Obezite Tedavisi: Tıbbi Beslenme (Diyet)

Obezite tedavisinde tıbbi beslenme tedavisi anahtar rol oynamaktadır. Obezitede beslenme tedavisi
ile:
• Vücut ağırlığının, boya göre olması gereken (BKİ= 18.5 - 24.9 kg/m2) düzeye indirilmesi hedeflenmelidir. Tıbbi beslenme (diyet) tedavisinin bireye özgü olduğu unutulmamalıdır. Başlangıçta belirlenen hedefler, bireyin olması gereken ideal ağırlığı olabildiği gibi, ideal ağırlığının biraz üzerinde de olabilir.
• Uygulanacak zayıflama diyetleri yeterli ve dengeli beslenme ilkeleri ile uyumlu olmalıdır. Etkinliği bilimsel olarak kanıtlanmamış diyetlerden kaçınılmalıdır. Tıbbi beslenme tedavisinde amaç, bireye doğru beslenme alışkanlığı kazandırılması ve bu alışkanlığın sürdürülmesidir.
• Vücut ağırlığı boya göre olması gereken düzeye geldiğinde tekrar ağırlık kazanımı önlenmeli ve erişilen ağırlık korunmalıdır.
Obezite tedavisinde uygulanan diyet ilkeleri
a) Enerji: Bireyin günlük enerji alımı, haftada 0.5-1.0 kg ağırlık kaybını sağlayacak şekilde azaltılmalıdır.
Birey yavaş ve uzun sürede zayıflatılmalıdır. Zayıflama diyetlerinde günlük enerji miktarının belirlenmesinde ilke; bireye harcadığından daha az enerji vermektir. Bireyin bazal metabolizma hızı (BMH) veya dinlenme metabolizma hızı (DMH) altında enerji verilmemelidir.

Türkiye Posterleri: Galata Kulesi





Muhteşem güzellikteki İstanbul siluetinin en önemli sembollerinden biri… 528 yılında inşa edilmiş olup dünyanın en eski kuleleri arasında yer alan, şehrin çağdaşı ve gelenekseli birleştiren özgün yapısını en çarpıcı biçimde ortaya koyan, 70 metre uzunluğundaki Galata Kulesi…




Obezite Tedavisi

Uzun, sağlıklı ve mutlu bir yaşam beklentisi içindeki 21. Yüzyıl insanı için, obezitenin önlenmesinde Koruyucu sağlık hizmetleri yaklaşımı çok büyük bir önem taşımaktadır. Koruyucu sağlık hizmetleri kapsamında sağlık otoriteleri toplumun her kesimine ulaşmalı, etkin ve yaygın eğitim çalışmalarının hızla yaşama geçirilmesi konusunda bilinçli ve istekli bir çaba içinde olmalıdır.
Obezite, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından “Sağlığı bozacak ölçüde vücutta anormal veya aşırı yağ birikmesi” olarak tanımlanmaktadır. Yetişkin erkeklerde vücut ağırlığının ortalama %15-20’sini, kadınlarda ise %25-30’unu yağ dokusu oluşturmaktadır (28,29). Erkeklerde bu oranın %25, kadınlarda ise %30’un üzerine çıkması durumunda obezite söz konusudur
Obeziteden korunma büyük önem taşımaktadır. Obeziteden korunma, çocukluk çağında başlamalıdır. Çocukluk ve adolesan döneminde oluşan obezite, yetişkinlik dönemi obezitesi için zemin hazırlamaktadır. Bu nedenle aile, okul ve yaşanılan çevre yeterli ve dengeli beslenme ve fiziksel aktivite konularında bilgilendirilmelidir.

PISA Nedir ?

PISA nedir? Bu soruyu sorma merakımız Hürriyet’te İsmet Berkan’nın okuyucularına bir soru sorması ile doğdu. İsmet Berkan, bu soruyu sınava giren öğrencilerimizin sadece %1 çözebildi. Bakalım siz ne yapacaksınız teklifi üzerine binlercemiz harıl harıl bu soruyu çözdük.
Bu soru uluslar arası olarak orta eğitim düzeyindeki çocukların sahip oldukları bilgi ve becerileri ölçmeyi amaçlayan PISA olarak isimlendirilmiş bir sınavda sorulmuş. Ülke olarak bu sınavda düşük dereceler almamız nedeni ile yavaş yavaş kafaya taktığımız bir konu olmaya başlamış.
Bizler ilk defa bu soru ile tanıştık PISA ile ve hakkında Google üzerinde küçük bir araştırma yapmak istedik. Gördük ki PISA deyince, Google’ın da bizim gibi aklına ilk gelen İtalya’daki PISA kulesi! Biraz ayrıntı verip, üsteleyince doğru bilgilere ulaştık.  
Bu kısa araştırmada gördük ki bu konuda en etkili ve ciddi çalışmaları Milli Eğitim Bakanlığı ve Doğa Koleji yapmakta.
Merak edenler için bu konudaki PISA Türkiye sitesinden edindiğimiz bilgileri paylaşmak istedik. Bu bilgileri aldığımız siteye de Milli Eğitim Bakanlığı üzerinde ulaştık.
iyiturks
PISA nedir?
Açılımı “Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı” olan PISA, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) tarafından üçer yıllık dönemler hâlinde, 15 yaş grubundaki öğrencilerin kazanmış oldukları bilgi ve becerileri değerlendiren bir araştırma projesidir.
PISA Projesi’nin amacı nedir?
PISA’nın temel amacı, gençlerimizi daha iyi tanımak; onların öğrenme isteklerini, derslerdeki performanslarını ve öğrenme ortamları ile ilgili tercihlerini daha açık bir biçimde ortaya koymaktır.
PISA Projesi neyi ölçmektedir?

Yunus Emre : Gönüller Yapan Derviş

Yunus Emre, sufi bir şairdir. Ama onu tek başına bu sıfatla tanımlayamayız. Çünkü tasavvuf, bir hâl ilmi olmasının yanı sıra aynı zamanda bir fikir sistemidir. Yunus da bu sisteme hem hâl hem de fikir planında bağlı bir sufidir. Bu bakımdan onu hem bir mutasavvıf hem de bir tefekkür şairi olarak tanımlamak doğru olacaktır. Yunus’un bir mutasavvıf mütefekkir olarak dayandığı kaynak ise bütün büyük sufîlerde olduğu gibi İslam’ın temel kaynaklardır.

Yunus’un bir mütefekkir olarak yaptığı şey ise, bu temel anlayıştan hareketle yaşanabilir bir “aşk felsefesi” kurmuş olmasıdır. Bu felsefe meselenin teorik tartışmalarıyla uğraşmak yerine gündelik, pratik davranışları hayata geçirmeyi gaye edinir. Başka bir ifadeyle yaşanabilir bir ahlak modelidir. İdeal insanı yetiştirmeyi hedef alır. Uzun vadede ise ideal toplumu hedefler.

Nice 30 Yıllara: Skylife Dergi

Her yayın baştan sona okunmak tutkusuyla hazırlanır. Skylife’ın bunun da ötesine geçerek okuyucuları tarafından koleksiyonu yapılan bir dergi olması bizim için gerçek bir gurur kaynağı… Belirtelim ki Skylife, Türk Hava Yolları’nın gözbebeği olarak gördüğü hizmetlerinden. İlk sayısından bugüne değin hep titizlikle hazırlandı; gelişmesi için sürekli çaba harcandı ve elinizdeki görünümüne ulaştı.
Türkiye’nin önde gelen uluslararası dergisi Skylife, bugün dünyanın 201 kentinden Türk Hava Yolları uçağına binen Türk, Avrupalı, Afrikalı, kısacası dünyanın dört bir yanından yüz binlerce yolcu tarafından takip ediliyor.

