Lool Sevgiliye

Lool söylenemeyen düşüncelerdir, isteklerdir, pişmanlıklardır, kızgınlıklardır, iltifatlardır, komplimanlardır, küfürlerdir. Lool iç dünyamızda kendimize sakladığımız konuşmalardır, duygulardır, arzulardır. Lool bilinen fakat dillendirilemeyendir. Lool bir hayaldir, yok olan gerçeklikte.
Lool sevgiliye ulaşamayan kelimelerdir, her biri ayrı bir renk, ayrı bir his, ayrı bir tat taşıyan. Sonsuzlukta sessizliğe bırakılmış notalardır lool, bir araya gelince doyumsuz senfonileri oluşturan.
Bu kitap, kalemle kâğıda konmayı başarabilmiş loollardan oluşmuştur. Buradan kaç güzel ruha ulaşıp farklı farklı loollara dönüşecektirler, kim bilebilir? Belki de bunu hiç başaramayacaklardır. Hepsi zamanın sonsuzluğunda özgürlüklerine kavuşmuş kelebeklerdir. Kanatlarında umut zerrecikleri taşıyan, zaman yolcuları. Umarım her biri kendi güzelliklerine ulaşır, umudun yeşerdiği topraklara mutluluklarını saçarlar. Sevgiliye sevgiyle...
Tanıtım Bülteninden

Satış Noktaları
D&R             İdefix         Kitapyurdu              Tıkla 24 de.(avrupa)

Şiir Satar!


Hayatın akışı içinde oluşan zamanla klişe haline gelen söyleyişler vardır. Çoğunluğu genel yargılara dayanan bu söylemler zamanla inanç haline gelip aşılması zor engellere dönüşebilmekte ve yahut tam tersi öncelik/kolaylıklar sağlayabilmektedir.
Günümüzün geçerli ekonomik sistemi içerisinde tanıtım faaliyetleri çok önemli bir yer tutmaktadır. Her alanda ekonomik değeri/gideri olan tüm şeylerin az ya da çok tanıtım faaliyetine ihtiyacı bulunmaktadır.
Tanıtım faaliyetlerinin temeli insan tercihlerini etkileyerek istenilen yönde harekete geçirmektir. Bunun için öncelik dikkat çekmedir ki konunun en önemli aşamalarından biri budur. Reklam olarak genelleyebileceğimiz bu aşama kısa ve öz mesajlarla bunu başarmaya çalışır.
Bu alanda kanıksanmış ve bir inanç halini almış olan bir söylem ile edebiyat dünyasında ters etki yaratan bir söylemi ele alırsak konuyu özetlemiş olacağız.
Seks sattırır” ve “Şiir satmaz” söylemleri hemen hemen aynı sözlük yapısına sahip aynı güçte fakat ters etkide iki inanılan söyleyiştir. “Seks Sattırır” ile kadının, cinselliğin olduğu tanıtımların daha başarılı olduğu ve tüketicilerin dikkatini çekip, istenilen neticeleri daha kolay elde ettiği inancının söylemidir. “Şiir satmaz” edebiyat dünyasında şiir kitaplarının okuyucu tarafından satın almaya değer bulunmadığını ve satış rakamlarının daima düşük seviyelerde olduğu inancının dile gelmiş halidir.
Aslında iki yaklaşımda kolaycılığın en uç noktalarını gösteren güzel örneklerdir. Bilinmesi gereken asıl konu ürünlerin faydası, kalitesi ve fiyatı arasındaki ilişkidir. Söylemler tanıtımdaki kolaylıklar/zorluklar konusunda oluşmuş ön yargılardır. Bunları aşmada sadece yapay gündem oluşturarak kişileri kolaycılığa ve basmakalıp uygulamalara iter. Gelişimi, yeniliği kısıtlar.
Şiir satmaz, seks satar” özetine çevirebileceğimiz sonuç bölümünde bu iki İnancı harmanlayıp sunarsak, sonuç ne olacak sorusuna geçebiliriz. Şiir satmaz inancına göre hareket edersek şiirle kadını, şiirle cinselliği buluşturursak seks satar inancını çürütmüş oluruz; Seks satar inancına göre gidersek cinsellikle, kadınla sunulan şiir satar sonucuna ulaşırız ki şiir satmaz diyenlerin sonuna ulaşırız.
Aslına bakarsak şiir kelimelerin inci taneleridir. Şiir hayatın özüdür, ruhumuzdan damıtılmış. Bizi derinden etkileme, bize hükmedebilme, kalbimize doğrudan gidebilen ve beynimizi harekete geçirebilen güce sahiptir. Reklamda bu etkileri yapay yollarla yapan bir araçtır. İkisini doğru mecralarda doğru yöntemlerle bir araya getirebildiğimizde istenilen sonuçlara ulaşmak kaçınılmazdır.
Öncelik karar almamızı/harekete geçmemizi etkileyen ön yargılardan uzaklaşarak, hedefe yönelen çalışmaları yapabilmektir. Ne kolaycılık ürüne değer katar ne de zorluklar değer azaltır. Farkına varabilmek ve gereken eforu sarf edebilmek asıl önemli konudur.
Şiir tabii ki satar, eğer ki ruhlarımıza ve dimağlarımıza etki edebilirse; Seks tabii ki sattırmaz, eğer ürünümüz bir fayda bir doyum sağlamıyorsa. Sadece bir kolaylık sağlarken diğeri zor bir yola sokmaktadır bizleri. Tercihi sonuçta tüketen, sahip olan karar verecektir. Derdimiz onlara en kestirme, en ekonomik yollarla ulaşmaktır.
iyiturks

