550 Tarihi Vekil! Ülkeniz Size Bu onurlu görevi verdi


Bir seçim dönemi daha sona erdi. Ülkemizin büyük bir çoğunluğunun katılımı ile binlerce  vekil adayı milletimizden ülkemizin sorunlarına çözüm bulmak ve yönetmek için yetki isteyerek 550 tanesi bu onura erişti.

Savaşlar, yoksulluklar ve iç sorunlar nedeni ile onlarca yıldır kalkınma mücadelesi veren ülkemiz insanları Dünyanın gelişmiş Ülkelerini yakalamak adına nice zorluklar ile başa çıktı. Ülkemizin hiç bir insanı birbirinin hakkını gaspetmek, insanlık onurana zarar vermek ve de en önemlisi birbir canına kastetmek gibi bir niyet içinde değildir.

Tüm yaşanan olumsuz tecrübeler toplumda öne çıkan, yöneticilik, liderlik yapan kişi ve kuruluşların başarız uygulamaları ve toplumsal onaya dayanmayan tercihleri sonucudur. Yoksa beraber her zorluğa direnen Ülkemiz insanları onun adına yanlış kararlar alanlar olmadığı sürece birbirine omuz vermekten başka bir düşünce taşımaz.

Dünyanın, özelliklede yakın çevremizde var olan savaşlar, krizler, belirsizlikler bizlere hayal edilmemeyecek güzelikleri getirebilecek fırsatları sunarken, Ülkemizin yetki ve güç sahipleri bunu kendi çıkar ve hırsları uğruna heba etmemelidir.

Millet adına doğrudan veya dolaylı yoldan yetki almış her kurum ve kişi zaman kayıp etmeden Ülkemiz adına insanlarımıza Huzuru, refahı ve barışı getirecek adımları bir an önce atmalıdırlar. Kavga ve çözümsüzlükler yüzyıllardır gerikalmışılık, düşmanlık ve Kendi Ülkesini yönetememe dışında hiç bir sonuç doğurmamıştır. Bunun örnekleri Iraktır,Afganistandır, Ortadoğudur en yakınmızda olanlar.

Ey Ülkemizin öne çıkan Önderleri, Yöneticileri, Güç sahipleri! 70 Milyonluk bir Ülkenin Refahı ve Huzuru sizlerin elindedir. Bu sizlerde olan bir ayrıcalık değil, kutsal görev ve vebaldır. Haziran 2011 seçimleri ile Milletten vekalet alan 550 Değerli vekilimiz, görevinizi unutmayın ve Ülkemize sizden beklenilen Huzuru getirin. Hem siz hemde Ülkemiz rahata ersin ve bunun keyfini sürmeye başlasın. 

İnşallah bu tarihi görevi başarı ile yerine getirerek Hakettiğiniz övgüye mazhar olursunuz. 

iyiturks

Ayder Yaylası'nda ateşli çiftlere uyarı

Rize'nin Çamlıhemşin İlçesi Ayder Yaylası'nda daha önce uyguladığı sıra dışı kurallarla gündeme gelen otelin işletmecileri, gülümseten kurallara yenilerini ekledi.

Otelin girişindeki patika yola ve otelin çeşitli bölümlerine konulan tabelalardaki yeni kural listelerinde, ’Tepmek toynaklı hayvanlara mahsustur, horon tepilmez vurulur’ ve ’Uyy ile başlayan Daa ile biten sevimsiz şive taklidi yapmayın’ gibi yeni kurallara yer verildi, bir diğer uyarıda da ahşap katlarda ses izolasyonu olmadığı hatırlatılarak, "Ohh derseniz yan odada duyulur. Ateşli çiftlere önemle duyurulur" denildi.

Ayder Yaylası’na hakim bir noktada patika yoldan yürünerek ulaşılan ve Fransızca’da ’Dağ Evi’ anlamına gelen adıyla Oberj Otel’in sıradışı kurallarına yenileri eklendi. 3 yıl önce uygulamaya koyduğu kuralları ile gündeme gelen otelin yeni kuralları hem otele konulan, hem de otele giden patika yol üzerine dizilen tabelalarla duyuruldu. Otele giden patika yolugirişine asılan tabelada, ’Tepmek toynaklı hayvanlara mahsustur, horon tepilmez, vurulur’, ’Yemesini bilen söylemesini de bilmeli’, ’Mıhlama değil Muhlama’, ’Yöre insanı İstanbul Türkçesi’ni çok iyi anlar. Uyy ile başlayan Daa ile biten sevimsiz şive taklidi yapmayın" gibi genel uyarılar yer aldı.

Bir diğer tabelada, ’Dur yolcu hiçbir şey için geç değil, yol yakınken oda anahtarını iade edin’ yazıldı. Kısa bir yürüyüş ardından otele gelen konuklar ise, resepsiyonda, merdivenlerde, odalar ve tuvaletlerde de kurallar listeleri ile karşı karşıya kaldı. Tuvalet girişinde, ’Klozet kapağını kaldırmadan işeyen beylerin şeyi kopsun inşallah’, restoran girişinde, ’Çay neskafe ücretsiz ve self servistir. Kendin alırsan beleş, bizden istersen parayla’, merdivenlerde de ’Katlara ayakkabı ile çıkılmaz diyorsak bir bildiğimiz var dimi’ gibi ilginç uyarıların yer aldığı tabelalar dikkat çekti.