Muhteşem Bir Başarı ve Fedakarlık Hikayesi: Murat Can ve Nilgün Can

Spastik Murat Can bütün okulları birincilikle bitirdi. Özyeğin Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği’nde en yüksek not alan öğrencilerden biri. El ve ayaklarını kullanamayan, konuşma güçlüğü çeken Murat Can okulda da yurtta da annesiyle yaşıyor, eğitimin önündeki tüm engelleri anne-oğul birlikte aşıyor.
Doğuştan ellerini ve ayaklarını kullanamayan ve konuşma güçlüğü çeken 20 yaşındaki spastik engelli Murat Can Çiçek, öğrenim hayatı boyunca olduğu gibi üniversiteye de annesiyle gidiyor, aynı yurtta kalıyor. Murat Can, bütün engellere rağmen okumaktan hiç bir zaman vazgeçmedi. Küçük yaşta annesinin sırtında okula gitti, engelli olduğu için alınmadığı okula zekâsı nedeniyle üçüncü sınıfta başlatılan Murat Can birincilikle mezun oldu. En büyük destekçisi 52 yaşındaki annesi Nilgün Çiçek. Kendi ihtiyaçlarını karşılayamadığı için tüm okul hayatı boyunca oğluyla birlikte okula giden, bazen derslere giren anne Nilgün Çiçek, şimdi oğlunun İstanbul’da okuduğu Bilgisayar Mühendisliği’ne de birlikte gidip geliyor. Kullandığı özel program nedeniyle gözleriyle bilgisayarda yazarak derdini anlatabilen, sayısal ve görsel dersleri yine gözleriyle çizen Murat Can, Özyeğin Üniversitesi’nde yüzde 100 burslu okuyor. İngilizce ve İspanyolcayı kendi kendine öğrendiği için hazırlık sınıfını atlayan Murat Can burada da sınıfın en parlak öğrencisi. Bütün dersleri 100 üzerinden neredeyse 98.
Birincilikle Mezun Oldu
Anne Nilgün Çiçek, onu dünyaya getirdiğinde 2 aylıkken hastalığını fark etti. 1.5-2 yaşına kadar tedavisi için doktor doktor gezdirdi. Her doktor farklı bir tanı koydu. Ama sonunda spastik engelli raporunu aldı. Keşan’da yaşayan Nilgün Hanım, her gün onu sırtına aldığı

Herkese, Her Yerde, Dünya Standartlarında, Bedelsiz Eğitim!

Eğitim sistemimizin, gündemimizde "Dershanelerin kapatılması" konusu ile çok geniş bir yer ettiği bir zamanda "Khan Akademi" isimli, gönüllü ve ücretsiz olarak insanlara eğitim imkanları sunmayı hedefleyen bir organizasyonu Türk insanının kullanımına açıldı. Takdir edilmesi ve önünde saygı ile eğilinmesi gereken bir çalışma bu. İnsanlık adına böyle çalışmaları ancak yüce gönüllü insanlar başarabilir. Bu insanlar her türlü övgüye ve desteğe layıktırlar. Bu çalışmanın eğitime, öğretime ihtiyacı olanlara ulaşabilmesine ve hayırlı sonuçlara vesile olmasını temenni ederek, blog olarak bu konuda elimizden gelen tanıtım çalışmalarına katkı olabilecek bir şeyleri yapmaya çalışacağız. Tüm emeği geçenlere tekrar teşekkür eder, aşağıda bu organizasyon hakkındaki tanıtıcı bilgileri ilgilenenlere sunarız. iyiturks
Herkese, Her Yerde, Dünya Standartlarında, Bedelsiz Eğitim!
Khan Academy, alışılagelen eğitim sistemini değiştirip geliştirmeyi ve özgürleştirmeyi hedefleyen; kar amacı gütmeyen bir organizasyondur. Amacı, isteyen herkesin, istediği an, istediği yerde dünya standartlarında ve ücretsiz eğitim alabilmesini sağlamaktır.
Khan Academy web sitesinin tüm içeriği herkese açıktır: Öğrenci, öğretmen, işadamı, evhanımı ya da dünyamızı ziyaret eden meraklı bir uzaylı... Kim olursanız olun, Khan Academy'deki öğrenim içerikleri ve kaynaklarına hiçbir bedel ödemeden ulaşabilirsiniz. Khan Academy'nin sunduğu kişiye özel öğrenim içerikleri ile kendinizi geliştirebilir, ders çalışabilir, sınava hazırlanabilir, çocuğunuza öğretebilir, ya da öğretmenseniz Khan Academy'yi sınıfınızda kullanabilirsiniz.

Antik Kentler: Cadyanda (Kadyanda)

Fethiye’ye 24 km. uzaklıkta olun Kadyanda Antik Kenti’ne, büyük bir bölümü asfalt, 8 km.lik kısmı oturtulmuş olan bir yolla ulaşmak mümkündür. Üzümlü Beldesi’nin 400 m yukarısında ve denizden 915 m yükseklikteki kalıntılar görünebilmektedir.
Likçe kitabelerde ismi Kadawanti olarak okunan Kadyanda’nın adındaki –nd takısı nedeniyle tarihi M.Ö.3. binlere kadar indiği söylenebilir. Ancak antik kentten günümüze ulaşan yüzeydeki en eski kalıntılar M.Ö. 5. yüzyıldan daha eskiye gitmez. Kadyanda ören yerinde kenti çevreleyen sur duvarlarının bir bölümü, kaya mezarları ve bazı kitabeler en erken döneme tarihlenen kalıntılardır.         
Surların yanından Kadyanda'nın Roma döneminde de onarılarak kullanılmış olan Helenistik tiyatrosuna ulaşılabilir. Akropolün güney yamacına yaslanmış tiyatro, yıkılmasına rağmen eski görkemini yansıtır şekildedir.

Bahane Şiiri ve Hayat

Bahane, niyet saklayıcı, gerçeği saklayıcı şeylerdir, gerekçelerdir. Yalana yakın ama yalan olmayandır.
Şeffaf bir maskedir, biraz üstüne varınca gerçeğine varabileceğimiz. Bahane kandırmanın başlangıç halidir.
Bahaneler sakınmak, kaçınmak için kullanılabileceği gibi, katılmak, varmak içinde kullanılabilir.
Bahane küçük güzelliklere yol açabildiği gibi küçük sıkıntılara da yol açabilir. Ama etkisi ve bağlayıcılığı güçlü olamayan şeylerdir.
Aslında bahaneler gerçek niyetlerin doğrudan gerçekleşmesi durumunda yaratacağı etkileri törpülemek, hafifletmek için kullanılan etki azaltıcılarıdır. Dolaylı yoldan bir ön savunmadırlar.
Kararsızlıkların, ikilemlerin çıkış noktalarıdır. Kişilerin karar alabilmesini sağlayan onları kararsızlık sarmalında kurtaran geçici çözümlerdir.
Tabii ki her şey gibi Bahanelerde kararında ve yerinde kullanılmalıdır. Doğru kullanılmadığında etkisini ve inandırıcılığını kayıp ederler.
Bahanelerin çok olduğu hayatlar bir yerlere varamadan oldukları yerlerde salınıp dururlar. Sürekli rölantide çalışan bir araç gibi, ne bir hareket ne de bir işe yarayan enerji üretirler.
Bahaneler büyük sıkıntılara geçici çare olmak için sınırlı olarak kullanıldığında faydalı olabilir. Ancak kesinlikle kalıcı çözümler için beklenilmemeli ve daimi olarak kullanılmamalıdır.
Bahaneleri bir yemeğin sosu, baharatı olarak düşünürsek kullanılma kararını buradan daha güzel anlayabiliriz. Nasıl ki yerinde ve kararında kullanıldıklarında tat kattıkları aşlara, kararını kaçırınca bir kaşık bile alınamaz hale sokarlar.
Bahane şiiri, hayatın temel alanlarında serpiştirilmiş sosları, baharatları birer porsiyon olarak hazırlayıp, tadımlık olarak sunmuş okuyanlara.
Katıksız ve yalın bir yapıya sahip olan şiir lafı uzatmak adına kendi bahanelerini kullanmamış. Meramını en kestirme yoldan, doğrudan sunmuş bir solukta.
iyiturks

Fark Yaratanlar: Hastanedeki Çocuklar Güldükçe "Mutlu Olalım"

Sabancı Vakfı’nın toplumsal gelişmeye katkıda bulunan “sıra dışı kişilerin olağanüstü öykülerini”, anlattığı “Fark Yaratanlar” programı beşinci sezonunda da devam ediyor. Beşinci sezonun ikinci Fark Yaratan’ı “Mutlu Olalım” projesini hayata geçiren Özlem Arman oldu.
Özlem Arman, hayata geçirdiği “Mutlu Olalım” projesinde, İzmir’de devlet ve üniversite hastanelerinde yatmakta olan çocukların tedavileri sırasında, sadece bedenen değil, ruhen de sağlıklı olmaları ve morallerinin yükselmesi için çocuklara yönelik çeşitli etkinlikler düzenliyor.

