Antik Kentler: Belkis (Zeugma)

Gaziantep İli, Nizip İlçesi'nin 10 km. doğusundaki Belkıs Köyü'nde, Fırat Irmağı kıyısında, Zeugma Antik Kenti bulunmaktadır. Tarih öncesi çağlardan beri kesintisiz iskan gösteren bu yerleşimin önemi, Fırat Irmağı'nın en kolay geçit verdiği iki noktadan birisinde olmasıdır. Zaten "Zeugma" adı da "köprübaşı" veya "geçit yeri" gibi bir anlam taşımaktadır. Günümüzde, üzerinde fıstık ağaçlı yetişmiş bulunan, 3-4 metre kalınlığında toprak tabakasıyla örtülüdür. Yaklaşık 20 bin dönümlük bir arazi üzerine kurulmuş olan bu antik kentin 1/3'ü, su tutulması Ekim 2000'de tamamlanacak olan Birecik Barajı göl alanı altında kalacaktır.
Tarihi
Kent, Hellenistik Dönem'in önemli bir ticaret merkezidir. Bölgenin Roma İmparatorluğu egemenliğine girmesinden sonra, burada "IV. Lejyon" olarak adlandırılan askeri garnizonun yerleşmesi ile kentin önemi artmıştır. Zeugma'da ticaretin ilerlemesiyle sanatsal etkinlikler artmış ve kültürel bir gelişme sağlanmıştır. Antakya'dan Çin'e uzanan ipek yolunun Zeugma'dan geçmesi, Samsat'dan ırmak yoluyla ticaret yapılması, IV. Garnizon'nun burada konuşlandırılması sonucunda, tüccarların kente yerleştiği ve Fırat manzaralı teraslara villalarını yapmış oldukları anlaşılmaktadır. Kentte, gelişmiş bir sınır ticareti ve buna bağlı olarak büyük bir gümrük olmalıdır. İskeleüstü olarak adlandırılan tepede, bir arşiv odasında 65.000 adet mühür baskısının ele geçmiş olması, bu kanıyı güçlendirmektedir. Papirus, parşömen, para torbaları ve gümrük balyalarını mühürlemede kullanılan bu mühür baskıları, Zeugma'da, hem güçlü bir haberleşme ağının, hem de gelişmiş bir ticaretin varlığını göstermektedir.

Türk edebiyatının Wikipediası tanıtıldı

Türk edebiyatının Wikipediası olarak tanımlanan "Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü Projesi" toplantıyla tanıtıldı.
İsen, Türkçe'nin başlangıcından 20. yüzyıla kadarki divan, aşık ve tekke edebiyatına ait şair ve yazarların edebi birikiminin bütününü kapsayacak, bilimsel verilere dayılı bir biyografi sözlük hazırladıklarını bildirdi.
Sözlüğün, titiz bir inceleme ve editörlük aşamasından sonra genel ağ ortamında dünyanın hizmetine sunulduğunu belirten İsen, bu yılın başında başlayan çalışmaların, gelecek yıl tamamlanmasının planlandığını söyledi. Projede, önce madde başı olarak yer alacak isimlerin belirlendiğini anlatan İsen, bu isimlerin editörler tarafından kendi içinde kategorilere ayrılarak her ismin edebiyat tarihindeki konumu ölçüsünde çalışmada yer almasının sağlandığını vurguladı.
Çalışmayla 12 bin 138 şair ve yazar sayısına ulaşılacak
Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü'nde yer alan maddelerin, belirli aralıklarla yeni araştırmalar ışığında güncelleneceğini kaydeden İsen, daha önce de benzer çalışmalar yürütüldüğünü ancak bunun kadar kapsamlı olamadığını söyledi.
"Tezkirelere Göre Divan Edebiyatı İsimler Sözlüğü" adlı çalışmada 3 bin 180 yazar ve şair ismi belirlendiğini, bu çalışmayla sayının 12 bin 138'e ulaşacağını öngördüklerini anlatan İsen, "Daha önce tezkirelerde gündeme gelmemiş ama eserleriyle edebiyat dünyasında var olmuş isimlerin tanıtılarak, bu zengin birikimin kütüphanelerin tozlu sayfalarında kalmaktan kurtarılması amaçlanmaktadır" dedi.