      

                

       


Yeni Şiir Yeni Şair

Edebiyat dünyamız geçmişin görkemli sanatçılarının etkisinden sıyrılıp yeniliklere kucak açmada hiç istekli ve teşvik edici değil. Yenilikler ve yeni sanatçılar büyük bir şans veya destek bulmadıkça kendilerini göstermede ve anlatmada yetersiz kalmaktadırlar. Bu konuda en önemli destekleyici mecralar edebiyat dergileri ve yarışmalar olarak öne çıkmaktadır. Bu mecralarda destek bulma, kendini anlatabilme çetin ve caydırıcı aşamalardan geçmektedir.
İletişim teknolojilerinin gelişmesi ile beraber eskimiş bu köhne yapılarda zorunlu bir değişimler karşı karşıya kalmakta ve değişime direnememektedir. İnternet ve basım teknolojilerindeki yenilikler yeni yazar ve şairlerin kendilerini anlatabilmelerini ve tanıtabilmelerini kolaylaştırıp daha ekonomik bir hale getirmektedir.
Bu yeni akımın doğurduğu fırsatlarından yararlanarak kendi tarzını ve kendi yazımını tanıtma şansı bulan lool    Sevgiliye Sokak Kitapları Yayıncılıktan merhaba diyor.
“Lool Sevgiliye” Şairin iç dünyasının melodik yankılarının karşılık bulduğu kelimeler demetinden bizlere ulaşan sade, etkileyici ve çarpıcı şiirlerden oluşmakta. Şiiri okuyucuya yaklaştıran ve okuyucunun ruhuna pozitif dokunuşlar yapan kelimeleri ile bir bağ kurmaya çalışan Şair, fark edildikçe bunu başarabilecektir.
Hayata, aşka dair kelimelerden senfonik bir ses oluşturmayı arzulayan “Lool Sevgiliye” kelebek kadar hassas ve ürkek, orkestra kadar ise güçlü ve etkileyici durmakta.

iyiturks


Satış Noktaları






Müşfik Kenter: İyi ve Güzel İnsan


Müşfik Kenter, sıcak ve güven dolu bir ses; sahne ile bütünleşen ve oyunu unutturan gerçekçi bir tiyatrocu; ve bunların dışında hiçbir polemik hiçbir meslek dışı konularla gündemimizde olmayan bir insan.
Müşfik kelime anlamı sözlüklerde sevecen, şefkatli ve acıyan olarak tanımlıdır. Ömrünün tanıklık ettiğimiz hiçbir döneminde bu tanım dışına çıktığını görmedik. O kendi başına dim dik ayakta duran bir çınardı; Gölgesinden yararlanılan, çevresine zararı dokunmayan. O bizden biri ama bizden farklı idi. Bizle yaşayan fakat bize benzemeyen biri idi. Bizim olamayacağımız kadar işine, çevresine saygılı, hünerli ve çalışkan bir efendi kişilikti.
O; Sesiyle, görüntüsüyle, duruşuyla, mimikleriyle bizi hiç rahatsız etmedi, oynadı ve gitti. Sessizce...
Güle güle...İyi ve Güzel insan....
iyiturks