Oberj Otel’in genel kurallar listesi ise şöyle:

Robot Olimpiyatları İstanbul'da...

Türkiye’de olimpiyat, dünya futbol ya da Avrupa kupası şampiyonaları olsa ortalık nasıl ayağa kalkacaksa; Robot Olimpiyatları da öyle olmalı aslında. Ama çoğumuz 15 yıldır yapılan Robot Olimpiyatları’nın ne olduğundan, bu yıl İstanbul’da yapıldığından Türkiye’nin bu yıl sekiz takımla katıldığından, hatta iki kez birincilik aldığından bile bihaberiz

Futbol temalı Robot Olimpiyatları, bu yıl 5-11 Temmuz’da İstanbul Fuar Merkezi’nde yapılacak. Bu yıl 15’incisi düzenlenen olimpiyatların ilki 2007’de Japonya’da düzenlendi. Yapay zeka araştırmacıları, geliştirdikleri teknolojileri uygulayacak bir alan bulabilmek ve diğer yapay zekacıların yaptıklarıyla kıyaslamak için bir problem ortaya attılar. “Robotlar nasıl futbol oynar?” sorusundan yola çıkarak, herkesin ilgisini çeken futbol konusunda yapay zeka araştırmalarına başladılar. Aslında, robot bilimcileri motive eden en büyük olay, Deep Junior adlı robotun, dünyanın en ünlü satranç ustası Kasparov’u satrançta yenmesiydi. O günden sonra yapay zekacılar, satrançla yetinmeyip, futbola da el attı ve bugün 15’incisi yapılan RoboCup 2011 Olimpiyatları’na kadar işi götürdüler.

2002’ye kadar Robocup Olimpiyatları’nın ana teması futbolken, Kobe’deki büyük depremden sonra, arama kurtarma robotları için de kolları sıvadılar. Bugün Robot Olimpiyatları’nda futbol ve arama kurtarma robotları farklı alanlarla yarışıyor. İlk yıl katılımcı ülke sayısı 11’ken zamanla 40’a çıkması, yapay zeka alanında çalışan mühendisler arasında büyük bir rekabet olduğunu gösteriyor.


RoboCup Olimpiyatları, aslında ilk yapıldığı gün büyük bir iddiayla ortaya çıktı: 2050’de, o yılın şampiyonu insan milli takımına karşı, robotlardan oluşan bir futbol takımı çıkarmak ve maçı FIFA kurallarına göre oynayıp kazanmak. Başlangıçta sadece 2050 belirtilmişken, mühendisler 2006’da tam tarihi verdiler; 17 Temmuz 2050 Pazar.  Hatta, olimpiyatlara ev sahipliği yapan Boğaziçi Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Levent Akın’ın gözlerimin büyümesine neden olan bir iddiası daha var: “2050’de robot teknolojisinde çok büyük bir gelişme olacak. Robotlar, insanlardan farklı olmayacak. Takımların insan mı robot mu olduğunu formalarından ayırt edebileceksiniz.”


Bu yılki RoboCup’a 40 ülkeden 1500’e yakın robot katılıyor. Ülkeler adına üniversiteler ve liseler yarışıyor. Türkiye sekiz takımla temsil edilecek. Üniversiteler kategorisinde ev sahibi Boğaziçi üç, İTÜ iki, Yıldız ve ODTÜ birer takımla, liseler kategorisindeyse, İzmir TAKEV Anadolu ve Fen Lisesi yine birer takımla Türkiye’yi temsil edecek.

Erkin Koray bugün 70. yaşını kutluyor... Nice Yıllara

“Kızları da Alın Askere”, “Anma Arkadaş”, “İlahi Morluk”, 'Yağmur”, “Silinmeyen Hatıralar”, “Mesafeler”, “Şaşkın”, “Komşu Kızı”, “Fesuphanallah”, “Arap Saçı”, “İlla ki”, “Yalnızlar Rıhtımı”, “Ankara Sokakları” ve “Çöpçüler” ve “Akrebin Gözleri” ve niceleri... Onlar, bir rock çınarının, herkesin “Erkin Baba”sı Erkin Koray'ın yıllardır dillerden düşmeyen şarkıları... Sevenlerinin yanı sıra “bu şarkıların da babası” Erkin Koray bugün 70. yaşını kutluyor... Şarkıları 7'den 70'e hemen tüm müzikseverlerce neredeyse ezbere bilinen Erkin Koray, 24 Haziran 1941'de İstanbul'da doğdu.
İstanbul Belediye Konservatuarında piyano öğretmeni annesinden aldığı derslerle başladığı müzik yaşamında, daha 1950'li yıllarda Alman Lisesi öğrencisiyken kurduğu dört kişilik grubuyla salonların altını üstüne getiren bir Erkin Koray... 60'lı yıllarda okuldan mezun olmuş, askerliğini tamamlamış, omuzlarına kadar dökülen uzun saçları, turuncu-siyah renkli geniş paçalı pantolonuyla sahnede yerinde duramayan, Hard Rock tarzı müziğiyle gittiği ortamları sarsan bir Erkin Koray...