Türk bilim insanının büyük başarısı: Işığın elektronlar üzerindeki etkisi

Dünyanın en iyi üniversitelerinden Massachusetts Institute of Technology'de (MIT) doçent olarak görev yapan Nuh Gedik ve ekibi, geliştirdikleri çok özel görüntüleme teknolojisi sayesinde, ışığı bir maddenin üzerine göndererek etkilerini görüntülemeyi başardı.
Science dergisinde yayınlanan çalışma bilim dünyasında büyük heyecan uyandırdı
Nuh Gedik çalışmalarına ilişkin şunları söyledi: "Çok hızlı lazer ışıklarını kullanarak ve geliştirdiğimiz üç boyutlu özel çekim yapabilecek bir kamerayla elektronların saniyenin katrilyondaki biri kadar bir zamandaki enerji seviyelerindeki değişmeyi üç boyutlu bir şekilde kaydedebildik."
Keşiflerinin çok farklı uygulamalarının olabileceğini kaydeden Gedik, sadece ışık kullanılarak, istenilen özelliklerde yeni maddelerin dizayn edilmesinin "gelecekte" mümkün olabileceğini belirtiyor.

Türkiye Posterleri: Taksim'de Tramvay





İstanbul'un kalbinin attığı, parke yollarında her gün 3 milyona yakın kişinin yürüdüğü, sanat galerileriyle, kafelerle, barlarla, Çiçek Pasajı'yla, eğlence mekanlarıyla, restoranları, tarihi pastaneleri, çikolatacıları ve simgeleşmiş kırmızı tramvayıyla Taksim Meydanı ve İstiklal Caddesi…




İyiturks Bilim: Onur Güntürkün

Ordinaryüs Prof.Dr.Onur Güntürkün, dünyada beyin alanında yaptığı buluşlarla, araştırmalarıyla, yazdığı bilimsel makaleleriyle en ön sıralarda yer alan bilim adamlarından biridir.
Onur Güntürkün, çok önemli zorlukları aşarak, yüzdüğü denizleri kendisi yaratarak, umutsuzlukları umuda çevirerek bilim alanında yerini aldı.
Eğitimi, buluşları ve ödülleri
Onur Güntürkün’ü bugünlere getiren yol, bilimin zorlu, ama şerefli yoludur. 1958 yılında, İzmir’de doğdu. İlkokulu 1969’da Almanya’da, Baden-Baden şehrinde bitirdi.  Bu şehirdeki Richart Wagner Yeni Diller Lisesi’ni, sekizinci sınıfın ortalarında bırakmak zorunda kaldı. Lise eğitimine 1973 ders yılı ikinci yarısından itibaren İzmir Atatürk Lisesi’nde devam etti. Lise diplomasını bu okulda aldı.

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı Kutlaması: Doksan Yaşındayız

29 Ekim 2013 Türkiye Cumhuriyetinin 90.yılı kutlanıyor. Ülkemiz 90 yıldır güçlenerek ve gelişerek varlığını sürdürüyor. Bu güç ve gelişme bir arada yaşam kültüründen, bir birini anlamadan ve birbirine güvenden gelir. Ülkemiz güzeli, iyiyi hak etmektedir. Bunu sağlamak tüm yönetici ve idarecilerinin en öncelikli görevidir. Ülkemizin güzel insanı bu beklentiler ile bu yetkilerini sunmaktadır yöneticilerimize... Güzellik ve iyilik dileklerimizle Cumhuriyetimizin 90. yaşını kutlar, nice daha güzel ve güçlü yıllara dileklerimizi sunarız...

İnsanlığın En Saf Hali

İnsanlığın bin bir hali var.  İnsanların saati, ayı, yılı birbirinden farklı. En safından, en akıllısına, en gaddarından en merhametlisine insanoğlu geniş bir çerçevede farklı davranışlar göstermektedir. Davranışların en safı en katışıksızı ilk yaşlarda, bebeklikle çocukluk arası dönemlerde yaşanır. Sonrasında davranışlar dış dünyada şekillenerek çeşitli dönüşümler, farklılaşmalar ve etkilere maruz kalır. O nedenle çoğu zaman insanların davranışlarına akıl sır erdiremez hayretler içinde kalırız. Hâlbuki o davranışlar, kişinin özünden gelen dürtülerle değil, içinde bulunduğu sosyo-ekonomik durumun, yaşadığı toplumun ve geçmişinin tecrübelerinin oluşturduğu, değişime uğramış kalıpların mecbur bıraktığı itkilerin sonucunda oluşur.
Dünyaca meşhur iki tenorun bilmediğimiz bir hikâyesini tesadüfen “Bütün Dünya” isimli dergide okuduk. Ve bir kez daha şaşkınlık ve hayretle böyle çarpıcı/etkileyici hikâyeden bihaber olmamıza hayıflandık. Gün be gün bu ve benzeri hikâyelerin gündemimizde olması gerektiğini ve nesilden nesile bu tarz hikâyelerin insanlığın paha biçilemez mirasları olarak aktarılması gerektiğini düşündük.

Saadet Işıl Aksoy

Saadet Işıl Aksoy son yıllarda gündemimize başarıları ile giren, çarpıcı güzelliği ile bizleri etkileyen bir sanatçı. Son olarak İtalya’da bir projede başrol oynayacağı haberi ile ilgi alanımıza girdi. Kendisini haa şımardı ha şımaracak, başarılarını abartarak bir albeni yaratacak beklentisinde olmamız nedeni ile mesafeli durduğumuz biri. Ancak görüyoruz ki yıllar geçmesine rağmen iş dışında her hangi bir konu ile gündemimize girmiyor. Başarılarını abartmadan, ileriye yönelik bir basamak olarak kullanıyor. İşlerinde hep bir basamak üste çıkarak ve başarı kazandıkça adını anıyoruz.
İşine yoğunlaşması, kolaya kaçmaması ve hem de bu kadar iyi bir haberler ile gündemimize gelmesine daha fazla kayıtsız kalamayarak, hakkında biraz araştırma yaptık.
Kişiler hakkında tam anlamı ile doğru bilgiler sunmasa da genel bakış itibarı ile sanal dünyada hakkında olumlu bir bakış var. Hakkında öne çıkan bilgilerin çoğunluğu rol aldığı çalışmalar ve kazandığı ödüller hakkında. Ayrıca kendisinin Boğaziçi Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun olması bizler için şaşırtıcı ve hayranlık uyandırıcı bir durum. Bunun nedeni de güzelliğinin ve yaptığı işin büyüsüne kapılıp, kolaycı bir yol seçmemesi nedeni iledir.

Tırtıl ile Gülün Aşkı

Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, kor alevin üstünde kör kuyunun dibinde, taa Kaf dağının eteklerinde hayalperest bir tırtıl yaşarmış. Sürekli hayaller kurar, onların gerçekleşmesini beklermiş. Ama ne yazık ki hiçbiri gerçek olmazmış. Çünkü tırtılın hayallerinin hepsi çok uçuk kaçıkmış.
Masal bu ya! Tırtılın yolu bir gün Peri Padişahının sarayına düşmüş. Tomurcuk bir güle rastlamış Gülizar’da. İlk bakışta aşka düşmüş bir tırtıl olduğunu unutarak! “Kozaların en güzelini, en yumuşağını, en alımlısını örerim al yanaklıma” diyerek pembe hayallerle konuvermiş gülün yaprağına.
İlk başlarda iltifatlar, kurlar çok hoşuna gitmiş gülün, ama gönlü yokmuş yinede karasevdalı tırtılda! Açmaya başladıkça tomurcuklar, gelmeye başlamış bülbüller gün be gün, görmek için al yanaklı bu gülü.
Gül, karar vermiş kurtulmaya tırtıldan;  Çünkü onun varlığı engel olmuş bülbüllerin gelişine, daha da yakınına. Çıkarmış dikenlerini başlamış acımasızca batırmaya karasevdalı tırtılın bağrına. Dayanamamış zavallı bu acılara, kendini zor atmış bir dutun yaprağına; Giderken de bir dörtlük döktürmüş kalsın diye bir hatıra çok sevdiği al yanaklısına:

Mutlu Keçi Okulunda Çocukların Gözlerindeki Işık Sönmüyor

Okul bahçesinde öğrenciler koşuşturuyor. Kimi yakalamaca oynuyor, kimi ip atlıyor. Dikkatli bakınca aralarında öğretmenlerinin de olduğu göze çarpıyor. Öğretmenlerden biri çocukların çevirdiği ipten atlıyor, diğeri çocukları yakalayıp ebelemeye çalışıyor. Film atölyesinde çocuklar, Miyazaki’nin insanoğlu tarafından kirletilerek yaşanılamaz hale getirilen doğayla ilgili anime filmini izliyor. Çocuklar öğretmenlerine isimleri ile hitap edebiliyor, Öğlen bostandan gelen organik sebzelerden yapılmış yemekleri yiyorlar. Okul hem ucuz hem de doğaya saldığı karbon az olan zeytin küspesiyle ısınacak. 20 çocuk döşeme taş yoldan yemekhanedeki ahşap banklara, bahçedeki oyuncaklara kadar velilerin ve gönüllülerin kendi elleriyle yaptığı bir okulda okuyor... Burası “Daha demokratik, ekolojik, alternatif bir eğitim mümkün” diyen bir grup veli ve eğitimcinin kurduğu, çocukların koyduğu isimle ‘Mutlu Keçi İlkokulu’.

