Sayfalar

Dünya Mirası Türkiye: 13 Bursa ve Cumalıkızık: Osmanlı İmparatorluğunun Doğuşu

Dünya Miras Komitesinin 38. Dönem Toplantısında Kültürel kategoride Dünya Miras Listesine alınan “Bursa ve Cumalıkızık: Osmanlı İmparatorluğunun Doğuşu” Dünya Miras alanı,  Orhangazi Külliyesi ve çevresini içine alan Hanlar Bölgesi, Hüdavendigar (I. Murad) Külliyesi, Yıldırım (I. Bayezid) Külliyesi, Yeşil (I. Mehmed) Külliye, Muradiye (II. Murad) Külliyesi ve Cumalıkızık Köyü olmak üzere altı bileşenden oluşmaktadır.
Osmanlı İmparatorluğunun ilk başkenti olarak kurulan ve külliyelerle şekillenen Bursa’nın tarih boyunca sahip olduğu önemli ticari rolü, kentteki büyük hanlar, bedesten ve çarşılarla ortaya konulmaktadır. Hanlar Bölgesi 14. yüzyıldan bu yana kent ekonomisinin kalbi olmuştur. Erken dönem Osmanlı kentine istisnai bir örnek olan Bursa’nın kentleşme modeli, daha sonra kurulan Osmanlı-Türk kentlerine örnek teşkil etmiştir.
Cumalıkızık Köyü ve çevresindeki diğer vakıf köylerinin, payitaht Bursa’nın kent merkezindeki hanlar ve külliyelerle ekonomik ilişkileri, Osmanlı’nın bütün kurumlarıyla bir beylikten imparatorluk haline dönüşmesine önemli bir katkı sağlamıştır.

Kahramanı Annesi olan Kahraman: Muhammed Uğur Tüzün

İçinde çocuk olan, şefkat olan, yardım olan, vicdan olan, fedakârlık olan hikayeler bizleri çok etkiliyor. Böyle insanları başköşelere koyup, toplumların kahramanları olarak takdim etmek geliyor içimizden. Evlatları ile sınanan ailelerin yaptıkları gözlerimizi yaşartıyor, içimize insanlığa dair ne kadar güzel duygu varsa tomurcuklar açmasına ve yaşamdan keyif almamıza sebep oluyor.
Hürriyet gazetesinde bugünkü Gülben Ergen’in Bağcılar Belediyesi’nin Engelliler Sarayı ziyareti ile ilgili haberde benzer duyguları yaşattı bize.
Haberde birbirinden etkileyici pek çok hikâye var. İçlerinden bir tanesi bu duygularımıza rehber olması adına burada paylaşmayı istediğimiz olanı. İçinde güzel bir çocuk, harika bir anne ve hayata değer katan çabalar ile paha biçilemez mutluluklar var.
Bu hikayede insanlığın iki yüzü var karanlık ve gaddar tarafı ile vicdanlı ve aydınlık yanı. Ümidimiz çoğunlukla vicdanımızın ve aydınlık yanımızın egemen olmasıdır bu kırılgan ve yalan dünyamıza.
Bu hikâyeyi çocuklarının kahramanı olan Sevgi dolu, fedakâr ve şefkatli anne babalara adıyoruz. Onlar dünyamızın en güzel nimetlerini hak eden iyilik yayanlarıdır.      
Tişörtümü Sıyırıp Kollarım Var Mı Görmek İstiyorlar
◊ Muhammed kaç yaşındasın?
- 11 yaşındayım. Yakında 12 olacağım.
◊ Resimlerini gördüm ve hayran oldum. Kaç yıldır resim yapıyorsun?
- 5 yaşımdayken resim yapmaya başladım. Aslında resim yapmayı hiç bilmiyordum. 5 yaşımdayken annem bana resim yap dedi ve nasıl yapılacağını gösterdi. İlk denemem fena olmadı. Annem “Çok güzel oldu” dedi. Öyle devam ettim.
◊ Kardeşlerin var mı?
- İki kardeşim var ve ikisi de benden küçük. Ben evin abisiyim.
◊ Burada kendini iyi hissettiğini biliyorum. Peki dışarısı nasıl?
- Dışarısı burası gibi değil. Bazı insanlar kollarıma bakıyor ve anneme neden kollarımın olmadığını soruyorlar. Bazıları da dalga geçerek soruyor. Ben onlara bir şey dememek için susuyorum.
Benim kahramanım annem
◊ Muhammed, parklarda ya da okulda sana uygun olmasını istediğin bir şey var mı?
- Kaydıraklar var. Kaydıraklara çıkamıyorum. Onlar değişirse çok güzel olur.
Anne: Normal kaydırağa çıkamadığı için bizim orada büyük 3 katlı kaydırak vardı, ona çok çıkmak istiyordu. Hatta resmini çizmişti onun.
◊ Sizin desteğinizle kayabiliyor ama değil mi?
- Anne: Kayabilir ama o büyüğüne çıkmak istiyordu ve çok zorlanıyordu.
◊ Muhammed çok yakışıklısın. Kaşların ve gözlerin maşallah çok güzel. Ayrıca bugün çok şıksın. Kendin mi seçtin kıyafetini...
- Annemle birlikte seçtik.
◊ Kaç senedir buraya geliyorsunuz?
- Anne: Dört senedir geliyoruz.
◊ Muhammed resimden başka ne gibi aktivitelere katılıyor?
- Anne: Okula gittiği için bir tek ona gelebiliyor. Bir de fizik tedaviye başladı. Zamanı kaldıkça buraya geliyoruz.
◊ Muhammed, bir sergi açmayı düşünüyor musun? Resim sergin olursa ben gelmek isterim.
- Siz gelecekseniz açarım.
◊ Hayatta bir kahramanın olsaydı bu kim olurdu?
- Annem. Başka kim olacak? Hem annem olduğu için hem de bana çok iyi baktığı için.