Fark Yaratanlar: Hayrettin Karaca ve Nihat Gökyiğit


"Fark Yaratanlar" programının 16 Haziran Perşembe günkü konuğu 1992 yılında Türkiye Erozyonla Mücadele, Ağaçlandırma ve Doğal Varlıkları Koruma Vakfı’nı (TEMA) kurarak Türkiye’ye çevre bilincini aşılayan Hayrettin Karaca ve Nihat Gökyiğit.

Türkiye’de kara yüzeyinin yüzde 90'ında gerçekleşen erozyonun oldukça önemli bir kısmı tarım alanlarında yaşanıyor. Ülkemizde erozyon nedeniyle meydana gelen toprak kaybının en temel nedeni ise amaç dışı tarım arazisi kullanımı ve hatalı tarım teknikleri gibi insanın doğaya müdahalesi…  Buradan hareketle “Türkiye Çöl Olmasın” diye yola çıkan ve TEMA Vakfı’nı kuran Karaca ve Gökyiğit, toprak kaybına karşı mücadele veriyorlar. Türkiye'nin dört bir tarafını dolaşarak, daha yaşanabilir bir Türkiye için 20 yıldır ağaçlandırma ve erozyonla mücadele çalışmaları yürütüyorlar.

Hayrettin Karaca ve Nihat Gökyiğit önderliğinde kurulan TEMA Vakfı, bugüne kadar 66 ayrı ağaçlandırma projesinde; Çevre ve Orman Bakanlığı, Askeri Birlikler, kamu kurumları ve gönüllülerin desteğini alarak yaklaşık 3.570 hektar alanda 4 milyonun üzerinde fidan dikti. Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrolü Genel Müdürlüğü’nce tesis edilen Hatıra Ormanı sahalarında, 1,5 milyona yakın fidanın dikilmesi ve yaşatılmasını sağladı.

Karaca ve Gökyiğit’in, çevre konusundaki çalışmaları nedeniyle Türk üniversitelerinden almış oldukları fahri doktorluk unvanları; ulusal ve uluslararası sayısız ödülleri bulunuyor.

Tahammül !

Her tarafta öfke, her tarafta kavga, her tarafta gürültü. Evde, işte,Sporda, sanatta, siyasette, köylerde, kasabalarda, illerde, ülkelerde. Sanki insanlar kudurmuşcasına saldırgan ve tahammülsüz. Bu nasıl bir yaşam, bu nasıl bir dünya. Güzel sözler, güzel yüzler, güzel insanlar nerede. Bu kadar kavga, bu kadar gerilim çıkartacak nedenleri nerelerden buluyoruz. Yaşam ve Dünya ellerimizin arasından kayıp gidiyor. Bizlere ne oldu? Hiç kimse farkında değilmi? Tolerans, anlayış, saygı, sevgi, dinleme, muhabbet nerede? Bu kadar öfkeli ve tahammülsüz insan nasıl oluyorda gündemimizi belirleyip dünyamızı yaşanmaz bir hale getiriyor. Nasıl da yok oldu medeni insan! Halbuki konuşacak, paylaşacak o kadar mutluluk, eğlence,üzüntü ve sıkıntı var. Bu gürültü, bu kargaşa, bu anlaşılmaz ateş ne zaman yok olacak? Ey Dünyaya hükmetmeye çalışan insan oğlu nedir bu kibir, kendini beğenme ve başkalarına değer vermeme hali...

Sakin bir Dünya, Saygılı bir hayat bekliyoruz. Yaşamın her alanında öne çıkan, öne çıkarılan her bir kişi ve kurumdan bunu bekliyoruz. Yaşamın tadını alarak , insanı duygularla huzuru ve mutluluğu istiyoruz ve diliyoruz...

Unuttun mu Beni?


Sezen Aksu'nun geçmişe bırakacağı yeni güzelliklerden biri bu şarkı. Son kasetinde yer alan "Unuttun mu Beni? " isimli şarkının melodisi içine işliyor dinleyenin, tekrar tekrar dinleyesi geliyor ruhun. Dinlendiriyor ve yavaş yavaş uzaklara götürüyor bizi... Dışımızdaki suskunluk içimizde sakin bir melodiye dönüşerek yolculuğa çıkarıyor bizi. Burada sözlerine yer verdiğimiz şarkıyı bir an önce dinlemenizi tavsiye ederiz.



Unuttun mu beni, her şeyimi?
Sildin mi bütün izlerimi?
Hiç düşmedim mi aklına?
Hiç çalmadı mı o şarkı?
O sahil, o ev, o ada
O kırlangıç da mı küs bana?

Sanırdım ki aşklar ancak
Filmlerde böyle...

Ben hâlâ dolaşıyorum avare
Hani görsen, enikonu divane
Ne yaptıysam olmadı, ne çare
Unutamadım, gitti!

Ey aşk! Neredesin şimdi?
Sen de mi terk ettin beni?
Ne hata ettiysem, affet!
Büyüklük sende kalsın, e mi?
Sen de olmazsan eğer,
Batar artık bu gemi

Ben hâlâ dolaşıyorum avare
Hani görsen, enikonu divane
Ne yaptıysam olmadı, ne çare

Unutamadım, gitti!