Vakıfbank Altın Arma Dünya Şampiyonu Oldu

Vakıfbank kadın voleybol takımı muhteşem başarı serisini Dünya Kadınlar kulüp voleybol şampiyonasında zirveye çıkarak taçlandırdı. Kulüp takımı olarak dünyanın bir numarası olmayı başardı. Futbolda böyle organizasyonlara katılabilmeyi başarı, gruplardan çıkmayı ise küçük birer mucize saydığımız bir ortamda Vakıfbank bütün kupaları müzesinde topladı.  Bu başarılar ile gurur duymalı ve bunu başaranları gururlandırmalıyız.
Vakıfbank, İsviçre'nin Zürih kentinde düzenlenen FIVB Kadınlar Dünya Kulüplerarası Voleybol Şampiyonası finalinde Brezilya'nın Unilever Volei takımını 25-23, 27-25 ve 25-16'lık setlerle 3-0 yenerek şampiyon oldu. Öte yandan Vakıfbanklı Jovana Brakoçevic turnuvanın en iyi oyuncusu seçildi.

Modern Zamanlar, Modern kafalar, Eski bayramlar

Hayırlı bayramlar! Hayırlı hazırlanmalar! Hayırlı yolculuklar. Kaç kere oldu bu dileklerle bayramlar karşılayıp, yollara düştüğümüz! Bir bayram gelip diğeri geçiyor. Ömür bir yolculuk geçiyor. Koşturuyoruz, birbiri ardına bayramları tüketiyoruz.
Biri bitmeden öbürünü iple çekiyoruz. Geriye bakıyor muyuz? Anları yaşıyor muyuz? Anıları saklıyor muyuz? Keyif alıyor muyuz?
Çektiğimiz resimlere, videolara bakmıyoruz bile. Nasıl olsa hafıza kartlarımız var ya! Artık hafızalarımız bile mekanik, dijital. Beynimizde sadece plan yapma, bekleme ve koşuşturma komutları ve uygulamaları var. Apps! değil!
Bayramımız sakin geçsin dileriz. Çok eğlenmenizi, çok gülmenizi dileriz. Ziyaretlerimizin eski günlerin anlatıldığı, bol muhabbetli anlara dönüşmesini dileriz. Sevdiklerinizle kavuşup, sıkıca sarılmamızı dileriz. Kahkahalarımızın uzaklardan duyulmasını, hikâyelerinizin pür dikkat çoluk çocuk herkesçe dinlenmesini dileriz.
Bayramınızın yaşamdan keyif alarak geçmesini, sevdiklerinizle ayrılırken hoşnut kalmanızı dileriz. Bayramınızın sıcak geçmesini, sağlıklı geçmesini ve yıllar sonra bile güzel duygularla hatırlayacağınız anılarla dolu olmasını dileriz.

iyi bayramlar... iyi turks

Türkiye Posterleri: Karagöz ve Hacivat




Kimine göre çingeneydiler, kimine göre de camii yapımında çalışan iki işçi… Yıktılar perdeyi eylediler viran, gerçekten yaşayıp yaşamadıklarına dair rivayet muhtelif olsa da yüzyıllardır dünyayı kahkahaya boğdular zaman zaman... İki kalas, bir perde, iki boyutlu tasvirler ve bir de mum… Hayalbaz’ın hayalhanesinde ve gölgelerin büyülü dünyasında yaşamaya devam eden çok eğlenceli bir gösteri bu…



İyiturks Bilim: Miral Dizdaroğlu

Hatay'ın Dörtyol ilçesinde 1945'te doğan Prof. Dr. Miral Dizdaroğlu, 1971 yılında Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Kimya Bölümü'nden mezun olarak tamamladığı yüksek öğreniminin ardından doktorasını, Alman Hükümeti bursuyla gittiği Karlsruhe Teknik Üniversitesinde yaptı. 1976 yılında bir süre Türkiye'ye dönen ve doçent unvanı alan Prof. Dr. Dizdaroğlu, Almanya'daki çalışmalarını 1978 yılına kadar Max-Planck Enstitüsünde sürdürdü.
ABD Ulusal Bilimler Akademisi'nin bursuyla 1978'de Boston'daki Natick Araştırma Merkezinde 2 yıl konuk araştırmacı olarak çalışan Prof. Dr. Dizdaroğlu, daha sonra profesör unvanı alarak 1986 yılına kadar Maryland Üniversitesi Kimya Bölümü'nde çalıştı. Prof. Dr. Dizdaroğlu, araştırmalarını bu tarihten sonra geçtiği National Institute of Standarts and Teknolgy'de (NIST) sürdürüyor.
Bilimsel araştırmaları ''oksidatif DNA hasarı ve onarımı ile bunların biyolojik sonuçları ve kanser gibi hastalıklarda oynadıkları rol'' üzerine yoğunlaşan Prof. Dr. Dizdaroğlu, yaptığı araştırmalar ve yayımladığı makalelerle bugüne kadar yüksek prestijli pek çok ödülün de sahibi oldu.

Prof. Dr. Dizdaroğlu, 1989 yılında Amerikan Kimya Derneği tarafından ''Hillebrand Ödülü'', 1993'te TÜBİTAK tarafından ''Temel Bilimler Ödülü'', 2000 yılında Polonya'nın Nicolaus Copernicus Üniversitesi tarafından ''Onursal Doktora'' unvanı, 2001 yılında Türk-Amerikan Dernekleri Birliği tarafından ''Bilimde Üstün Başarı Ödülü'', 2000 ve 2005 yıllarında ABD Hükümeti tarafından sırasıyla ''Gümüş Madalya'' ve ''Altın Madalya'' ödülleri ve 2006 yılında NIST tarafından bugüne kadar bu enstitüde çalışan 1500 bilim insanı arasından sadece 30'una verilen ''NIST Fellow'' ödülü ile ödüllendirildi.

Antik Kentler: Belkis (Zeugma)

Gaziantep İli, Nizip İlçesi'nin 10 km. doğusundaki Belkıs Köyü'nde, Fırat Irmağı kıyısında, Zeugma Antik Kenti bulunmaktadır. Tarih öncesi çağlardan beri kesintisiz iskan gösteren bu yerleşimin önemi, Fırat Irmağı'nın en kolay geçit verdiği iki noktadan birisinde olmasıdır. Zaten "Zeugma" adı da "köprübaşı" veya "geçit yeri" gibi bir anlam taşımaktadır. Günümüzde, üzerinde fıstık ağaçlı yetişmiş bulunan, 3-4 metre kalınlığında toprak tabakasıyla örtülüdür. Yaklaşık 20 bin dönümlük bir arazi üzerine kurulmuş olan bu antik kentin 1/3'ü, su tutulması Ekim 2000'de tamamlanacak olan Birecik Barajı göl alanı altında kalacaktır.
Tarihi
Kent, Hellenistik Dönem'in önemli bir ticaret merkezidir. Bölgenin Roma İmparatorluğu egemenliğine girmesinden sonra, burada "IV. Lejyon" olarak adlandırılan askeri garnizonun yerleşmesi ile kentin önemi artmıştır. Zeugma'da ticaretin ilerlemesiyle sanatsal etkinlikler artmış ve kültürel bir gelişme sağlanmıştır. Antakya'dan Çin'e uzanan ipek yolunun Zeugma'dan geçmesi, Samsat'dan ırmak yoluyla ticaret yapılması, IV. Garnizon'nun burada konuşlandırılması sonucunda, tüccarların kente yerleştiği ve Fırat manzaralı teraslara villalarını yapmış oldukları anlaşılmaktadır. Kentte, gelişmiş bir sınır ticareti ve buna bağlı olarak büyük bir gümrük olmalıdır. İskeleüstü olarak adlandırılan tepede, bir arşiv odasında 65.000 adet mühür baskısının ele geçmiş olması, bu kanıyı güçlendirmektedir. Papirus, parşömen, para torbaları ve gümrük balyalarını mühürlemede kullanılan bu mühür baskıları, Zeugma'da, hem güçlü bir haberleşme ağının, hem de gelişmiş bir ticaretin varlığını göstermektedir.

