Sayfalar

Dinlemenizi Neler Engeller?

Pozisyonunuzun çapı ve nüfuzu arttıkça dinleme yeteneğinizin de artması gerekir. Ancak dinlemek, uzmanlaşması en zor kabiliyetlerden biridir ve insanın kendi içinde barındırdığı çok derin engelleri aşmasını gerektirir.
Örneğin, bir yönetim danışmanlığı şirketinde başarılı bir müdür olan müşterimiz Janet’ı ele alalım: Kendisi yakın zamanda meslektaşlarından dinleme yeteneklerini geliştirmesini söyleyen çok kaynaklı bir geri bildirim aldı. Bu sonuç onu şaşırttı çünkü daima aktif bir dinleyici olduğunu düşünüyordu. Meslektaşlarına bunun nedenini sorduğumuzda toplantılarda sorulara tam bir cevap vermediğinden ve sık sık ekibin geri kalanından farklı bilgiler aldığından bahsettiler. Janet neler olduğunu öğrenmek istiyordu. Yeterince basitti ama neden bu konuda sorun yaşıyordu? İlginçtir ki çözüm kendinize odaklanmaktan geçiyor.
İçinizdeki eleştirmeni görmezden gelin. Janet diyaloğu takip etmemesinin nedeninin kendi performansı adına duyduğu endişe olduğunu fark etti. Aklı farklı bir sesi, toplantıda onun neler yaptığını gözleyen, içindeki eleştirmenin sesini dinliyordu. Bu, özellikle sunumlar için geçerliydi. Janet’ın performans endişesi her sorunun altındaki düşünceyi duyma kabiliyetine gölge düşürüyor ve dinleyicilerin verdiği sinyalleri fark etmesine engel oluyordu. Odağınızı “iyi bir not almak”tansa sunumun asıl amacına yönlendirin. Konu ya da dinleyiciler hakkında ilginizi çeken ne?

Hoşçakal Büyük Başkan Süleyman Seba

İyi İnsanların, güzel insanların ardından iyi şeyler, güzel şeyler söylemek kolaydır. Kolaydır da bazen bu sözler, bu methiyeler yersiz ve yetersiz kalır. Gidenin boşluğu öyle devasadır ki hiçbir şey orayı dolduramaz.
Yaşarken her türlü övgüye ve saygıya mazhar olmuş bir insanın sonsuza göçmesi kalanlar için sarsıcı etkiler bırakır. Bunun temel nedeni bu tarz insanların azlığı ve aranırlığıdır.
Sayın Süleyman Seba sadece bir başkan değil, sadece bir Beşiktaş’lı değil Türk spor dünyasının temel direklerinden biri idi. O varlığı ile herkese güç veren, yön veren biri idi. Koca bir çınardı o, gölgesinde herkese yer eden.
Zor zamanlarda kolaya kaçmayan, ilkelerine bağlı kalan çalışkan ve sebatkâr bir başkandı. Başarı sadece uğraşların sonuçlarından biri idi. Her şekilde başarı onun rehberinde yoktu. Her durumda şerefi ile mücadele tek düsturu idi. Kazanmak hakkı ile ulaşılan bir netice idi. Bunu başardı. Ve tarihe “Şerefli İkincilikler” şeklinde kısaca söylenen felsefeyi altın harflerle kazıdı.
Edebi, hayayı, şerefi, hakkı, saygıyı, kıt kanatla var olmayı, şımarmamayı, azgınlık yapmadan kutlamayı, rakiplerin kıymetli olduğunu öğretti bizlere.
O son yolculuğuna çıkarken bizlere böyle bir miras bıraktı. Sayın, sevin, azmayın, kızmayın, değer verin, değer görün ve hakkınız ile kazanın, edebiniz ile kutlayın diye veda etti.
Yolun açık olsun Başkan! Duruşunda güzeldi, bıraktıkların da güzeldi; Bıyığında güzeldi, paltonda güzeldi; Beşiktaş’ta güzeldi, şampiyonluklarda güzeldi.... Hoş çakal koca çınar! Her şey seninle bi güzeldi....
Allah (c.c) rahmet eylesin.... Mekanın cennet olsun....
iyiturks

Şehir Okuryazarlığı Nedir?