Cüneyt Çakır "Elit Kategori"ye yükseldi

 

FIFA kokartlı hakemlerimizden Cüneyt Çakır tarihi bir başarı göstererek, UEFA tarafından en üst kategori olan "Elit Kategori"ye yükseltildi.

Avrupa'nın en iyi 25 hakeminden biri olan Cüneyt Çakır, bulunduğu 1. kategoriden bir üste yükselme başarısı gösteren tek Avrupalı hakem oldu. Çakır bundan sonra Avrupa Şampiyonlar Ligi, Avrupa Şampiyonası ve Dünya Kupası finallerinde düdük çalabilecek.

1976 doğumlu olan Cüneyt Çakır, hakemliğe 1994 yılında başladı. 2001 yılında Üst Klasman Hakem olarak Spor Toto Süper Lig'de düdük çalmaya başlayan Çakır, 2006'da FIFA kokartı taktı. Cüneyt Çakır, 146 maçla faal hakemler arasında Spor Toto Süper Lig'in en çok maç yöneten hakemi.

2007'deki U19 Avrupa Şampiyonası'nda düdük çalan Çakır, 2009'daki U21 Avrupa Şampiyonası yarı final ve Nisan 2010'da UEFA Avrupa Ligi'nde yarı final rövanş maçı yönetme başarısı gösterdi. Cüneyt Çakır, 2010-2011 sezonunda 4'ü milli maç, 3'ü Şampiyonlar Ligi olmak üzere 11 uluslararası maç yönetti.  
Cüneyt Çakır ayrıca 29 Temmuz'da Kolombiya'da başlayacak U20 Dünya Şampiyonası'nda görev alacak 6 Avrupalı hakem arasında yer alıyor.

Çakır: "Türk hakemliğinin başarısı"

Avrupa'nın en iyi 28 hakemi arasında yer almanın çok gurur verici olduğunu belirten Cüneyt Çakır, "Özellikle son yıllarda yapılan uluslararası düzeydeki eğitimler sayesinde hem ben hem de diğer arkadaşlarım Türk hakemliğinin adını duyurmaya başladık. Umarım daha da önemli başarılara imza atarız.
Elit Kategoriye yükselmemde başta Başkan Mahmut Özgener olmak üzere TFF Ailesine, Oğuz Sarvan başkanlığındaki MHK camiasına, Onursal Başkanımız Şenes Erzik'e özel teşekkür ederim. Ayrıca 2 yıldır düzenli bir işbirliği içinde bulunduğum Jaap Uilenberg ve Larsen'in de önemli katkıları oldu. Gece gündüz bir arada olduğumuz ve zorluklara göğüs gerdiğimiz tüm hakem arkadaşlarıma, hakem hocalarıma, verdikleri pozitif enerji nedeniyle futbol camiasına ve ailemin karşılıksız desteklerine şükran borçluyum" dedi.

Başkan Özgener: "Cüneyt Çakır'ı yürekten kutluyoruz"

Cüneyt Çakır'ın Türk hakemliğinin gelmiş geçmiş en önemli başarısına imza attığını belirten TFF Başkanı Mahmut Özgener, "Cüneyt Çakır, hem bizlere hem de futbol ailesine tarifsiz bir mutluluk ve gurur yaşattı. Kendisine harcanan emeklerin karşılığını fazlasıyla verdi. Gelecek yıllarda diğer hakemlerimizden de yeni başarılar bekliyoruz" dedi.
Cüneyt Çakır'ı tebrik eden MHK Başkanı Oğuz Sarvan da Şubat 2008'de başlattıkları yapılandırma ve Türk hakemliğine sistem kazandırma çalışmalarının meyvesini görmekten dolayı çok mutlu olduklarını belirtti. Sarvan, bu başarıda 2009 yılında gerçekleşen UEFA Hakem Konvansiyonu tam üyeliğinin önemli katkısı olduğunu söyledi.

O, Avrupa'da final oynuyor, Türkiye'nin haberi yok

Farkında mısınız bilmiyorum ama...

Bu hafta sonu bir Türk'ün çalıştırdığı takım, Fransa'da şampiyonluk maçına çıkıyor..

Bu Türk'ün adı; Erman Kunter..
Gazeteler, televizyonlar ''Sahte'' transfer haberlerinden geçilmiyor.