Türk edebiyatının Wikipediası tanıtıldı

Türk edebiyatının Wikipediası olarak tanımlanan "Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü Projesi" toplantıyla tanıtıldı.
İsen, Türkçe'nin başlangıcından 20. yüzyıla kadarki divan, aşık ve tekke edebiyatına ait şair ve yazarların edebi birikiminin bütününü kapsayacak, bilimsel verilere dayılı bir biyografi sözlük hazırladıklarını bildirdi.
Sözlüğün, titiz bir inceleme ve editörlük aşamasından sonra genel ağ ortamında dünyanın hizmetine sunulduğunu belirten İsen, bu yılın başında başlayan çalışmaların, gelecek yıl tamamlanmasının planlandığını söyledi. Projede, önce madde başı olarak yer alacak isimlerin belirlendiğini anlatan İsen, bu isimlerin editörler tarafından kendi içinde kategorilere ayrılarak her ismin edebiyat tarihindeki konumu ölçüsünde çalışmada yer almasının sağlandığını vurguladı.
Çalışmayla 12 bin 138 şair ve yazar sayısına ulaşılacak
Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü'nde yer alan maddelerin, belirli aralıklarla yeni araştırmalar ışığında güncelleneceğini kaydeden İsen, daha önce de benzer çalışmalar yürütüldüğünü ancak bunun kadar kapsamlı olamadığını söyledi.
"Tezkirelere Göre Divan Edebiyatı İsimler Sözlüğü" adlı çalışmada 3 bin 180 yazar ve şair ismi belirlendiğini, bu çalışmayla sayının 12 bin 138'e ulaşacağını öngördüklerini anlatan İsen, "Daha önce tezkirelerde gündeme gelmemiş ama eserleriyle edebiyat dünyasında var olmuş isimlerin tanıtılarak, bu zengin birikimin kütüphanelerin tozlu sayfalarında kalmaktan kurtarılması amaçlanmaktadır" dedi.

Her Derde Derman Şiir "Dert"

Mart ayı dert ayı derler ya, aslında dertlerin mevsimi sonbahardır. Mevsimin kendine has iç karartıcı durumu, melankolik bakısı yanında tatilin bitmesi, sorumlulukların başlaması bu tercihe kuvvetli dayanak sağlamaktadır.
Yazın rehavetini atamamanın yanında, havalardaki anı değişimlerin tetiklediği sağlık sorunları, iş hayatının sıkıntıları yanında çocuklu ailelerin okul telaşı, kışa yapılan hazırlıklarla birleşince epe bir sıkıntı kaynağına sahip oluyoruz.
Rutine binen bu koşuşturma içinde ruhlarımızı daraltan lodos ve sararıp solan doğa biraz daha ağırlık katıyor omuzlarımızdaki yüke.
Ev bizim için sığınak oluyor. Bir an önce varılıp, dinlenilme hayalleri kurulan mekânlara dönüşüyor. Bu geçiş dönemi için en iyi yapılacak olan şey mümkün olduğu kadar sakinlikte ruhumuzu rahatlatacak keyifli eğlencelere dalmak olacaktır. Sevilen bir film izlemek, kitap okumak, yazmak, müzik dinlemek ve de yürümek. Bizleri rahatlatıp yoğun bir koşuşturma sezonuna dinç girmemizi sağlayacaktır.
Dertlerini biri bin para olmadan onları en azından kafamızda halletmek ve bir yük olarak taşımaktan kurtulmamız gerek. Bunu bazen bir şarkı, bazen bir resim bazense bir şiir ile yapabiliriz. Belki sorunlarımızı tamamı ile çözemeyiz ancak, ruhlarımızda, beynimizdeki ağırlığını hafifletip, çekilir hale getirebiliriz.
Lool Sevgiliye isimli kitapta yer alan "Dert" şiirini okuyunca, bir kez daha anlıyoruz ki sıkıntıları aşmada en önemli adım onların karşısında ezilmemek, alta kalmamaktır. Onları mümkün olduğunca kontrol altında tutup, hafifletmek bizlere çok önemli kolaylıklar sağlayacaktır.
Güzel bir sonbahar dileklerimiz ile bu şiir sizlerle paylaşmak isteriz. Umarız tüm sıkıntılarınızı çözmek kolay ve eğlenceli yollar ile olur. Umarız böyle zamanları güzel hatıralar ile anacak şeylerle geçirirsiniz.
Dert
Dert dediğin ne ki!
Bir kilo alabalık
Bir büyük rakı.
Üç beş saatte biter,
Sonrası herkes eve gider.
Meyhaneci kalır meylerle,
Dertleri dipler bir nefeste.

Sek içer
Erkek adamdır
Su katmaz
Sulandırmaz benim gibi
Heyt... ulan !
Var mı bana yan bakan
Havada uçan
Karada kaçan
Vs...vs...

Heyt...! ulan !, heyt!
Yine de heyt...
Var mı bana bakan yan
Havada uçan
Karada sıçan
Ve, daha neler neler…

Bir kilo alabalık
Bir şişede 70'lik
Na'aber moruk
Haydi herkes evine
Evi olmayan sıçan deliğine.
iyiturks


Uluslararası Eskişehir Pişmiş Toprak Sempozyumu

Tepebaşı Belediyesi’nin bu yıl yedincisini düzenleyeceği Uluslararası Eskişehir Pişmiş Toprak Sempozyumu eski Kurt Kiremit Fabrikası alanında yapılacak açılış töreni ile başlıyor.
Dünyanın farklı ülkelerinden ve Türkiye’den katılan sanatçıların pişmiş topraktan heykeller yaparak Eskişehir’e hediye edeceği sempozyum, bu yıl Prof. Dr. Taciser Sivas anısına gerçekleştirilecek. Sempozyumda pişmiş toprak; sanatsal, sektörel ve bilimsel olarak ele alınacak.
Eskişehir’in tuğla ve kiremit tarihine tanıklık eden eski Kurt Kiremit Fabrikası’nın ilgi çekici atmosferinde gerçekleştirilecek olan sempozyuma dünyaca ünlü terra-cotta sanatçıları katılıyor. Tepebaşı Belediyesi’nin bu yıl konukları, Türkiye’den Meliha Coşkun, Emre Feyzoğlu, Soner Genç, Gökhan Taşkın, Ömür Tokgöz, Veysel Özer, Macaristan’dan Beata Rostas, Almanya’dan Renee Reichenbach ile Amerika Birleşik Devletleri’nden Alexis Gregg ve Tanner Coleman olacak.
Sorkun ve Kınık gibi yerel çömlekçiliğin yapıldığı yörelerden üreticiler, cam takı ve süs eşyası, lületaşı, seramik üreticileri ve çeşitli el sanatları ürünlerinin satıldığı stantlar açacaklar. Bu yıl düzenlenecek sergilerde ise, Anadolu Üniversitesi Öğretim Üyeleri, Öğrencileri ve Mezunları Sergisi, Tepebaşı Belediyesi Özdilek Sanat Merkezi Ürün Tasarımları Sergisi, İbrahim Demirel Pişmiş Toprak Eserleri Sergisi halkla buluşacak.
Sempozyumlarda bugüne kadar 6 bilimsel kitapta toplam 300 makale yayınlandı. Geleceğe ışık tutan kaynaklar, literatüre önemli bir akademik birikim kazandırdı. Bu sene 3 gün sürecek sunumlarla 35 makale yayınlanacak.
Sempozyumun açılışı, 9 Eylül Pazartesi günü saat 18.00’de her sene olduğu gibi İsmet İnönü Caddesi Eski Kurt Kiremit Fabrikası’nda hazırlanan alanda düzenlenecek. Açılıştan hemen sonra, aynı yerde saat 20.00’de Yeni Türkü bir konser verecek. Sempozyum boyunca düzenlenecek diğer konserlerde ise Ferhat Göçer ve Hakan Aysev-Ümit Zileli sahne alacak. Tüm etkinlikler halka açık ve ücretsiz olarak düzenlenecek.