İyi Bayramlar

Bayramlar yaşamlarımızın en özel, en keyifli ve en mutlu anlarındandır. Bu günlerin getirdiği huzurlu hava tüm ilişkiler üzerinde olumlu bir etki yaratır. Uzun ramazan günlerinin ardından gelen bayram, beslenme özgürlüğünden kaynaklanan sağlık sorunları ile artan Trafik canavarı tehlikesi dışında bizlere mutluluk ve neşe dolu anları sunmaktadır. Kimimize dinlenme, kimimize hasret giderme, kimimize eğlence fırsatları sunan bayram Ulasal olarak gülümseme şansını yakaladığımız özel anlardandır.
Bu iyi ve güzel şeyleri vaat eden kutsal Ramazan bayramımızın ağız tadı ile huzur, sağlık, mutluluk içinde kaza/beladan uzak geçmesini temenni eder, ağız tadı ile tekrarlarını görmemizi dileriz.

                                        iyiturks

Sen olmasaydın onlar da olmazdı

Tarih bir gün seni de yazacak elbet; doğruların ve yanlışlarınla... Milyonlarca doğruyu ilmek ilmek bir araya getirdikten sonra tek bir yanlışa kurban edivermenle...
Başka bir coğrafyada doğup büyümüş olsan, kitaplar yazar, filmler yaparlardı henüz 35 yıla varmamış yaşamından. Burada yapmazlar, biliyorsun. Konuşur konuşur geçeriz biz. Unuturuz, unuttururuz.
Seven kadın her şeyi göze alır. Peki ne yapmaz?
Soru sormaz. Sorgulamaz. Kalbinin orta yerine oturttuğu adamın, hayatının dümenine geçmesine de izin verir kayıtsız şartsız. Onu dünyanın ucuna götürmesine çıtını çıkarmaz.
Büyükanneden kalma bir mübadele hikâyesidir: “Deden eve gelip, ‘toparlan gidiyoruz’ dedi. ‘Nereye’ diyemedim. Vapura bindiğimizde neler olacağını hâlâ bilmiyordum. Etrafımdakilerden duydum da öğrendim, İzmir limanına çıkacağımızı...”
Böylesine sevebilmek...
Günümüzde böyle sevebilen kadınlar kalmadığı için olsa gerek, ezberimizi bozdun sen bizim. Soru sormanı istedik. Hayatını “ona” göre yaşamanı değil, bize göre yeniden yoğurmanı...
Kazanacağın madalyaları hepimizle paylaşmanı, onlarla müsvedde hayatlarımızı temize çekmeni... Tırmanacağın kürsülerle bize de orgazmik zirveler armağan etmeni arzuladık. Olmadı... Kılavuzunun girdiği yanlış bir sokakta patladı bütün doğrular... Geri dönüş yoktu. Şampiyonken bir anda hain oluverdin.
“Sen de kalp çıktın” dedik, kalbindeki yangınları görmezden gelerek... Hep birlikte üzerine çullandık. Yine de vermedin sevdiğin adamın kellesini (Senin yerinde bir erkek olsa verirdi, inan).
Bize göre ‘hata’, sana göre ‘aşk’ olanda direndin. Sustun. Arada sırada kurmaya çalıştığın kırık dökük cümleler hıçkırıklarda boğuldu. Anlatamadın...
Anlatsan da dinlemezdik zaten... Anlamak istemiyorduk ki.
‘Şampiyon atlet’ diye bilinen biri, hiç koşamadan nasıl geçirir o upuzun yılları? Ekranın karşısına oturup, yarışları izleyebilir mi mesela? “Ben olsaydım şöyle koşardım” diye fısıldayabilir mi kendine? Diri diri gömüldüğü kabrin azabını, ne yapar da, bir nebze olsun dindirebilir?
Biz bunları sormadık. Merak etmiyorduk çünkü...
İçindeki hazine
Sonra bir gün bir kadın koştu geldi karanlıkların içinden... Peşinde de cıvıl cıvıl bir genç kız... Koşar adımları ne kadar da benziyordu seninkilere... Ama gözleri... Gözleri farklıydı. Sen hülyalı bakardın, metreleri finiş ipine doğru eritirken. Onlarda tarifi zor, çakmak çakmak bir kıvılcım var.
Sorduk öğrendik; beraber çalışmışsınız. Bizim seni yok saydığımız, “hükümsüzdür” bellediğimiz günlerde, yine de vazgeçmemişsin giremeyeceğin yarışlara hazırlanmaktan. O genç atletlerin kamplarına gidip, onları şampiyonluğa götürecek bir şeyler vermişsin. “Deneyimlerini paylaşmışsın.” Öyle yazdı gazeteler...
“Deneyim başımıza gelen şeylerin toplamıdır” derler ya, sendeki hazine kimde var?
Zaten bu gençlere o asil elini uzatmasan da, yıllar önce yapmıştın yapacağını... Onlar seni izleyerek inandılar kazanabileceklerine... Henüz parmak kadar birer kız çocuğuyken, senin resimlerine bakıp yumdular gözlerini madalyalı rüyalara...
Çok iyi biliyorsun ki... Çok iyi biliyoruz ki...
Sen olmasaydın Aslı ile Gamze de olmayacaktı, Süreyya...