Mutluluğa Uçuran Markamız: Türk Hava Yolları

Uzun zamandır yazmak istediğimiz konulardan biri THY. Her ay düzenli takip etmeye çalıştığımız ve zaman zaman bloğumuzda da yer verdiğimiz Skylife gibi başarılı bir dergisi için bile ayrı bir takdiri hak eden kurumumuz, öncesinde daha önemli ve güç işleri başarabilmenin yüksek takdirini ve onurunu hak ediyor.
Çok zor bir iş kolu olan ve rekabetin üst seviyede olduğu havacılık alanında rüştünü dünya sahnesinde ispatlayan ve bu sektördeki en önemli, en başarılı ve en fazla gelişim gösteren firmalardan biri olmayı başaran THY bizlere tadına doyum olmayan gurur dolu zamanlar yaşatmaktadır.
Başta ekonomik olarak sağlam temellere dayanan kurum, genişlemesinde kurulan organizasyonun sağlıklı yapılanması, hayranlık veren iletişim politikası ve sürekli ilerleyen kalite politikaları ile dünyaca gıpta edilen bir kurum ve çok değerli bir marka haline gelmiştir.
Bunda temel paye yöneticilerinde, çalışanlarında ve bu sisteme dışarıdan olumsuz etkilerde bulunmayan siyasi otoritededir. Bir kamu kurumunda her ne kadar başarılı yöneticiler, çalışanlar olsa da sonuçta emri altında bulunulan siyasilerin etkileri genel gidişatı çok ciddi bir biçimde etkiler. Bunu geçmiş pek çok örnekte açıkça görmek mümkündür.