Emin olmak I

Bir düşünün: Kaç kere bir başkasıyla, çatışan inanışlarınız sebebiyle, yapıcı veya yıkıcı, sonu gelmeyen bir tartışmaya girmişsinizdir? Kaç kere bir başkasının anlam veremediğiniz ve size göre açıkça yanlış olan bir fikirde direttiğine tanık olmuşsunuzdur? Peki ya kaç kere çok emin olduğunuz bir konuda bir başkasını ikna etmek için kırk takla atmışsınızdır? Kaç kere savunduğunuz fikrin nasıl olur da bir türlü anlaşılmadığına şaşmışsınızdır? 
Hemen hemen hepimiz için, her bir sorunun cevabının, değil bir, iki elin parmaklarını rahatlıkla geçtiğini tahmin ediyoruz. Bunun sebebi, her bir bireyin (ve topluluğun) sorgu sual kabul etmeyen, sarsılmaz, "mutlak" fikir ve inanışlara sahip olması. 
Etrafımıza şöyle bir bakmamız yeterli; fark etmek işten değil. Anneler-babalar, arkadaşlar, patronlar; din, siyaset, medya, hukuk, eğitim, daha nicesi ve hatta kimi çalışmacılara göre bilim bile kuvvetle inanılan, bu, sözde mutlak gerçekliklerle dolu. Peki neden? İnatçılık mı, kibir mi, zihinsel bir zorluk mu, yoksa başka bir sebebi mi var? 
Amerikalı nörolog ve yazar Robert A. Burton bu sorunun peşine düşüyor ve oldukça ilginç bir yere varıyor. Gelin, bugün onu takip edelim. Bir bilim insanının peşinden, bilim üzerinden konuşacağımız için ve az önce bilimi de sözde mutlak gerçeklikleri olanlar arasında sıraladığımızdan, devam etmeden önce bir parantez açalım: 

Astronomide benzeri olmayan girişim

Nötron yıldızları üzerinde yaptığı çalışmalarıyla astronomi alanında araştırmalarına devam eden Türk astrofizikçi Bülent Kızıltan, uluslararası bir astronomi konsorsiyumu hayata geçirdi. Araştırmacı olduğu ABD’nin Harvard ve MIT Üniversiteleri’yle, Avrupa Uzay Ajansı (ESA) ve Fransa Uzay Ajansı (CNES)’ten bilim insanlarının yer aldığı konsorsiyum, çalışmalarına başladı. Projenin mimarı olan Kızıltan, çalışmaları hakkında ntvmsnbc’ye konuştu.

Harvard-Smithsonian Astrofizik Merkezi ve Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nde araştırmacı olan Dr. Bülent Kızıltan, uluslararası alanda ilk olma özelliği taşıyan bir astronomi konsorsiyumu kurdu. Yaklaşık bir yıl süren çalışmaların ardından hayata geçirilen konsorsiyum, bilimin farklı alanlarında yer alan insanları bir araya getirerek, bilimin alt dalları arasındaki sınırları ortadan kaldırmayı, böylece yeni fikir ve projeler ortaya koymayı planlıyor.

Milyon Euro bütçeli konsorsiyumun proje yöneticisi olan Kızıltan, ntvmsnbc’ye yaptığı açıklamada ‘merak bazlı projeler’ üreteceklerini belirtirken, Türk araştırmacılara ve Türkiye’den kurumsal katılımlara da her zaman açık olduklarını belirtti.

Kurduğunuz konsorsiyumun başlangıç noktası ve altında yatan düşünce nedir?
Bilim yaparken kendi alanlarımızda çok özelleşiyoruz. Bu özelleşmenin iyi yanlarından bir tanesi, oldukça derinlemesine ve çok temel anlamda sorgulama yapmamız için odaklanmamızı sağlaması. Ancak bir dezavantajı olduğunu da söylememiz gerekiyor: Bu özelleşmeler, bazen resmin genelini görmemizi engelleyebiliyor ve farklı alanlardaki gelişmelerden haberdar olunamıyor. Amacımız, hayatımızı ve Uzay’a bakışımızı etkileyebilecek konuların konuşulabileceği disiplinler arası etkileşimler için bir platform oluşturmak. Yani bir gökbilimci olarak bir doktorla, bir felsefeciyle, hatta bir müzisyenle bir araya gelip ne gibi çalışmalar yürüttüğümüzü ve birlikte neler yapabileceğimiz konusunda fikir alışverişinde bulunmak. Bu tür etkileşimlerin koordineli bir platformda yapılmasının daha verimli olacağını düşünüyorum. Son iki yıldır Harvard ve MIT’de haftada bir günümü başka alanlardan uzmanlarla bir araya gelmek icin ayırıyorum ve yaşanan etkileşimden ortaya çok güzel fikirlerin çıktığını görüyorum.

Türkiye Posterleri:Zeugma





Bizim Belkıs Köyü aslında… Şimdinin gözyaşlarını geçmişin ihtişamıyla örten bir antik kent… Büyük İskender’den Roma’lılara Çin ve Fırat arasındaki geçit. Anlamı da buradan geliyor zaten. Mozaikleri kurtulsa da Zeugma kurması gereken köprüyü tam anlamıyla kuramadı gelecekle arasında…




Evliya Çelebi ve Ölümsüzlük Suyu

Yapımcı Cengiz Özdemir, 15 yıllık hayalini gerçekleştirdi ve Evliya Çelebi'nin hikayesini animasyon çizgi film olarak beyaz perdeye aktardı. Eylül'de vizyona girmesi planlanan çizgi filmin senaryosu Uğur Uzunok ve Murat Menteş'e ait. Evliya Çelebi'yi ise Haluk Bilginer seslendiriyor.
Kültür A.Ş. eski Genel Müdürü Cengiz Özdemir, Miniatürk gibi projelere imza atmıştı. Şimdi ise 'Evliya Çelebi ve Ölümsüzlük Suyu' animasyon sinema filminin yapımcısı olarak karşımıza çıkıyor. Özdemir Türkiye'nin animasyon konusunda iyiye gittiğini ve Hollywood ile yarışabileceğimizi söylüyor.
Evliya Çelebi ve Ölümsüzlük Suyu projesi nasıl ortaya çıktı?
Başrolünde İstanbul olan bir film yapmak 15 yıllık hayalimdi. Kültür A.Ş. Genel Müdürü iken İstanbul'u markalaştırmak için iki büyük proje öneriyordum; Uluslararası standartlarda bir sinema filmi yapılması ve dünyaca ünlü olacak bir İstanbul romanı yazılması. Hatta her konuşmamda dile getirirdim bu iki konuyu. Dan Brown'ı İstanbul'a bir getirsek, gerisini İstanbul halleder zaten, derdim. Bu yıl her iki hayalim de gerçekleşti. Dan Brown son kitabı Cehennem'de İstanbul'u kendi bakışıyla dünyaya anlattı. Biz de Evliya Çelebi ve Ölümsüzlük Suyu animasyon sinema filmiyle İstanbul'u dünyaya seyrettireceğiz.
İstanbul'u içine dahil eden çok proje var. Yapımcıların İstanbul'a olan ilgisi değişti mi?
İstanbul muhteşem bir şehir. Daha önce Mimar Sinan konulu bir belgesel çektik. Hem Orta Doğu hem de Avrupa televizyonlarında yayınlandı. Kültür Bakanlığımızın Sinema Genel Müdürlüğü çok çaba harcadı ama nihayet Hollywood da bu muhteşem şehri keşfetti. Artık İstanbul'da daha fazla büyük bütçeli film çekiliyor. Hatırlıyorum da yıllar önce sinemaya gönül vermiş birkaç arkadaşımla, Truva filmi ülkemizde çekilsin diye ne uğraşmıştık. Şimdi Lost'un yapımcısı Ra'uf Glasgow gelip İstanbul'un dehlizlerinde film çekmek istediğini söylüyor. Hatta bu yaz Çanakkale'de Anzaklarla ilgili bir film yapmayı planlıyor. Nerden nereye geldik…
Siz neden animasyon yapmayı tercih ettiniz?
Biz, biraz değişik bir şey yapalım dedik. Filmimizde İstanbul ilk kez bu ölçekte modelleniyor.
Mısır'dan İstanbul'a
Daha önce İstanbul ile ilgili animasyonlar yapıldı mı?
Japonlar Marmaray ile İstanbul'dan birkaç sahne gösteren bir animasyon film yapmışlardı. Ayrıca yine dünyaca ünlü Assassin's Creed oyununun bir bölümü İstanbul'da geçiyor. Ve İstanbul anime edildiğinde ortaya fantastik bir tablo çıkıyor. Biz tarihi yarımadadan Galata Kulesine, İstiklal Caddesinden İstanbul Boğazına, reel İstanbul'u modelledik ki, seyirci için muhteşem bir görsel şölen olacak.