İletişim kuramı ve ilişkiler - 2

Önce geçen haftayı özetleyelim: İletişim kuramı, insan ilişkilerini, psikopatolojiyi ve psikoterapiyi kişilerarası ilişkiler bağlamında ve iletişim biçimleri üzerinden inceleyen bir yaklaşımdır.
Her ilişkide, bireyler karşılıklı olarak içinde bulunulan ilişkiyi tanımlarlar. İlişkide hoca veya öğrenciyimdir. Hocaysam bir türlü, öğrenciysem başka türlü davranırım.
Her ilişkide dili ve davranışları kullanarak ilişkiye belli kurallar getiririz: Yani, ilişkide nelerin kabul olduğunu, nelerin kabul olmadığını belirleriz. Hocamla arkadaşım gibi ilişki kurmam.
Paylaşılan her bir sözel veya davranışsal mesaj, ya var olan ilişki tanımını pekiştirir ya da ilişkinin yeniden tanımlanmasını gündeme getirir. Karşımdaki benden daha üstün olduğunu belirtecek şeyler söylüyorsa, ona itiraz ederek 'ilişkimizin eşit bir ilişki' olduğunu söylemiş olurum.
Bir ilişkide iletişimde bulunmamak mümkün değildir. Sessiz kalmak dahil her tür seçim, bir mesaj içerir. Herhangi bir mesaja eşlik eden başka pek çok mesaj vardır. Örneğin, "sana hayranım" gibi bir cümle, coşkuyla da, öfkeyle de, alaycılıkla da söylenebilir.
İlişkiyi tanımlamaktan da ilişki tanımını kontrol etmekten de kaçınmak mümkün değildir. İlişkiyi tanımlayan ve kontrol eden iletişim kuramına göre güçlüdür.
Bir ilişkide kontrolü diğerine bırakmaya çalışmak bir paradoks doğurur; çünkü kişi, diğerinin kontrole geçmesini talep ederek ilişkiyi kontrol etmiş olur. Örneğin bir çocuğun ağlayarak istediğini elde etmesi gibi. Zayıf düşerek güçlü olmak, yani ilişkiye yön vermek buna denir.
Hepimizin kimi zaman ilişkiyi kontrol etme davranışı olağandır. Ancak bir kısmımız kendi kontrolcü davranışlarını fark edebilir ve kabul edebilirken, diğer bir kısmımız, ne kadar kontrolcü davransa da inkar eder.
Kontrol çabalarını inkâr eden kişi, semptomatik davranmak durumunda kalır; yani kontrolü sözle değil, çeşitli semptomlarla kazanmaya çalışır. İletişim kuramına göre, bir semptomun başlıca özelliği, ilişkiyi kontrol etme avantajını sağlamasıdır.
Eşimi kıskandıkça eşim yanımdan ayrılamaz.
Eşimi kontrol etmeye çalıştıkça eşim uzaklaşmaya çalışır, benim de semptomlarım artar.
Kontrol meselesinin bir sorun halini aldığı ilişkilerde, kişiler, ilişkinin hangi alanının kim tarafından daha çok kontrol edileceğinde uzlaşmaya varamazlar; taraflardan biri bir alanda daha çok kontrol sağladığında, semptomatik olarak ya da olmaksızın diğeri de aynı alanda kontrol sağlama çabalarında bulunur. Böylece ilişkideki kişiler arasında sürekli çatışma yaşanır.
İlişki Tarzları
Kişilerarası ilişkileri, genel olarak, simetrik ve tümleyici/tamamlayıcı olarak tanımlanabilecek iki tarza indirgeyebiliriz.
Simetrik ilişkiler, isminden de anlaşılabileceği üzere, iki tarafın ilişki tanımı ve kontrolü bakımından eşit olduğu ilişkilerdir. Eşitliğin hakim olduğu ilişki tarzı kulağa iyi gelmekle birlikte, bu ilişkilerde sıklıkla rekabet görülebilmekte ve taraflar birbirlerine simetrik olduklarını gösterme çabası sarf edebilmektedir.
Tümleyici ilişkiler ise kişilerin birbirlerinden farklı konumlarda olduğu ilişkilerdir; rolleri eşit değil, tamamlayıcıdır. Yani, hiyerarşik bir ilişki tarzıdır. Bu ilişkilerde, örneğin, bir taraf daha çok verir, diğer taraf daha çok alır, veya bir taraf daha çok söyler, diğer taraf daha çok dinler. Özellikle vurgulamak gerekir ki, iki kişi arasındaki ilişki her zaman aynı tarzda olmayabilir. İki kişi arasındaki roller ve ilişki tarzı zaman içinde değişebilir. Bir anne veya baba ile çocuk arasındaki tipik ilişki buna çok iyi bir örnektir.
Başlangıçta ebeveyn ve çocuk arasında tamamen tümleyici bir ilişki varken, ergenlikte ilişkiyi yeniden tanımlama ihtiyacı doğar ve yetişkinliğe doğru ilerledikçe aralarındaki ilişki giderek daha simetrik bir hal alır.
İlişki tarzları genel olarak simetrik veya tümleyici olarak düşünülebilmekle birlikte, tümleme-ötesi diye adlandırılabilen daha farklı bir tarzı ayırt etmekte fayda var. Geçen hafta, "manevra" kavramından bahsetmiş; kişilerden birinin, diğerine, ilişkiyi tanımlamak, yani belli bir çerçevede yapılandırmak amaçlı söylemlerini ve davranışlarını "manevra" olarak tanımlamıştık. Diğer tarafın manevralarını kontrol ederek ilişkiyi kontrol eden kişiler, tümleme-ötesi ilişki kurmaktadırlar.
Tümleme-ötesi ilişki tarzına bir örnek; simetrik bir ilişki içinde gibi davranıp diğer taraftan ilişkiyi tanımlamasını istemek ya da onu buna zorlamaktır.
İkinci bir örnek ise, daha önce söz ettiğimiz üzere, "muhtaç" veya "hasta", yani ötekine göre altta bir konum benimseyerek kontrol sağlamaktır. Her iki durumda da belli bir şekilde davranarak, kendisine nasıl davranılacağını (pek çok kez farkında olmaksızın) kontrol etmektedir. İletişim kuramına göre, psikopatoloji, ilişkisel alanda kontrol sağlamaya yönelik bir yöntem olarak irdelenebilir. 
Kaynak: Haley, J. (1972). Strategies of Psychotherapy. (A. Uzunöz, Çev.). New York, NY:Grune Stratton.
Haley, J. (1987) Problem Solving Therapy.Wiley.
Kaynak: Haley, J. (1972). Strategies of Psychotherapy. New York, NY: Grune Stratton.