Bir gün Messi geliyor (!)
Ertesi gün Ronaldo (!)
Barcelona'nın takım halinde Türkiye'ye transferi de yakındır (!)
Ancak geçen sene de Fransa Ligi'nde Cholet takımıyla şampiyonluk yaşayan ve bu cumartesi yine şampiyonluk maçına çıkacak olan Kunter'den tek satır haber dahi yapılmıyor..
Bu nedenle sarılıyorum telefona, bu başarılı hoca ile Cholet-Nancy finalini konuşuyorum..
Ancak bu söyleşiyi sizlere nakletmeden önce biraz eskilere dönmem gerek..
Erman Kunter benim 30 yıllık arkadaşım..
Ben gazetecilik yaparken, o basketbol oynuyordu..
Kendisiyle yaşadığım yüzlerce anı var..
Bu anıların arasında bir tane tatsız bir olay bile yok..
Örneğin;
Bir tanesinde..
1990'lı yıllar.. Ben Sabah Gazetesi'nde çalışıyorum.. Boş zamanlarımızda gazetenin biraz ilerisindeki kahveye okey oynamaya gidiyoruz.. Okey kadrosunda halen Sabah Gazetesi'nde spor yazarlığı yapan Levent Tüzemen ile bir arkadaş daha var.. Erman ise antrenmandan gelip 4'üncüyü tamamlıyor..
Oyun başlıyor.. Erman'da acayip bir şans var..
Her seferinde açıyor.
Bakıyoruz olacak gibi değil, kendi aramızda işaretleşerek ''Taş çalmaya'' karar veriyoruz..
Bir-iki derken, bir ben okey atıyorum, bir Levent Tüzemen..
Sonunda Erman Kunter ''Başlarım ulan sizin şansınıza.. Taş mı çalıyorsunuz?'' diyerek, masadan kalkıyor..
Erman ile ne zaman konuşsak, her seferinde bu olayı da hatırlatıp bana takılıyor:
-''Beni anca taş çalarak yendiniz..''
Telefonu çeviriyorum, ''Hocam selam nasılsın?'' diyorum..
Okey olayını hatırlattıktan sonra ilk sözü, ''Final öncesi kara büyü mü yapmaya karar verdin?'' oluyor..
Sonra başlıyoruz laflamaya..
İlk sorumu, ''Ya hocam şunun şurasında 2 gün sonra Fransa Basketbol Ligi'nde final maçına çıkacaksın, Türkiye'de tek satır haber bile olmuyorsun. Neden?'' diye soruyorum..
Cevabı şöyle oluyor;
-''Ne yapayım Meriç.. Sen benim yapımı biliyorsun.. Türkiye'de herkesi tek tek arayıp, 'Biliyor musunuz bu hafta benim çalıştırdığım Cholet, Nancy ile şampiyonluk maçına çıkıyor.. Bunu haber yapın' diyemem ben.. Yapacak olan yapar zaten..''
Soru-cevap kısmına geçmeden önce bir konuya açıklık getirmek zorundayım;
Fransa Basketbol Birinci Ligi'nde sistem bizimkine benzemiyor.. Çeyrek final ve yarı final karşılaşmaları 3 maç üzerinden. Yani 2 maçı alan turu geçiyor. Orası tamam. Ama final karşılaşması tek maç.. O da her sene başkent Paris'in 17 bin kişilik ünlü spor salonu Bercy de oynanıyor.. O maçı kazanan şampiyon oluyor.. Erman Kunter geçen senede yine Cholet takımıyla bu salonda 17 bin seyirci önünde şampiyonluğa uzanmıştı..
Bu bilgiden sonra fazla meraklandırmadan soru-cevap kısmına geçiyorum;
-Türkiye’den bu final için arayan, ya da gelen var mı?..
-''Finale sadece kızım ile basketbolcu Hüseyin Beşok gelecek.. Hüseyin aradı geçen gün. 'Ben final maçını izlemeye geleceğim' dedi.. Hepsi bu.. Ancak biliyorsun Türkiye'de ertesi gün seçim var.. Oy, moy işleri. Bir de hayat pahalandı.. Kim nasıl gelsin ki?..''
-Final Avrupa'nın hemen hemen her ülkesinde 3-5 ya da 7 maç üzeriden oynanırken neden Fransa'da tek maç?. Adaletsiz olmuyor mu?.
-''Bunların sistemi bu.. Bu maçı 17 bin kişilik salonda oynatıyorlar.. Biletleri, 20-40 ve 68 Euro'dan satıyorlar. Aynı zamanda bir TV kanalı da finali yüksek ücret ödeyerek yayınlıyor.. Mesela şu an hiç bilet kalmadı.. Sadece bu finalin gişe geliri 500 bin Euro. Bir basketbol finali için korkunç bir rakam bu.. Bütün ülke günler boyu bu finali konuşuyor.. Ben adamların bu sistemi değiştireceğini düşünmüyorum.. Sen şimdi düşünsene. Fenerbahçe ile Galatasaray final oynuyor ve tek maç.. 17 bin kişilik salonda 17 bin polis olur.. Yani buranın sistemi, oraya uymaz..''
-Sizin taraftarınıza ayrılan yer ne kadar?
-''Bizim kulüp final maçına kişi başı 70 Euro'ya otobüs kaldırıyor.. Bu fiyatın içine gidiş-dönüş, 20 Euro'luk maç bileti dahil. Ayrıca bir kaşkol bir de tişört verirler.. Belki bir de giderken ve dönerken birer sandviç.. 70 civarında otobüs kalkacak kulüp binasının önünden.. Bizim taraftarın 4 bin civarında olması bekleniyor..''
-Nancy taraftarı ne kadar olur?..
-''Onlar da ayrı bir şehir. Paris dışından gelecekler.. Onların da bizim kadar taraftarı olur.''
-Cholet ile Paris arası ne kadar?.. Kaç saat sürüyor?.
-''4 ya da 4.5 saat..''
-Maç saat kaçta oynanacak?..
-''Buranın saati ile 17.05, Türkiye Saati ile 18.05.''
-Türkiye'den yayınlayacak, ya da bu final maçını yayınlamak isteyen bir kanal var mı?..
-''Nerdeeeee.. Futbol falan olsa yayınlarlar belki. Sadece Anadolu Ajansı'nın burada yaşayan bir muhabiri var. O gelir takip eder, belki haber de yapar.. Basketbol bizim ülkede hikaye.. Bak bu sene yurt dışında benden başka antrenör var mı?.. Ya da oyuncu.. Bugün Fransa Basketbolu diyorsun, sadece NBA'de 11 oyuncu var. Avrupa'nın çeşitli ülkelerinde bir sürü Fransız oynuyor.. Futbol desen ona keza. Adamların 39'u Premier ligde olmak üzere yurt dışında oynayan futbolcu sayısı 200.. Sende kim var?. Sadece Tuncay Şanlı. O da oynuyor mu, oynamıyor mu belli değil.. Kimse bana Nuri Şahin, Hamit Altıntop demesin. Alman alt yapısı onlar..''
-Seni yine çok dolu gördüm.. Patlamaya hazır gibisin?.
-''Yok ben alıştım artık bu işlere.. Ben 2010'da burada yılın antrenörü seçildim. 2011'de yine yılın antrenörüyüm. Basketbol Federasyonu'ndan bir Allah'ın kulu arayıp tebrik etmedi. Sadece Lütfi Arıboğan aradı.. Ama o da biliyorsun eski basketçi olmasına rağmen Futbol Federasyonu'ndan..''
-Geçen sezon başta Efes Pilsen olmak üzere bir çoğu kulüpten teklif vardı. Bu sene bir şey var mı?.
-''Benim Cholet'le bir yıllık daha sözleşmem var.. Şu an için teklif de gelse gitmeye niyetim yok..''
-Bir ara Fransa Basketbol Milli Takımı için adın geçiyordu..
-''Doğrudur geçti.. Şimdi önümüzde bir Avrupa Şampiyonası var.. Takımın başında da bir antrenör var. Eğer başarısız olursa benim ismimin yüzde yüz yeniden gündeme gelmesi kaçınılmaz.''
-Peki kabul eder misin böyle bir teklif gelse?.
-''Şu an sadece final maçına odaklıyım.. Öyle bir teklif gelirse, onu, o zaman düşünürüm..''
-Döneyim tekrar cumartesi günkü finale. Nancy nasıl bir takım?.
-''Nancy iyi bir takım.. Bu sezon onlarla iki kez oynadık.. Birini biz 10 sayıyla, birini onlar 11 sayı farkla kazandılar.. Kaldı ki bu takım son 7 sezonun 5'inde final oynamış, birinde şampiyon olmuş. Ortada bir maç yani..''
-Son olarak söyleyeceğin bir şey var mı?
-''Türkiye'deki medyaya sesleniyorum.. Biraz yurt dışındaki Türkler'in haberini yapsınlar.. Bak önceki gün Fransa Ümit Milli Basketbol Takımı, bizim Türk Milli Takımı'nı 68-57 yendi. Burada başta L'Equipe gazetesi olmak üzere hemen hemen her yerde bunun haberi vardı. Ama Türkiye'de hiç bir gazetenin böyle bir maçtan haberi yoktu..  L'Equipe gibi büyük bir gazete her gün bir sayfasını ülke dışında oynayan sporculara ayırıyor.. Bizde var mı?. Maalesef yok..