Her Derde Derman Şiir "Dert"

Mart ayı dert ayı derler ya, aslında dertlerin mevsimi sonbahardır. Mevsimin kendine has iç karartıcı durumu, melankolik bakısı yanında tatilin bitmesi, sorumlulukların başlaması bu tercihe kuvvetli dayanak sağlamaktadır.
Yazın rehavetini atamamanın yanında, havalardaki anı değişimlerin tetiklediği sağlık sorunları, iş hayatının sıkıntıları yanında çocuklu ailelerin okul telaşı, kışa yapılan hazırlıklarla birleşince epe bir sıkıntı kaynağına sahip oluyoruz.
Rutine binen bu koşuşturma içinde ruhlarımızı daraltan lodos ve sararıp solan doğa biraz daha ağırlık katıyor omuzlarımızdaki yüke.
Ev bizim için sığınak oluyor. Bir an önce varılıp, dinlenilme hayalleri kurulan mekânlara dönüşüyor. Bu geçiş dönemi için en iyi yapılacak olan şey mümkün olduğu kadar sakinlikte ruhumuzu rahatlatacak keyifli eğlencelere dalmak olacaktır. Sevilen bir film izlemek, kitap okumak, yazmak, müzik dinlemek ve de yürümek. Bizleri rahatlatıp yoğun bir koşuşturma sezonuna dinç girmemizi sağlayacaktır.
Dertlerini biri bin para olmadan onları en azından kafamızda halletmek ve bir yük olarak taşımaktan kurtulmamız gerek. Bunu bazen bir şarkı, bazen bir resim bazense bir şiir ile yapabiliriz. Belki sorunlarımızı tamamı ile çözemeyiz ancak, ruhlarımızda, beynimizdeki ağırlığını hafifletip, çekilir hale getirebiliriz.
Lool Sevgiliye isimli kitapta yer alan "Dert" şiirini okuyunca, bir kez daha anlıyoruz ki sıkıntıları aşmada en önemli adım onların karşısında ezilmemek, alta kalmamaktır. Onları mümkün olduğunca kontrol altında tutup, hafifletmek bizlere çok önemli kolaylıklar sağlayacaktır.
Güzel bir sonbahar dileklerimiz ile bu şiir sizlerle paylaşmak isteriz. Umarız tüm sıkıntılarınızı çözmek kolay ve eğlenceli yollar ile olur. Umarız böyle zamanları güzel hatıralar ile anacak şeylerle geçirirsiniz.
Dert
Dert dediğin ne ki!
Bir kilo alabalık
Bir büyük rakı.
Üç beş saatte biter,
Sonrası herkes eve gider.
Meyhaneci kalır meylerle,
Dertleri dipler bir nefeste.

Sek içer
Erkek adamdır
Su katmaz
Sulandırmaz benim gibi
Heyt... ulan !
Var mı bana yan bakan
Havada uçan
Karada kaçan
Vs...vs...

Heyt...! ulan !, heyt!
Yine de heyt...
Var mı bana bakan yan
Havada uçan
Karada sıçan
Ve, daha neler neler…

Bir kilo alabalık
Bir şişede 70'lik
Na'aber moruk
Haydi herkes evine
Evi olmayan sıçan deliğine.
iyiturks