Bir üniversite dersi olan şehir okuryazarlığı ve görsel okuryazarlık, gezilen her şehrin özgün, farklı ve benzer yönlerini bulmanıza, şehirlerarasında karşılaştırmalar yapmanıza ve her şehrin dünya kültürüne katkısını görmenize imkân verir.
Her şehrin ziyaret edilecek özgün mekânları ve hafızası vardır. Ancak tüm şehirler için geçerli olabilecek bir üst okuma da mümkündür: Şehir Okuryazarlığı. Böylece teferruatta boğulmadan şehirlerarasında daha rahat karşılaştırmalar yapılabilir ve her şehrin dünya kültürüne katkısını görme imkânı bulunabilir.
Şehirleri anlamanın yani şehir okuryazarlığının teorik ve pratik olmak üzere iki aşaması vardır.
Teorik düzeyde, şehirlerin oluşumu, tarihi ve şehirleri şehir yapan özellikleri konuşulur; şehirlere göç sebepleri ve modern şehirleşme hikâyesi tartışılır. Şehirlere özgü sanatsal-kültürel miras ve faaliyetler, aktörleri ile birlikte anlaşılmaya çalışılır.  Pratikte yani saha kısmında ise şehir okuryazarlığı dört ana unsurdan oluşur. Dersimiz İstanbul’da önerilen gezi güzergahlarıyla bu unsurlar şöylece özetlenebilir. 
İlk unsur: Şehrin temaşası
Şehrin siluetine yani görünüşüne genel bir bakıştır. Bu bakışın İstanbul’daki mekanları Boğaziçi, Büyükçamlıca tepesi ya da Galata Kulesi iken Berlin için TV kulesi, Paris için Eyfel, New York için Empire State binası ve Ankara, Alanya, Şanlıurfa gibi şehirlerin kaleleri olabilir. Şehrin yerleşim düzenini ve binalar-yapılar hiyerarşisini görebileceğimiz bu bakış bize şehrin kimliğini, yani o toplumun şehir kurgusunu –şehrin hem öne çıkardığı, kıymet verdiği şeyleri hem de göstermemeye çalıştığı, dışladığı, kenara ittiği unsurları- gösterecektir.
Dünya görüşü başta olmak üzere, toplumun hak, adalet, ahlak, disiplin, hafıza, insani ilişkiler, tabiat algısı gibi özelliklerini mekândan okuma imkânı verecektir.
İkinci unsur: Şehrin mimarisinin keşfi

Ampul Komplosu: Planlı Eskitme

Bütün Dünya dergisinin Ağustos 2014 sayısında okuduğumuz bu yazı bizi günümüzdeki çılgınca tüketim, tatminsizlik ve mutsuzluklar konusunda bir kez daha düşünmeye sevk etti. Aslında kendimizi, medeniyetimizi tükettiğimiz bir çıkmaz sokakta bu 4 wattlık ampul bir ışık tutabilir çıkış yoluna. Bu yazıyı okumanızı ve çevrenizdekilere de önermenizi ısrarlı bir biçimde öneririz.
ABD’nin Kaliforniya eyaletine bağlı Livermore kenti itfaiye Müdürlüğü’nün, tüm dünya için çok özel ve önemli bir demirbaşı var. Bu özel demirbaş, 1901 yılından beri sürekli yanan bir ampul… Bu ampulün, en uzun süre kullanılan ampul olarak tescil edilerek Guinness Rekorlar Kitabı’na geçmesinin de ötesinde, bambaşka bir özelliği daha var: Tam 113 yıldır aralıksız yanan bu ampul, insanların “planlı eskitmeyi” sorgulamasını sağlıyor; bir başka deyişle ‘Ampul Komplosu’na dikkat çekiyor…
1895’te üretilen bu ampulün İçinde yer alan ve ışık veren filaman isimli iletken tel, Adolphe Chaillet tarafından icat edildi. Chaillet, icat ettiği filamanı uzun süre dayanacak biçimde tasarlamıştı. 18 Haziran 1901’den bu yana hiç sönmeksizin yanan ampul için, Livermore itfaiyecileri ‘Ampul Komitesi’ oluşturdular. Komite ve Livermore halkı, ampulün yanmaya başlamasının üzerinden geçen 100. yıl onuruna 2001’de ve 110. yıl onuruna da 2011’de, iki kez büyük yaş günü partileri düzenlediler. Ve bir ampul için, doğum günü şarkıları söylendi, pasta kesildi. Centennial Light (Yüzyıllık Işık) ismi verilen ampul, 24 saat boyunca da bir kamera yardımıyla internet üzerinden canlı olarak yayınlanıyor. 113 yıldan bu yana aralıksız yanan ampulün, şimdiden iki kamera eskittiği ifade ediliyor…
Yüzyıllık Işık Ve Planlı Eskitme
Tamirciye, servise ya da satın aldığımız yere götürdüğümüz Elektronik aletlerimiz için, çoğu kez benzer sözleri duyarız: “Tamir etmeye değmez”, “Bunun parçalarını bulmak iyice zorlaştı”, “Tamir ettirmek şu kadara patlar”, “Yenisini alsanız daha iyi”, “Üstelik yeni modelinde şu özellik de var…” Bize, bozulan elektronik aletimizin yerine yenisini almamızı önermeleri tesadüf değil. Üreticilerin, tüketimi artırmak için ürünlerin ömürlerini kasıtlı olarak kısaltmaya başladıkları 1920’lerden beri, bu sistem sürüyor: Planlı Eskitme.