Şibumi: Kendini bir terbiye örtüsünün altına sakla

Yıllar önce, yaklaşık 25 yıl önce okuduğumuz bir kitap ŞİBUMİ. İlk 70/80 sayfa sıkıntıdan bir türlü okumaya hız katamadığımız ancak, içinde bulunduğumuz ortamın alternatifsizliğinden okumaya devam edipte ileriki sayfalarda elimizden bırakamadığımız bir kitaptı. Yıllar geçse de kitabın üstümüzdeki anlaşılmaz etkisinden kurtulamamış ve her kitap mevzusu açıldığında ilk aklımıza gelen kitaplardan olmuştu. Bir vesile ile tekrar okumaya başladığımız bu kitaptan aşağıdaki kısmı paylaşmayı istedik. Doğru ve etkili bir tespit. Tanımlama bire bir örtüşüyor ve acı gerçek ki günümüzde bu tanım hakim olan ve bir birini çoğaltan bir sıradanlık. Ne yazık ki yazarlar ve romanlardaki tespitte yaşanılan acı gerçeklerden en can acıtanlarından. Aşağıda Şibumi kitabından küçük bir kısım sizlerin ilgisini bekliyor. Umarım okuduğunuza değer… iyiturks
Senin orta düzeydeki kimselere karşı duyduğun aşağılayıcı nefret, onlardaki geniş, kapsamlı kuvveti görmene engel oluyor. Sen kendi parlaklığının orta yerinde dururken, gözlerin öylesine kamaşıyor ki, odanın kuytu, karanlık köşelerini göremiyorsun.
Oralarda kalabalıkların, beyinsiz insan kalabalığının ne tehlikeler hazırladığını görecek Şekilde gözlerini ayarlayamıyorsun. Ben sana bunları söylerken bile, sevgili öğrencim, sen kendinden yeteneksiz kişilerin, sayıları ne kadar çok olursa olsun, seni yenebileceklerine inanmakta güçlük çekiyorsun. Oysa biz artık orta düzeydeki insanların çağında yaşıyoruz.
Orta düzeydeki insan sıkıcı, renksiz, aptal gibi görünür... Fakat ölümsüz tekdüzeliğine devam eder... Hiç bıkmaz. Amipler her zaman kaplanlardan çok yaşar. Çünkü durmadan bölünür, yenilenirler. O ölümsüz tekdüzelikleriyle.
Kalabalıklar zorbaların en sonuncusu olacaktır. Gözlerini bir an için sanata çevir. Bak, Kabuki can çekişirken, Noberi yanda sürünürken, Şiddet romanları kalabalıkları nasıl peşinden sürüklüyor.
Dikkat edersen hiçbir yazar romanına kahraman olarak gerçekten üstün bir insan tipi seçmeye cesaret edemiyor. Çünkü seçerse, kalabalığın içindeki orta düzeydeki insan öfkelenecek, utanacak ve kendisini savunması için kendi Yojimbo'sunu, yani eleştirmenleri ortaya sürecektir.
Kalabalığın çıkardığı gürültü mantıksızdır ama, kulakları sağır edecek kadar güçlüdür. Beyinleri yoksa da, binlerce kollan vardır. Bunları seni yakalamak, çekmek, aşağıya indirmek ve batırmak için kullanırlar.»
«Hâlâ Go'dan mı söz ediyoruz, hocam?»
«Evet, Go'dan. Ve onun gölgesi olan hayattan.»
«O halde bana ne yapmamı öğütlersin?»
«Onlarla temastan kaçın. Kendini bir terbiye örtüsünün altına sakla. Onlara aptal ve uzak görün. İçlerine girme. Ayrı yaşa ve Şibumi'yi incele. Hepsinden önemlisi de, seni çeşitli yemler kullanarak öfkeye ve saldırıya itmelerine izin verme. Saklan, Nikko.
Peki, Nedir Bu Şibumi?
“İnsan Şibumi’yi nasıl elde eder, efendim?”

TRT World Gururu

Uzun zamandır bazı güzel konuları yazmakta geri kaldık. Bunların başında iyi ve güzel işler çıkaran kurumlarımız ve başarıları ile göğsümüzü kabartan insanlarımız geliyor. Bir TRT, bir Türk Hava Yolları veya bir Yunus Emre Enstitüleri takdire şayan başarılara, gurur duyulacak işlere imza atıyorlar. Diğer yandan başlı başına tarihi bir olay olan ve yıllarca bizlere mutluluk, gurur yaşatacak ve gelecek nesillere ilham verecek olan Aziz Sancar hocamızın elde ettiği Nobel ödülü ayrı bir konu.
Bugünlerde üye olduğumuz bir TV ağında TRT World kanalını izlemeye başladık. Öncesinde böyle bir kanalın yayın hazırlığında olduğunu ve kademeli olarak yayına geçeceğini duymuştuk.
Kanalı izleyince kocaman bir şaşkınlık ve neticesinde gurur ve mutluluğa giden anlar yaşadık. Kanal, dünyanın önde gelen bir kaç meşhur ve etkin haber kanalı tarzında, adı gibi Dünyaya hitap eden evrensel bir ekrana sahipti. Programların girişi, sunuşu ve çalışanların aksanından, sunuş tarzlarına kadar ilk anda fark edilen tüm detaylarda bu bilinen evrensel tarz ve dil başarılı olarak sunuluyordu.
Kanalın bu çalışma tarzının süreklilik kazanması ve devamlı bir gelişim içinde olması durumunda kısa sürede dünya çapında bilinen, takip edilen ve etki edebilen bir güce kavuşacağı kaçınılmazdır. Bu ülkemiz adına sevindiren ve gururlandıran bir kurum olma şansını verir TRT World çalışanlarına.
Bu engin yolculukta kendilerine sonsuz başarılar diler, nice başarılı yayınlar dileriz.
iyiturks