukların gelecek nesilleri de etkileme potansiyellerinin yüksek olduğu düşünülürse bu projelerdeki başarının sağlıklı nesiller yetiştirme adına da ne kadar önemli olduğu anlaşılacaktır.
Basit birkaç değişiklik ile bile inanılmaz olumlu sonuçlar alarak  sağlıklı bir yaşam sürebiliriz. Bunun için risklerin ve çarelerinin farkında olmak değişime istekli olmak bu yolda çok önemli katkılar sağlayacaktır.
Sağlık Bakanlığının yürüttüğü bu kampanyaların faydalı olacağını düşünmekte olup, konu ile ilgili tüm kişi ve kuruluşlara teşekkür eder, başarılı sonuçlar almalarını dileriz. Mümkün olabilecek en üst düzeyde kişinin bu kampanyaların farkına varıp, hayatlarında sağlıklı sayfalar açmalarını temenni ederiz. 
iyiturks

Fiziksel Aktivite ve Sağlığımız: Düzenli Fiziksel Aktivitenin Önemi


Sağlık; bireyin bedensel, ruhsal ve sosyal anlamda tam bir iyilik halinde olması olarak tanımlanır. Fiziksel aktivitenin sağlığımız üzerine etkileri temelde üç başlık halinde incelenebilir:
1- Bedensel sağlığımız üzerine olan etkileri,
2- Ruhsal ve sosyal sağlımız üzerine olan etkileri,
3- Gelecekteki yaşantımız üzerine olan etkileri
Bedensel Sağlığımız Üzerine Etkileri
Fiziksel aktivitenin bedensel sağlığımız üzerindeki etkileri iki ana başlık altında incelenebilir.
A- Kas İskelet Sistemi Üzerindeki Etkileri:
·         Kas kuvvetinin korunması ve arttırılması,
·         Kas tonusunun korunması ve düzenlenmesi
·         Vücut segmentlerini hareket ettiren aksi grup kaslar arasındaki dengenin sağlanması,
·         Kas - eklem kontrolünü arttırarak stabilitenin sağlanması,
·         Eklem hareketliliğinin korunması ve arttırılması,
·         Kas ve eklemlerin esnekliğinin korunması ve arttırılması (fleksibilite),
·         Hareket alışkanlığının ve fiziksel aktivite toleransının artması (kondisyon ve dayanıklılık),
·         Fiziksel aktivite içerisinde yapılan hareketlerin daha fazla tekrar sayılarında yapılabilecek oranda gelişmesi (endurans),
·         Reflekslerin ve reaksiyon zamanının gelişmesi,
·         Vücut düzgünlüğünün ve postürün korunması,
·         Vücut farkındalığının geliştirilmesi,
·         Denge ve düzeltme reaksiyonlarının gelişmesi,
·         Yorgunluğun azaltılması,
·         Kas kasılması ve aktivitenin etkisiyle kemik mineral yoğunluğunun korunması ve osteoporozun önlenmesi,
·         Kas dokusunca kullanılan enerji ve oksijen miktarının artması,
·         Olası yaralanma, sakatlık ve kazalara karşı bedensel korunma geliştirmesi,
B- Diğer Vücut Sistemleri Üzerine Etkileri:
·        Kalbin dakikadaki atım sayısı azalır,
·         Kalbin boşluklarında genişleme meydana gelir ve bir atımda pompalanan kan miktarında artış olur,
·         Kalbin ritmi düzenlenir,
·         Damarların kan akışına olan direnci azalır ve kan basıncı düşer,
·         Damar yapısının elastikiyetini arttırır,
·         Yüksek kan kolesterol ve trigliserit düzeyini etkileyerek damar hastalıkları riskini azaltır,
·      Kalbi güçlendirerek kalbe olan kan akışını arttırır ve kalp krizi geçirme riskini azaltır. Ayrıca geçirilmiş kalp krizleriyle başa çıkma oranını arttırır,
·         Akciğerlerin havalanması artar, solunum kapasitesinde artış meydana gelir,
·      Düzenli aktivite yapan bireyler sigara bağımlılığından kurtulma konusunda inaktif bireylerden daha başarılıdırlar,
·        Düzenli fiziksel aktivite insülin aktivitesinin kontrolünü sağlayarak şeker hastalığının ve kan şekerinin kontrolüne yardımcı olur,
·         Vücudun su, tuz,mineral kullanımının dengelenmesine yardımcı olur,
·         Enerji gereksinimini yağları yakarak karşılama alışkanlığı getirerek metabolizmayı hızlandırır ve kilo alımını önler,
·    Kadınlarda menopoza girme başlangıç yaşını geciktirir, menopozun olumsuz etkilerinin hafifletilmesinde yardımcıdır,
·     Damar yapısına etkileri nedeniyle beyine olan kan akışının artışına bağlı olarak erken demans (bunama) ve unutkanlık gelişim riskini azaltır,
·         Beyin damar hastalıkları gelişim riskini azaltır,
·         Yetişkinlerde sağlıklı cinsel aktivite üzerinde olumlu etkileri vardır.