İnsanlığın Mahrem Tarihi

Bazı şeyler/anlar vardır, akılda takılı kalır. Mesela yediğiniz bir şey, aldığınız bir tişört, dinlediğiniz bir müzik, izlediğiniz bir film, gittiğiniz bir mekân gibi. Yıllar geçse de bir şekilde aklınızda kalır. Nasıl bir etki bırakmışsa silinip gitmez o. Böyle etki bırakanların başında okuduklarımızda önemli bir yer tutar. Genelinde bu kategoriye pek fazla sayıda şey girmez. Az olurlar ama etkilidirler. Bir şekilde bulunduğu yerden size fısıldar ve sizi kendine çekmeye çabalar.
Bu yazımıza konu olan işte böyle bir kitap. Yıllar önce işsiz güçsüz bir zamanda Ankara’nın soğuk ve kasvetli 2003 yılının Ocak ayında sığındığımız bir kütüphanede karşılaştığımız bir kitap. Yanlış hatırlamıyorsak bu yer Kocatepe Camii’nin Kütüphanesi olmalı idi. Çoğu dini içerikli, ciltli ve pekte ilgimizi çekmeyen bir sürü diğer kitaplar arasında bu kitabı elimize almıştık.
Aslına bakarsınız kitabın ne kapağı, ne arka tanıtım yazısı ne de yazarı dikkat çekici idi. Normal bir zamanda belki de ilgimizi hiç çekmeyecekti. Şimdi düşününce bir nebze olsun belki adı dikkatimizi çekmişti diye düşünüyoruz.
Ancak kitabı okumaya başlayınca inanılmaz bir şekilde kendisine çeken ve duygusal kabarmalar yaşatan etkisi ile karşılaştık. Sanki mucizevî bilgilere ulaşıyormuşçasına kitabı bir an önce okumak ve okuduklarımızı unutmamak istiyorduk. Hemen hemen her okuduğumuz sayfadan satırlarca notu ajandamıza aktarıyorduk. Yazmaktan okumaya fırsat bulamıyorduk. Bir ara yazmayı bıraksak ta, okuduklarımızı zamanla unuturuz endişesi ile tekrar başlıyorduk. Bu sefer daha seçici davranıp, her şeyi yazmamaya çabalıyorduk.
Sonuç olarak 12 sayfaya yakın not alıp, yaklaşık yedi günde bitirmiştik kitabı. Ama ne okuma! Memur gibi erkenden kütüphaneye gidip, kapanışa kadar bırakmıyorduk elimizden. Hatta akşam çıkarken de farklı bir yere koyarak başkasının eline geçmesine tedbir alıyorduk.
Bu kitabı herkesin okuması gerektiği fikrine kapılmıştık. Belki de hayata, olaylara bu açıdan bakınca çözebilirdik pek çok sorunu, anlaşmazlık konularını, diye düşünüyorduk. Kitabın bu şekilde bizi etkilemesinin, coşkuya neden olmasının nedenini tam olarak anlayamasak ta, tahminen, içinde bulunduğumuz zamanın sosyo-ekonomik yapısı ile kişisel olarak yaşadığımız işsizliğe bağlı sıkıntıların muhakkak ki bir etkisi vardı.
Yıllar sonra bu kitaptan notlar aldığımız ajandaya göz gezdirince yazılanlar bir kez daha kendisine çekti bizi. “Dünyada kimsenin önceden sezemediği bir saygı kıtlığı yaşanıyor” notu üzerine başlayan yolculuğumuz, kitabı satın alma noktasına kadar götürdü. Şimdi yeniden okuduğumuz bu kitabı notlar alarak değil de, altını kurşun kalemle çizerek tamamlamaya çalışıyoruz.
Ve bu kitaptan bazı notları sizlerle paylaşarak, üzerlerine kendi düşüncelerimiz aktarmak istiyoruz. Belki bu şekilde içimizde ki coşkun duyguları dizginleyip, kitabın yarattığı güzel etkiyi sizlere iletmeyi başarabiliriz.Sonuç olarak bu blogun amacı da bu değil mi; iyi ve güzel olan şeyleri paylaşmak.