Aslı Altın Gamzesi Gümüş Türk Kızları


Londra Olimpiyatları'nda atletizm kadınlar 1500 metre finalinde Türk atletler Aslı Çakır Alptekin altın, Gamze Bulut ise gümüş madalya kazandı. Yarış sırasında ilginç anlar da yaşandı. Yarışa damga vuran olay Gamze'nin çığlıklarıydı. Son 300 metrede öne geçen Aslı Çakır Alptekin'in ardından gelen Gamze, "Aslı abla arkandayım" diye bağırarak bütün stadyumu çığlıklarıyla inletti.
Olimpiyat Stadı'nda yapılan kadınlar 1500 metre finalinde Aslı Çakır Alptekin 4:10.23'lük derecesiyle birinci olurken, Gamze Bulut  4:10.40 ile ikinci sırayı elde etti. 
Yarışın başlamasıyla birlikte Gamze Bulut ve Aslı Çakır Alptekin, öndeki grupta yer aldılar. Gamze Bulut, ilk 400 metreyi lider geçerken, Aslı Çakır Alptekin de ilk 5 içinde koştu.
Son tura da Gamze lider girdi. Son 300 metrede atağa kalkan Aslı Çakır Alptekin, liderliği ele geçirdi. Son düzlüğe de lider giren Aslı Çakır Alptekin, yarışın sonuna kadar liderliğini korudu. Gamze de ikinci sırada yarışı bitirince Türkiye olimpiyat oyunlarında 1500 metreyi iki madalyayla kapadı.
Son Avrupa Şampiyonası'nda da Aslı Çakır Alptekin altın, Gamze Bulut da gümüş madalya kazanmıştı. İki atlet, Avrupa Şampiyonası'ndaki başarılarını olimpiyatlarda da tekrarladı.
Bu tarihi başarıyı yaşatan atletlerimizi kutlar, ülkemiz geleceğinde yeni ufuklar açmalarından dolayı sonsuz teşekkürlerimizi sunarız.