Uluslararası Eskişehir Pişmiş Toprak Sempozyumu

Tepebaşı Belediyesi’nin bu yıl yedincisini düzenleyeceği Uluslararası Eskişehir Pişmiş Toprak Sempozyumu eski Kurt Kiremit Fabrikası alanında yapılacak açılış töreni ile başlıyor.
Dünyanın farklı ülkelerinden ve Türkiye’den katılan sanatçıların pişmiş topraktan heykeller yaparak Eskişehir’e hediye edeceği sempozyum, bu yıl Prof. Dr. Taciser Sivas anısına gerçekleştirilecek. Sempozyumda pişmiş toprak; sanatsal, sektörel ve bilimsel olarak ele alınacak.
Eskişehir’in tuğla ve kiremit tarihine tanıklık eden eski Kurt Kiremit Fabrikası’nın ilgi çekici atmosferinde gerçekleştirilecek olan sempozyuma dünyaca ünlü terra-cotta sanatçıları katılıyor. Tepebaşı Belediyesi’nin bu yıl konukları, Türkiye’den Meliha Coşkun, Emre Feyzoğlu, Soner Genç, Gökhan Taşkın, Ömür Tokgöz, Veysel Özer, Macaristan’dan Beata Rostas, Almanya’dan Renee Reichenbach ile Amerika Birleşik Devletleri’nden Alexis Gregg ve Tanner Coleman olacak.
Sorkun ve Kınık gibi yerel çömlekçiliğin yapıldığı yörelerden üreticiler, cam takı ve süs eşyası, lületaşı, seramik üreticileri ve çeşitli el sanatları ürünlerinin satıldığı stantlar açacaklar. Bu yıl düzenlenecek sergilerde ise, Anadolu Üniversitesi Öğretim Üyeleri, Öğrencileri ve Mezunları Sergisi, Tepebaşı Belediyesi Özdilek Sanat Merkezi Ürün Tasarımları Sergisi, İbrahim Demirel Pişmiş Toprak Eserleri Sergisi halkla buluşacak.
Sempozyumlarda bugüne kadar 6 bilimsel kitapta toplam 300 makale yayınlandı. Geleceğe ışık tutan kaynaklar, literatüre önemli bir akademik birikim kazandırdı. Bu sene 3 gün sürecek sunumlarla 35 makale yayınlanacak.
Sempozyumun açılışı, 9 Eylül Pazartesi günü saat 18.00’de her sene olduğu gibi İsmet İnönü Caddesi Eski Kurt Kiremit Fabrikası’nda hazırlanan alanda düzenlenecek. Açılıştan hemen sonra, aynı yerde saat 20.00’de Yeni Türkü bir konser verecek. Sempozyum boyunca düzenlenecek diğer konserlerde ise Ferhat Göçer ve Hakan Aysev-Ümit Zileli sahne alacak. Tüm etkinlikler halka açık ve ücretsiz olarak düzenlenecek.

Emin olmak I

Bir düşünün: Kaç kere bir başkasıyla, çatışan inanışlarınız sebebiyle, yapıcı veya yıkıcı, sonu gelmeyen bir tartışmaya girmişsinizdir? Kaç kere bir başkasının anlam veremediğiniz ve size göre açıkça yanlış olan bir fikirde direttiğine tanık olmuşsunuzdur? Peki ya kaç kere çok emin olduğunuz bir konuda bir başkasını ikna etmek için kırk takla atmışsınızdır? Kaç kere savunduğunuz fikrin nasıl olur da bir türlü anlaşılmadığına şaşmışsınızdır? 
Hemen hemen hepimiz için, her bir sorunun cevabının, değil bir, iki elin parmaklarını rahatlıkla geçtiğini tahmin ediyoruz. Bunun sebebi, her bir bireyin (ve topluluğun) sorgu sual kabul etmeyen, sarsılmaz, "mutlak" fikir ve inanışlara sahip olması. 
Etrafımıza şöyle bir bakmamız yeterli; fark etmek işten değil. Anneler-babalar, arkadaşlar, patronlar; din, siyaset, medya, hukuk, eğitim, daha nicesi ve hatta kimi çalışmacılara göre bilim bile kuvvetle inanılan, bu, sözde mutlak gerçekliklerle dolu. Peki neden? İnatçılık mı, kibir mi, zihinsel bir zorluk mu, yoksa başka bir sebebi mi var? 
Amerikalı nörolog ve yazar Robert A. Burton bu sorunun peşine düşüyor ve oldukça ilginç bir yere varıyor. Gelin, bugün onu takip edelim. Bir bilim insanının peşinden, bilim üzerinden konuşacağımız için ve az önce bilimi de sözde mutlak gerçeklikleri olanlar arasında sıraladığımızdan, devam etmeden önce bir parantez açalım: 