Meriç Tunca Hürriyet

Yerçekimini yanına aldı yılın girişimcisi oldu


Devrim Arabaları filminden etkilenerek ‘Çelebi Türk’ adını verdiği taşıma sistemiyle girişimcilik ödülü kazanan Elazığlı Hikmet Koşar’ın projesi, ilk olarak Türkay adı verilen tekerlekli sandalyede uygulanacak.

Elazığlı makine teknikeri Hikmet Koşar, ‘Çelebi Türk taşıma sistemi’ ile NTV’de yayımlanan ‘Bir fikrim mi var?’ girişimcilik yarışmasında birinci oldu. 25 yıldır sanayi için makine üreten ve 10 yıldır Elazığ vergi listesinde ilk 100’de bulunan Koşar’ın geliştirdiği sistem, her türlü taşıta uygulanıyor, güç ve yakıt sarfiyatı sağlıyor.

Koşar, yarışmayı prototip bir otomobille kazansa da sistemin ilk olarak tekerlekli sandalye üzerinden piyasaya sürülmesini planlıyor. 4 yıldır bu proje üzerinde çalıştığını anlatan Koşar, “Engellilere öğretmenlik yapan arkadaşım Hüseyin Doğan, bu fikri anlattı. Bunu uygulayabileceğimi söyledim. ‘Sen benden daha delisin’ dedi, ama onun fikrine inandım. Çalışmalara başladım” dedi.
Koşar sistemin çalışma şeklini şöyle anlattı:  “Bu sistem insan, petrol, güneş, enerji sistemlerinin hareket alanına uygulanması. Aslında yer yüzünde var olan bir sistem. Bir yerden diğerine giderken yerçekiminden kaynaklı olarak potansiyel enerjiyi hareket enerjisine çevirmek gerekiyor. Tabi yerçekiminin karşısında yer alındığı için ekstra enerji ve güç gerekiyor. Biz tekerlek üzerine yerleştirdiğimiz kola bir açı verdik. Ağırlık merkezi değiştirildiği için tekerler o yönde hareket ediyor. Böylece yerçekimini karşımıza değil yanımıza alıp ona direnmediğimiz içinde enerji ve güçten tasarruf ediyoruz. Normalde 10 birimlik bir enerji harcanaksa bu sistemle 1 harcanıyor.”