Evet bu harika kitap, Ayrıntı yayınlarından çıkan Theodore Zeldin’in “İnsanlığın Mahrem Tarihi” . Kitabın arka sayfasında tanıtımı şu şekilde yapılıyor;
"İnsanlığın Mahrem Tarihi, insanlık hafızasını tazelemeyi amaçlayan bir unutulmuşlar derlemesi, tarihe geçenlerden çok geçmeyenlerin tarihi. Zeldin, insanlığın unutulmuş anılarını gün ışığına çıkararak, köşeye sıkıştığı noktalardan çıkış yolları bulabilmesi için insanoğlunun ufkunu genişletmeyi ve modern zihinlere yerleşmiş yanılsamaları yıkmayi deniyor. Zeldin’e göre her kuşak, tıpkı kendisinden önceki sayısız kuşak gibi, dünyaya kendi çağının gözlüklerinden bakarak binlerce yıllık insanlık deneyimini boşa harcıyor. Kendi atalarının sınırlı ve kolay kolay değişmeyen hafızasını kullanmayı tercih ederken, geçmişin karanlığına gömülüp giden koca bir insanlık hafızasından yararlanma fırsatını kaçırıyor. Bu fırsatta yatan en değerli hazine, hayatın kendi çağımızın ışığıyla aydınlanmış görüntüsünün değişmez bir son durak değil, beklenmedik dönüşler yaparak ilerleyen insanlık tarihinin rastgele bir noktası olduğunu keşfetmek. Zeldin’in unutulmuşlar tarihi, insanların hayata ve kendilerine ezelden beri bugünkü gibi bakmadıklarını göstermekle kalmıyor, umudun tükenmeye yüz tuttuğu noktada insanlığın imdadına yetişen şeyin her zaman yeni bakış açıları, yeni düşünce biçimleri ve yeni yaklaşımlar olduğunu hatırlatıyor. Kayıp insanlık hafızasının içinde kolayca tarihe gömülen bu zikzaklı geçmiş, Zeldin’e göre, insanlığın gelişiminde her zamankinden daha umutsuz olmamızı gerektiren bir noktada durmadığımıza işaret ediyor. İnsanların tarih boyunca aşka, dostluğa, sekse, korkuya, mutluluğa, zamana ve yalnızlığa karşı pek çok farklı bakış açısı geliştirdiğini, iyimserlikle kötümserlik, merhametle acımasızlık, hoşgörüyle bağnazlık, diğerkâmlıkla bencillik, merakla uyuşukluk arasında her zaman gidip geldiğini bilmek, çağın gözlüklerinden kurtularak yeni gözlükler edinme fırsatını hazırlıyor. İnsanoğlunun duygular dünyasında keşfe çıkmaya her zamankinden daha istekli olduğu bir çağda Zeldin, duygular tarihinin kuytularına ışık tutarak, insanlık hafızasını tazeliyor. Son iki yüz yılın etkileyici teknolojik patlamasına rağmen insanoğlu, özel hayat kulvarında pek çok bakımdan hâlâ emekleme çağını sürüyor. Zeldin bize kıyamete doğru sürüklenmekte olmadığımızı, bildik insanlık mücadelesini sürdürdüğümüzü haber veriyor ve özel hayata yönelik yeni bakış açıları, insanlar arası ilişkilerde yeni bağlılıklar, amaç duygumuzu yeniden kazanmakta kullanabileceğimiz yeni yöntemler öneriyor. Kötümserliğe direnenler İnsanlığın Mahrem Tarihi’ni sevecekler.   "
Belki biz de bu yüzden sevdik bu kitabı; Kötümserliğe direnenlerden olduğumuzdan. Bakalım siz neden seveceksiniz?