WHO Türkiye'yi Bir Numara Yaptı

Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) önceki gün açıklanan  Küresel Tütün Salgını 2013 raporunda Türkiye’nin sigarayla mücadelesinden övgü ile söz ediliyor.  Örgütün tütün kontrolü için belirlediği 6 hedefi gerçekleştiren tek ülke Türkiye.
Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), Küresel Tütün Salgını 2013 Raporu'nda tütünle mücadele için gerekli 6 hedefin tamamını ilk kez ve tek gerçekleştiren ülkenin Türkiye olduğunu açıkladı. Önceki gün Panama'da yayınlanan raporda, Türkiye'nin sigara ile mücadelesine, bu konuda attığı adımlara ve gerçekleştirdiği yasal düzenlemelere geniş yer verildi. Türkiye en son TBMM'de, tütün reklamlarıyla ilgili marka paylaşımı ve marka yerleştirme ile ilgili kanun maddesini geçirmişti. Ayrıca sigara paketlerinin üzerindeki uyarı yazı ve resimleri de yüzde 65'in üzerine çıkarılmıştı. Uzmanlar ilk kez Dünya Sağlık Örgütü'nün bir sağlık programında Türkiye'yi dünyaya örnek gösterdiğine dikkat çekiyor. DSÖ'nün 4 hedefini gerçekleştiren ülkeler ise Brezilya, Panama ve İran oldu.
DSÖ'nün, MPOWER ismini verdiği 6 hedef, dünyada tütün kontrol politikası olarak en etkili 6 politikanın baş harflerinin kısaltmasından oluşuyor. Dünya nüfusunun yaklaşık üçte birine denk gelen 2,3 milyar kişi MPOWER hedeflerinden en az biriyle korunuyor. En büyük başarı halka açık işyerlerinde ve toplu taşıma araçlarında sigara yasağının 32 ülkede uygulanmaya başlanmasıyla sağlandı. Son 5 yılda sigara bırakma yardım işlemleri 500 milyon insana ulaştı. Sadece 4 ülkede toplam 85 milyon kişi, ücretsiz sigarayı bırakma hattı ve ücretsiz sigara bırakma desteklerinden yararlandı. Son 5 yılda 20 ülkede sigara paketlerinde zararlarına ilişkin uyarı yayınlandı ve 657 milyon insana sigaranın zararları bu yolla ulaştırıldı. Ulusal medya kampanyası ile tütünle mücadele uygulamasına dünya nüfusunun yarısını oluşturan ülkelerinin beşte biri katıldı. Ulusal tütün kontrol programını izlemek için sadece 6 ülke hükümet nezdinde organizasyon kurarak personel görevlendirdi.

Tütün Kontrol Çerçeve Sözleşmesi'ne imza atan 176 ülkenin tütünle mücadelesinin değerlendirildiği raporda, her yıl yaklaşık 6 milyon insanın tütüne bağlı hastalıklar nedeniyle öldüğü ve yarım trilyon dolarlık ekonomik zarara neden olduğu belirtildi. Tütün Kontrol Çerçeve Sözleşmesi uygulanmazsa bu yüzyılda dünyada 1 milyar insanın sigaraya bağlı sebeplerden öleceği kaydedildi. Raporda, herhangi bir ülkede tütün kontrolü programı kurulabilmesi için etkili siyasi yapı veya yeterli gelir seviyesi olması gerektiğine dikkat çekiliyor. Raporun sonuç bölümünde, dünya nüfusunun üçte ikisinin henüz tütüne karşı koruma politikalarından yararlanamadığı vurgulandı.
İşte 6 Ana Hedef
DSÖ'nün, MPOWER ismini verdiği 6 hedef, dünyada tütün kontrol politikası olarak en etkili 6 politikanın baş harflerinin kısaltmasından oluşuyor.
 1-Tütün vergi ve fiyatlarını artırmak,
 2-Tütün reklam, tanıtım ve sponsorluğunu yasaklamak,
 3-Toplumun tamamını pasif sigara dumanı etkileniminden korumak,
 4-Toplumun tamamını tütün tehlikeleri konusunda uyarmak
 5-Sigarayı bırakmak isteyenlere yardım etmek
 6-Tütün salgını ve koruyucu uygulamaları titizlikle izlemek

İşte mutluluk IV

Birkaç haftadır, iş ve mutluluğun birbirini dışlayan hayat alanları olduğuna yönelik miti tartışıyor, "akış deneyim”ine elveren koşullar sağlandığı takdirde çalışırken mutlu hissedebilmenin mümkün olduğunu, hatta ideal durumlarda, işin, mutluluk için bir fırsat sunduğunu söylüyoruz. 
Devam etmeden önce "akış deneyimi"nden ne kast ettiğimizi kısaca hatırlatalım: Pozitif psikoloji ekolünün önemli isimlerinden Mihaly Csikszentmihalyi'ye göre "akış", kişinin o anda yaşadığı sürece tamamen kendini kaptırdığı; düşünceyle eylemin ve kişiyle çevrenin birbirine iyice yaklaştığı; keyfin, kendiliğindenliğin ve odağın bir arada var olduğu bir içsel deneyim. Csikszentmihalyi'ye göre, kültür, yaş, cinsiyet, eğitim seviyesi, ve hatta yapılan iş fark etmeksizin, insanlar sıklıkla mutluluğu bu özelliklerle karakterize bir yaşantı olarak betimliyor. 
Sonuçtan ziyade sürece odaklanmak, mevcut zamana yönelik ve net hedefler belirleyebilmek, zamanında ve tercihen işin kendisinden geribildirim alabilmek, kişisel kapasite ve işin zorluk düzeyinin dengede olması, yoğun konsantrasyon, "şimdi ve burada" olmak ve kişinin yapabileceğinin en iyisini yapmaya odaklanması, "akış" deneyimine olanak sağlayan başlıca unsurlardan. Csikszentmihalyi'nin vurguladığı üzere, bu unsurların bir kısmına dahi olsa alan tanıyan işler, bireylerin mutluluğuna katkıda bulunuyor. 
Bazı okurların "Hani, nerede o işler?" dediğini duyar gibiyiz. Gerçek şu ki, "akış" deneyimine önem veren ve mutluluğa katkıda bulunan çalışma hayatlarının varlığı, ütopik olmamakla birlikte, epeyce sınırlı. Başka bir deyişle, gerçekdışı değiller, ama olağandışılar. Bununla birlikte, gerek geçmişin gerekse bugünün çalışma koşullarını düşündüğümüzde, "gerçekdışı" gelmeleri oldukça anlaşılır. 