iyiturks

Merakından Mars'a Gitti

Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA) tarafından şimdiye kadar üretilmiş en zeki gezegenler arası gezginci robot olan Curiosity (Merak), Mars gezegenine indi.
Şimdiye kadar Mars gezegenine gitmek için üretilmiş en gelişmiş uzay aracı olan Curiosity, 12'den fazla kamerası, meteoroloji istasyonu, sondaj ile çevreyi "tadarak ve koklayarak" incelemesine olanak sağlayan araçlarıyla, Mars'ta hayata ilişkin kimyasal temel yapı taşlarını bulmaya çalışacak.
Radyoaktif plütonyumun parçalanması sonucu açığa çıkan sıcaklıkla işleyen, yaklaşık 900 kilogram ağırlığındaki Curiosity, son derece hassas olarak tasarlanmış ısı kalkanı ve gezegen yüzeyine inişini yavaşlatmak için kullanacağı sesten hızlı açılan paraşütü yardımıyla Kızıl Gezegen'e indi.
Curiosity, Mars ile Dünya arasında, 14 dakikayı bulan sinyal ulaşma farkı nedeniyle Earthlings adlı bilgisayar yazılım şirketince geliştirilen yarım milyon bilgisayar kodunu izleyerek Mars'a inişini, dünyadan hiçbir yardım almadan kendi başına gerçekleştirdi.
En Zor Görev
Curiosity'nin Kızıl Gezegen'e inişi, bilim adamlarına göre, gezegenlerin robotlar vasıtasıyla araştırılması tarihinde, NASA'nın en zor görevi oldu.
ABD'nin Florida eyaletindeki Cape Canaveral üssünden 26 Kasım 2011'de fırlatılan Curiosity, daha önce gönderilen uzay araçlarının aksine, hava yastıklarıyla inmek için fazla ağır olduğu için özel bir frenleme mekanizmasıyla iniş yaptı. Araç, saatte 21 bin 243 kilometre olan hızını, fren yaparak saatte 2,74 kilometreye düşürdü.
570 milyon kilometrelik yol kateden robot, Mars'ın atmosferinin ilk tabakalarına girdikten sonra paraşütlerini açıp kapsülden ayrıldı.
Son Dakika Heyecanı
Curiosity'nin iniş yaptığı alanın güneyinde bu hafta içinde bir toz fırtınasının belirmesi, 2,5 milyar dolara mal olan projenin başındaki NASA ekibine bir an için soğuk terler döktürdü. Mars görevinde yardımcı proje bilim adamı ve Mars hava tahmincisi olarak görev yapan Aswin Vasavada'nın, fırtınanın “söndüğünü” ve tehdit oluşturmadığını belirtmesiyle ekip rahat nefes aldı. Vasavada, “Mars bizimle çok iyi bir işbirliği içindeymiş gibi gözüküyor. İniş için iyi bir hava durumu bekliyoruz” demişti.
Curiosity'nin inişiyle 2004 yılından beri gezegende görev yapan Opportunity ile birlikte Mars'ta araştırma görevi yapan uzay araçlarının sayısı 2'ye çıktı.
Curıosıty Mars'ta Hayat İzi Arayacak
Curiosity'nin Mars gezegenindeki araştırmalarına başlayacağı ilk yer, daha önce tabanında su olduğuna işaret eden mineral izlerine rastlanan, 5000 metre yükseklikte Sharp dağının üzerinde yükselen, 150 kilometre genişliğindeki dev Gale krateri.
Hayatın oluşması için gerekli üç unsur olan su, enerji ve karbondan, sadece karbona dair işaret bulamayan bilim adamları, Curiosity'nin ana görevlerinden birinin önce dev dağa ulaşmak, ardından da kayaları yontmak ve toprakta sondaj yaparak karbon izi aramak olacağını belirtiyor.