Astronomide benzeri olmayan girişim

Nötron yıldızları üzerinde yaptığı çalışmalarıyla astronomi alanında araştırmalarına devam eden Türk astrofizikçi Bülent Kızıltan, uluslararası bir astronomi konsorsiyumu hayata geçirdi. Araştırmacı olduğu ABD’nin Harvard ve MIT Üniversiteleri’yle, Avrupa Uzay Ajansı (ESA) ve Fransa Uzay Ajansı (CNES)’ten bilim insanlarının yer aldığı konsorsiyum, çalışmalarına başladı. Projenin mimarı olan Kızıltan, çalışmaları hakkında ntvmsnbc’ye konuştu.

Harvard-Smithsonian Astrofizik Merkezi ve Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nde araştırmacı olan Dr. Bülent Kızıltan, uluslararası alanda ilk olma özelliği taşıyan bir astronomi konsorsiyumu kurdu. Yaklaşık bir yıl süren çalışmaların ardından hayata geçirilen konsorsiyum, bilimin farklı alanlarında yer alan insanları bir araya getirerek, bilimin alt dalları arasındaki sınırları ortadan kaldırmayı, böylece yeni fikir ve projeler ortaya koymayı planlıyor.

Milyon Euro bütçeli konsorsiyumun proje yöneticisi olan Kızıltan, ntvmsnbc’ye yaptığı açıklamada ‘merak bazlı projeler’ üreteceklerini belirtirken, Türk araştırmacılara ve Türkiye’den kurumsal katılımlara da her zaman açık olduklarını belirtti.

Kurduğunuz konsorsiyumun başlangıç noktası ve altında yatan düşünce nedir?
Bilim yaparken kendi alanlarımızda çok özelleşiyoruz. Bu özelleşmenin iyi yanlarından bir tanesi, oldukça derinlemesine ve çok temel anlamda sorgulama yapmamız için odaklanmamızı sağlaması. Ancak bir dezavantajı olduğunu da söylememiz gerekiyor: Bu özelleşmeler, bazen resmin genelini görmemizi engelleyebiliyor ve farklı alanlardaki gelişmelerden haberdar olunamıyor. Amacımız, hayatımızı ve Uzay’a bakışımızı etkileyebilecek konuların konuşulabileceği disiplinler arası etkileşimler için bir platform oluşturmak. Yani bir gökbilimci olarak bir doktorla, bir felsefeciyle, hatta bir müzisyenle bir araya gelip ne gibi çalışmalar yürüttüğümüzü ve birlikte neler yapabileceğimiz konusunda fikir alışverişinde bulunmak. Bu tür etkileşimlerin koordineli bir platformda yapılmasının daha verimli olacağını düşünüyorum. Son iki yıldır Harvard ve MIT’de haftada bir günümü başka alanlardan uzmanlarla bir araya gelmek icin ayırıyorum ve yaşanan etkileşimden ortaya çok güzel fikirlerin çıktığını görüyorum.

Türkiye Posterleri:Zeugma





Bizim Belkıs Köyü aslında… Şimdinin gözyaşlarını geçmişin ihtişamıyla örten bir antik kent… Büyük İskender’den Roma’lılara Çin ve Fırat arasındaki geçit. Anlamı da buradan geliyor zaten. Mozaikleri kurtulsa da Zeugma kurması gereken köprüyü tam anlamıyla kuramadı gelecekle arasında…