Ramazanda Sağlıklı Beslenme Önerileri

Sıcak havanın olumsuz etkilerinden korunmak ve aç kalınan uzun saatlerde sağlığı korumak için uzmanların önerilerine kulak vermekte fayda var. Dâhiliye Uzmanı Dr. Özgür Mollaoğlu, Ramazan’da dikkat edilmesi gerekenler hakkında şu bilgileri veriyor: "Birçok kişi sahura kalkmadan oruç tutmaya çalışmaktadır. Bu, açlık süresinin uzamasına, artan sıcakla birlikte kan şekerinin düşmesine, konsantrasyon güçlüğü, baş ağrısı ve yorgunluk hissine neden olmaktadır. Sahurda hafif bir kahvaltı, az tuzlu sebze yemeği ya da zeytinyağlı tercih edilebilir. Ayrıca, protein içeriği ve tok tutucu etkileri nedeniyle süt ve yumurta önerilir. Beyaz ekmek kan şekerini hızlı yükseltip daha çabuk açlık hissine neden olacağı için, kepek ya da çavdar ekmeği tavsiye edilir. Sıcak ve nemli havalar nedeniyle artan sıvı kaybını ise bol sıvı tüketimi ile dengelemek gerekmektedir.
İftar Yemeğine Çorba İle Başlayın
Uzun süreli açlık sonrasında iftarda normalde yenilen miktardan ve çeşitlilikten daha fazlasının yenmemesine dikkat edilmelidir. İftara bir dilim ekmek ve bir kase çorba ile başlanması, su içilmesi ve 20 dakikalık bir ara verilerek ana yemeğe başlanması önerilmektedir. Ağırlıklı olarak zeytinyağlı yemekler tercih edilmeli, et ve tavuk ise ızgara şeklinde tüketilmelidir. Günlük vitamin ihtiyacı için bol yeşil yapraklı sebze yenmesi önemlidir. Tatlı olarak şerbetli ve hazmı zor tatlılar yerine az şekerli sütlü tatlılar tercih edilmeli, meyveler yemekten en az 1 -2 saat sonra tüketilmelidir. Günlük sıvı alımı sıcaklarda daha da önemlidir. İftarla sahur arasında en az 2-2.5 litre su tüketimine özen gösterilmelidir.
Oruçluyken Bayılma Riskine Dikkat
Oruç tutulan dönemde sıvı kaybı ile birlikte halsizlik, kas krampları, çarpıntı, ateş çıkması gibi bulgular görülebilir. Harcanan su karşılanmazsa tansiyon düşmesi ve bayılma gözlenebilir. Sıvı kaybı ile birlikte direkt güneş ışığına maruz kalınırsa sıcak çarpması tablosu da gelişebilir.
Ağır Egzersiz Yerine Yürüyüş
Oruç tutan kişiler, eğer bir zorunluluk yok ise, çok sıcak havalarda dışarıya çıkmamaya özen göstermelidirler. Eğer dışarı çıkılacaksa sabah erken ya da akşamüstü saatler tercih edilmelidir. Açık havada çalışan oruçlu kişilerin doğrudan güneş ışığından kaçınmaları, özellikle bol ve açık renk giysiler tercih etmeleri önerilir. Yemekten sonra ağır egzersizden kaçınılması bunun yerine yemekten 1 saat sonra 30 dakikalık yürüyüş yapılması uygundur.
Kronik Bir Hastalığınız Varsa…

Beyni Kullanma Kılavuzu

Son yıllarda hükümetlerden bilim insanlarına, pazarlamacılardan tıp camiasına dek herkes beyni daha iyi anlamaya çalışıyor. İşte beyni etkin biçimde kullanmak için birkaç öneri...
1.Beyniniz her zaman bir depo gibi çalışır. Telefon numarası gibi kısa bilgileri veya geçen yıl doğum gününde neler yaptığınız gibi uzun ve yoğun bilgi içeren anılarınızı depolar. Bilgileri kaydedin, hatırlayın ve gözden geçirin. Bu sayede güçlü bir hafızaya sahip olacağınız gibi, unuttuğunuz birçok bilgiyi de yeniden canlandıracaksınız. Hatıralarla dolu hayatınızdaki  her şey beyninizde depolanırken, size de bu depoyu kullanma şansı doğacak. Değerlendirin!
2.Beyin sadece bilgi depolayan mekanik bir yapı değildir. Kalple bağdaştırılan hislerin merkezi de beyindir. Duygular, motivasyonlar, umutlar, korkular, heyecanlar... Hayat tecrübelerinize bağlı olarak korkacağınız nesne veya olayları yine beyninizin size yolladığı sinyallerle belirlersiniz. Bu sinyalleri kontrol etme gücü size aittir. Keşfedin!
3.Gereksiz bir bilgi, beyinden kolayca atılabilir; önemli gördüğünüz deneyimler hayatınız boyunca size yardımcı olur. Zaman içinde edindiğiniz bilgilerin önemini fark edin ve bunları değerlendirin. Beyninizin sunduğu bu imkânı değerlendirdikçe zekânız da gelişmiş olur. Geliştirin!
4. Hedefinizi bir piramit olarak düşünün ve bu piramidin en tepesine sizin için en önemli şeyleri koyun. İleride nasıl biri olup nasıl anılmak istediğinize karar verin. Amaç belirlemek, kendinizi kodlamak, stratejik düşünmek, yol haritanızı çizmeye benzer. Öncelik sıralamanıza göre zaman yönetimi geliştirin. Öncelik sıralamanız tamamen sizin elinde. Düşünün!
5. Düzenli spor veya haftada bir terleyecek kadar yapılan spor, ruhu toparlar. Aynı zamanda olumlu düşünmenize de yardımcı olur; beyninizi geliştirir ve genç tutar. En sevdiğiniz sporu belirleyin. Spor yapın!
6. Zihinsel egzersizler, beyinde sinirsel bağlantı havuzunu zenginleştirir. Beyinde bağlantı sayısını en çok artıran faktörler; yorum yapmak, tekrar yapmak, yeni şeyler öğrenmek, yeni deneyimlere açık olmak, alışkanlıkları terk ederek rutini değiştirmektir. Zorlayın!
7. Mutluluk parfüm gibidir; kendinize sürmeden başkasına bulaştıramazsınız. Yürüyebilmek, konuşabilmek, ağlayıp gülebilmek bile başlı başına birer mutluluk kaynağıdır. Küçük şeylerle mutlu olmak yine sizin elinizde. “Az ye, az uyu, az konuş.” felsefesini ilke edinin. Her şeyde ölçülü olmak beyin dostudur.  Basit olun!

Türk kızı Elif Bilgin büyük ödüle koşuyor

Elif Bilge'nin çalışması Google Bilim Fuarı’nda binlerce proje arasından sıyrılarak 15 Global Finalist’ten biri olmaya hak kazandı ve popüler bilim dergisi Scientific American'ın “Science in Action” ödülünün de sahibi oldu.
İstanbul’da yaşayan 16 yaşındaki Elif, 2 yıl boyunca muz kabuğundan biyoplastik üretmek için çalıştı. Tam 10 farklı yöntemi başarısız olsa da yılmayan Elif son iki denemesinde amacına ulaştı ve elektrik yalıtımında kullanılabilecek malzemeyi muz kabuğundan üretmeyi başardı.
Google Bilim Fuarı için yürüttüğü bu proje ile Elif, ABD’de yaklaşık 168 yıldır her ay yayınlanan popüler bilim dergisi Scientific American’ın “Science in Action” ödülünün sahibi oldu.
“Neredeyse herkesin evinde bile yapabileceği bir şey” dediği buluşuyla derginin bu yılki yarışmasında birinci olan Elif'in yarışma maratonu burada bitmiyor. Elif Bilgin Scientific American'ın yarışmasından elde ettiği birincilik ile binlerce proje arasından sıyrılarak, Google Bilim Fuarı’nda (Google Science Fair) 15 Global Finalist’ten biri olmaya hak kazandı.
Büyük Ödül İçin Yarışmaya Devam

Yolculuk

Bazen bir şeyler yazmak için, bir şeyler okumak için, bir şeyler dinlemek için çağrışımlar tetikler bizi. Hiç aklımızda yokken bizi farklı yerlere doğru itekler. Çocukların saf bir heyecan ile annelerinin elini tutup,  bir şey göstermeye çekmesi gibi.
Yine böyle bir çağrışım bir şiire doğru çekti bizi, romantik bir heyecan ile. Yağmurun damlasının yüzümüze düşmesi ile kıpırdayan yüreğimiz, canlanan yaşama sevincimiz gibi bizi sürükledi.
İçimdekiler isimli internet sitesinde Erdal Kaplanseren’in “Gece Otobüsü” isimli yazısı, bizi Sevgiliye doğru dingin bir yolculuğa çıkardı. Yazıdan bir parça paylaşmak isteriz:
“Bir gece otobüsüne bindiğimizi hayal et. Birkaç şehir birden geçerek São Paulo’ya varıyoruz. Bilmem kaç gün kalıyoruz bu muhteşem şehirde.
Oradan yine otobüsle Santa Caterina’ya giderken bu şarkı çalıyor radyoda. İncecik bir sigara sarıp yakıyorsun, otobüsün penceresi yarıya kadar açık. Dışarıda zifiri karanlık. Sen pencereden dışarıyı seyrediyorsun, ben seni. Rüzgarın taradığı ince telli saçlarını.
Omzumda uyuyorsun, saçlarında deniz kokusu. Sabaha karşı Santa Caterina’da açıyorsun gözlerini. Oradan derme çatma bir katamaranla ver elini Buenos Aires! Brezilya’dan Arjantin’e geçmek, bundan daha güzel olamazdı. 
Bizde bu otobüse bindik, fonda çalan müzik ile beraber kendi yolculuğumuza çıktık. Kim bilir kaçımız böyle bir yolculuğu tamamlamış, kaçımız ise hayali ile yaşamaktayız. Hepimiz aslında bir yolculuktayız, farkımız vardıklarımz, varamadıklarımız.  İşte bizim yolculuğumuz;