Mars üzerindeki gezisi sırasında radyasyon algılayıcılarını açacak olan Curiosity, böylece bilim adamlarına, Mars'ta görev yapacak astronotların karşılaşması muhtemel riskleri daha iyi anlamalarını sağlayacak veriler gönderecek.

Antik Kentler: Arykanda


Akırçay vadisinde çevreye egemen bir konumu olan Arykanda’nın kuruluş tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Kazılardan elde edilen kanıtlara göre Arykanda İ.Ö. V. yüzyılda mevcuttu. İ.S. 240 yılında büyük bir depremle yıkılan kent varlığını İ.S. XI. yüzyıla kadar sürdürmüştür. Bizans devrinde Akalanda adını alan kent teraslar halinde yapılmıştır. Yapılardan pek çoğu iyi korunmuş durumdadır.
Arykanda sözcüğü Luwi dilinde “Sunak yeri” anlamına gelmektedir. Plinius ilk yerleşenlerin Thrak kökenli olduğunu söylemekte ise de bu şüpheli bir iddiadır. M.Ö. 2000’de bu kentin olduğu yerde Anna isimli bir yerleşimden bahsedilmektedir. Ama bu yerleşim ile Arykanda arasında kesin bir bağ kurulamamıştır. M.Ö. 2000’lere ait burada iki adet taş balta bulunmuştur. Bu baltaların bir benzerlerinin de Limyra ,Patara ve Kynaenai’de bulunması bu bölgede iskanın Bronz çağında varlığını gösterir.
M.Ö. VI.yy.dan itibaren kentin tarihini bilmekteyiz. Kent önce Pers egemenliğinin altına girmiş ve M.Ö.V.yy.da Perslerin sağladığı olanaklarla zenginleşmeye başlamıştır. Bu dönemde yaşamış olan Pindaros burada bir Helios kutsal alanından bahsederse de kazıları yürüten Prof.Dr. Cevdet Bayburtluoğlu bu döneme ait buluntuların çok seyrek olduğunu ifade etmektedir. Daha sonrada M.Ö. 333’ de Büyük İskender kenti özgürlüğe kavuşturmuştur. Onun ölümünden sonra önce Ptolemaiosların onu takiben de Seleukosların eline geçmiş. Apameia Antlaşması ile Rodos Perea’sına bağlanan kent, M.Ö. II.yy.da Likya Birliği’nin üyesi olmuş ve kendi adına sikke bastırmıştır. M.S. 43’de Roma İmparatoru Claudius zamanında Romaya bağlanmış ve bu devrinde kent son derece gelişmiştir. Volkanik bir bölgede olan bu kent tarihte bildiğimiz M.S.141 depreminden büyük zarar görmüştür. Devrin zenginlerinden Opramoas’ın depremden zarar gören kente 10.000 denar yardım yaptığı bulunan bir kitabede yazmaktadır. Daha sonra Ağustos 240 depreminde yine bir yıkıma uğramıştır. Bu depremden sonra kent yaralarını kolay saramamış ve fakirleşmeye başlamıştır. Hatta İmparator Maximianus ve Diocletianus Arykanda için bazı vergi indirimlerinde bile bulunmuşlardır. Bizans döneminde ise kent Orykanda, Akalanda adı ile anılmaya başlamış ve Myra Metropolitliği’ne bağlı bir piskoposluk merkezi olmuştur. Bu devirde yerleşim Bazilika çevresi ile Nal tepesinde ve Büyük Hamam’ın olduğu sahada yoğunluk kazanmıştır. Hatta hâlâ Pagan inancını taşıyanlar ile Hıristiyanlar kenti kendi aralarında böldüklerini, kiliselerin tamamının bir bölgede toplandığından anlamaktayız.