95 km hız yapıyor
Sistemi taşıta uygulayarak kazandıkları bu sistemin ATV, golf arabası gibi her türlü sistemde akü başta olmak üzere her tür enerji tipiyle kolayca uygulanabileceğini anlattı. Prototipin 3.5 saniyede 95 kilometre hıza çıktığını anlatan Koşar, “Finalde sunduğumuz model 100’ün üzerinde sürat yapabiliyor” dedi.
Çelebi Türk’ün çalışma şeklini sanayicilere anlatamamaktan şikayetçi olan Koşar, “Zamana ve farklı görüşe karşımücadele eden Devrim Arabaları filmi beni derinden etkiledi. Özellikle Necip karakterinin söylediği ‘Türkiye’de hiçbir başarı cezasız kalmaz’ repliğini kendi yaşadıklarımla özdeşleştirdim. Tek istediğim bu projeye destek olunması. İster Türk ister yabancı olsun. Sistem sonuçta insanların yararına. Şimdi isteğim bir şey var. O da Devrim’i üreten mühendislerden adaşım Hikmet Bey’le tanışmak” dedi.
İnandığı şeyler üzerinde çalışırken pes etmediğini anlatan Koşar, “Bu yarışmayı görünce internetten başvurdum. Prototiple elemeleri geçtim. Sonra 3 bin kişinin arasından 80’e kaldım. Ali Sabancı prototipe benimle beraber bindi. Gördüğünde ‘bu iş olmuş’ dedi” diye konuştu.

Uzmanlardan destek
NTV için prototip aracı inceleyen Ford Otosan Ürün Geliştirme Müdürü Barış Şenyener, “İlginç bir mekanizma kurulmuş. Güzel bir denge yakalanmış. Bu haliyle kendi içinde başarılı. Hedeflerin ölçülmesi lazım. Ufak araçlar için daha anlamlı olabilir” dedi.
İTÜ Makina Fakültesi’nden Prof. Murat Ereke ise, “Orijinallik tekerlek askı sisteminde. Bir kriko gibi çalışıyor” yorumunda bulundu. Ereke İTÜ olarak kendilerinden projelendirme konusunda destek istenirse geri çevirmeyeceklerini de söyledi.

Türkay’lar özgür olsun diye...
Yarışma kurallarına göre, sistemin seri üretime uygun olması gerekiyor. Bu nedenle 10 günde engelliler için akülü sandalye yaptığını ifade eden Koşar şöyle konuştu: “Engelli bir kardeşim var. Bir engelliyle yaşamak sizin hayata bakış açılarınızı değiştiriyor. Hem onu hem de onunla yaşayanları düşünüyorsunuz. Türkiye’de en ucuz akülü sandalye 2.700 TL. Ben bin TL’ye mal ettim. Amacım büyük kârlar değil, engellilerin yaşamını kolaylaştırmak.”
Türkay adlı engelli sandalyesinin isminin Elazığ’daki engelli bir kızın ismi olduğunu ifade eden Koşar, “Bu yıl ortak bulabilirsem seri üretime geçeceğim. Bulamazsam kendim Elazığ’da üretim bandı kurarak yılda 500 adet üretim yapacağım” diye konuştu.
Normal akülü sandalyelerin 3-4 saat dayanabildiğini anlatan Koşar, “Türkay 14 saat çalışıyor. Aküsü bittiğinde el yardımıyla da kolayca hareket ettirilebiliyor. Engelliler evlerinden uzaklaşarak, dar alanlara bağımlı kalmadan gezebiliyor.. Ayrıca piyasadaki sandalyeler 12 derece eğimi tırmanabilirken, Türkay 30 derecelik eğimi tırmanabiliyor. Manevra ve hareket kabiliyetinden dolayı arkasına eklenecek seleyle iki kişi de gidebilecek” dedi.

Milliyet

Edebiyatın İzinde Adalar


MARTILARIN EŞLİK ETTİĞİ PÜFÜR PÜFÜR BİR VAPUR YOLCULUĞUNUN SONUNDA, İSTANBUL ADALARI’NIN MİMOZA VE EDEBİYAT KOKAN SOKAKLARINDA ERKEN BAHARI KARŞILAMAYA NE DERSİNİZ?
Vapur henüz Adalar’a yaklaşırken bile Yazar Akşit Göktürk’ün “Ada” adlı kitabındaki sözlerine hak verir insan: “Yaşamın büyük bir yarış halinde sürdüğü dünyada hızla akan zamanın, adada sınırlanmasıyla duran zamana dönüşmesi, insana rahat bir soluk aldırır.” Derken vapur ilk iskeleye, yani Kınalıada’ya yanaşıverir.
Bir zamanlar İstanbullu entelektüellerin önemli buluşma mekânlarından biri olan Kınalıada’da iskelenin karşısındaki Sirakyan Konakları, ada mimarisinin zarafeti konusunda bir ipucudur. Jarden Yolu üzerindeki Çınaraltı Meydanı, pek çok şair ve yazarı ağırlamayı sürdürür. Sanatçı ruhlara ilham dağıtan güzelliğiyle ünlü Ayazma Koyu’na ulaşmak için ise ormanlık tepeleri aşmak gerekir. Kimler yoktur ki, adanın mimoza kokulu sokaklarını arşınlayanlar arasında?
Şair Can Yücel, Fecr-i Ati Edebiyatı’nın önemli kalemlerinden Fazıl Ahmet Aykaç ve 21. yüzyılın en önemli Ermeni şairleri arasında gösterilen Zahrad (Zareh Yaldızcıyan). Vapurun uğrayacağı ikinci iskele, Burgazada’dadır. İskele karşısında sıralanan sahil kahveleri, sakinliğiyle kalem erbaplarını kendine çeker.
Burgazada aşığı edebiyatçıların en ünlüsü olan Sait Faik Abasıyanık’ın adadaki evi bugün müze olarak kullanılır. Ünlü yazarın satırları eşliğinde Kalpazankaya’ya yürümek ise Burgazada’ya özgü klasiklerden biridir. İskeleden yarım saatlik bir yürüyüş ya da 15 dakikalık fayton yolculuğuyla ulaşılabilen Kalpazankaya, çam ağaçlarının gizlediği küçük bir koydur.
Sait Faik’in sık sık vakit geçirdiği koyda, Sivriada ve Yassıada manzaralı kır lokantaları da vardır. Her iki yanda yüz yıllık ahşap konakların sıralandığı Gönüllü Caddesi de adanın edebi güzelliğine yakışır bir gezinti yeridir. Burgazada’dan kuş uçumu mesafedeki Heybeliada, mehtaplı gecelerinin güzelliğiyle tanınır. Nobel Ödüllü yazarımız Orhan Pamuk’un “hayatımda çok önemli bir yere sahip oldu” dediği ada, ismini heybeyi andıran görünümünden almıştır.
Biraz ilerideki Değirmen Sokağı takip edince Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın dört katlı müze evine ulaşılır. Ünlü yazarın bisikletiyle gezmeyi çok sevdiği caddenin devamı, adanın en güzel sahillerinden birine çıkar. Aziz Nesin’in dünyaya geldiği, Nezihe Meriç’in öğretmenlik yaptığı, Ahmet Rasim’in ebediyete erdiği adanın gizli hazinelerinden biri Çamlık Koyu’dur. Son durağımız Büyükada ise ziyaretçilerini zarif iskelesiyle karşılar. İstanbul ve Adalar üzerine yazdığı kitaplarla tanınan Çelik Gülersoy’e göre de İstanbul’un en güzel iskelesi budur.
Saat kulesinin yükseldiği çarşı meydanını faytonlar, bisikletçiler, dondurmacılar ve küçük dükkânlar çevreler. Meydanın sağındaki Nizam Caddesi’nin adını, Abdülhak Şinasi Hisar’ın Ali Nizami Bey’in Alafrangalığı ve Şeyhliği romanının kahramanından aldığı söylenir. Aynı cadde üzerinde evi olan Recaizâde Mahmut Ekrem’in Araba Sevdası adlı romanını yazarken ada faytonlarından esinlenmediğini kim iddia edebilir?
Aya Nikola Kilisesi’ni biraz ilerisinde, Sedef Adası’nın tam karşısındaki iki katlı bahçeli bina ise Türk edebiyatının ünlü kalemi Reşat Nuri Güntekin’in uzun yıllar yaşadığı evdir. Biraz ileride denize bir dil gibi uzanan görünümünden ötürü Dilburnu adı verilen çamlık alanın karşısındaki Heybeliada, muhteşem manzarayı tamamlar.
Adada, günbatımının en iyi izlenebildiği yer olarak anılan Dilburnu’nun güzellikleri şiirlere şarkılara konu olmuştur. Tarihçi yazar Ahmet Refik Altınay’ın yazdığı “Yine bu yıl ada, sensiz içime hiç sinmedi; Dil’de yalnız dolaştım hep, gözyaşlarım hiç dinmedi” sözleriyle başlayan şarkısı, buranın romantik atmosferini özetler. Burnun güney kıyısındaki ormanlık yamaç, Âşıklar Tepesi olarak anılır. Halit Ziya Uşaklıgil’in Aşk-ı Memnu romanında, Nihal ve Behlül’u kavuşturduğu tepe, çam iğnelerinden kolyeler, papatyalardan taçlar yapmayı özleyenleri bekler.
“Babaannem adalıydı. Henüz 15 günlükken Adalar’ın havasını solumaya başladım. Ada sokaklarında büyüdüm. İnsanın 2 ila 9 yaş arası yaşadıkları bir daha silinmemek üzere hafızasına kazınır. O yıllarda, adadaki evimizin yakınlarında bir değirmen vardı. Sabahları penceremi açtığımda onun sesini duyardım. Sonraki yıllar onu susturdular. Hâlâ onun sesini özlerim. O döneme ait bütün sesler hafızama yer etmiş. Rum komşumuzun pencereden yayılan sesi, faytonların nal ve çıngırak sesleri...” (Manzaradan Parçalar kitabından. ORHAN PAMUK)
Skylife Haziran 2011