İyiturks Bilim:Dilhan Eryurt

Güneşin ve yıldızların evrimi çalışmalarında dünya çapında bir isim Dilhan Eryurt. Türkiye'de konunun ilgilileri ve çalışanları dışında pek tanınmıyor. Oysa anıtsal bir kişi sayılması gereken Prof. Eryurt, astrofiziği Türkiye'ye taşıyan kişi...
Dilhan Eryurt, başarısını hiç kuşkusuz titiz ve ilkeli çalışmasına borçlu...
Prof. Dr. Dilhan Eryurt 29 Kasım 1926 İzmir doğumlu. O dönemler Onuncu Yıl Marşı'nın öğrenciler tarafından sokaklarda söylendiği yıllar, o tam bir Cumhuriyet insanı. Dilhan Eryurt, sokakta marşlar söylediği günler için, "Kalbinin derinliklerinde o duyguların hâlâ tazeliğini koruduğunu" söylüyor. Küçük yaşlardan itibaren matematiğe ilgi duyan Eryurt, Ankara Kız Lisesi'ni takdirname ve bir özel ödül alarak bitirince, üniversite eğitimi için, İÜ Yüksek Matematik ve Astronomi Bölümü'nü seçmiş.
Üniversitede astronomi, matematiğe yardımcı ders olarak veriliyormuş. Dilhan Eryurt'un astronomi merakı da işte bu sıralar ortaya çıkmış. "O zamanlar, Hitler'in Nazi Almanya'sından kaçan en değerli bilim adamları İstanbul Üniversitesi'nde çalışıyordu, bu insanların bilimsel temelleri çok güçlüydü. Bize de aynı şekilde iyi bir temel verdiler."
Dilhan Eryurt üniversiteyi bitirince, yeni keşfettiği astronomi ilgisinin etkisiyle, Ankara Üniversitesi'nde bir astronomi bölümü açmakla görevli Prof. Dr. Tevfik Okyar Kabakçıoğlu'nun yanında asistan olmuş. Tabii kadro olmaması nedeniyle, işini iki yıl hiçbir ücret almadan sürdürmüş. Genç asistanın işleri arasında, iki günde bir rasathaneye gidip saat kurma görevi de var. Ama iş, pazar gününe denk geldiğinde, otobüs bulamıyor ve taksi tutmak zorunda kalıyormuş.
"Yaklaşık 50 yıl öncesinin Ankara'sını anlatıyorum. Bir gün Prof. Okyar Bey geldi, 'Bir şey söyleyeceğim ama utanıyorum. Seni hiç olmazsa laborant konumuna sokalım da, bari yol paran çıksın' dedi."