İlk yerli üretim haberleşme test uydusu

İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Arı Teknokent ve TÜRKSAT Uydu Haberleşme Kablo TV ve İşletme A.Ş arasında, ilk yerli üretim haberleşme test uydusu üretimi için anlaşma imzalandı.İTÜ Üniversitesi Rektörlük Senato Odası'nda düzenlenen imza töreninde konuşan TÜRKSAT Genel Müdürü Dr. Özkan Dalbay, TÜRKSAT Ara Uydu Projeleri kapsamında “Haberleşme amaçlı TÜRKSAT-3USAT Uydusu”nun, İTÜ ARI Teknokent tarafından üretilmesi ve testlerinin İTÜ laboratuvarlarında yapılmasının öngörüldüğünü belirterek, bu çalışmaların geçen 50 yıl içerisinde, özellikle de son yıllarda büyük ivme kazandığını söyledi.

Dalbay, navigasyon sistemleri, televizyon yayıncılığı ve elektrik üretimine de yol açan güneş enerjisi kaynaklı teknolojilerin kullanılabileceği en önemli alanın uzay olduğunu anlatarak, “Önümüzdeki 50 yıl içerisinde bu alanın çok daha hızlı ve geniş bir şekilde kullanılacağı, ülkeler ve toplumlar açısından çok kritik bir rol üstleneceğini bugünden görüyoruz” diye konuştu.

Ulaştırma Bakanlığı ve TÜRKSAT'a, Türkiye'de yerli haberleşme uydusu tasarımı yapılması, bu konuda araştırma ve geliştirme faaliyetleri gösterilmesi, insan gücü yetiştirme görevinin verildiğini kaydeden Dalbay, bu görev kapsamında yaklaşık 4 yıldır TÜRKSAT'ın bir ekip oluşturarak yerli haberleşme uydusu tasarımına başladığını bildirdi.

Dalbay, tasarım kapsamında, değişik kuruluşlarla da işbirliği çalışmalarının yürütüldüğünü ve çalışmaların başında da büyük yerli haberleşme uydusunun üretimiyle ilgili Savunma Sanayi Müsteşarlığı ve Türk Havacılık Uzay Sanayi ile sürdürülen işbirliğinin olduğunu vurguladı.

Üniversitelerin ve akademisyenlerin de çok geniş bir şekilde bu projeye katılmasının önemine değinen Dalbay, geçtiğimiz yıl Türkiye'de ilk defa üretilen ve halen kullanımda olan gözlem uydusunu uzaya İTÜ'nün yolladığını vurgulayarak, üniversite ve TÜRKSAT'ın güzel bir çalışmasının örneğini bugün atılan imza ile neticelendireceklerini ifade etti.

Dalbay, projenin toplam maliyetinin 1 milyon Türk Lirasını geçmeyeceğini söyleyerek, esas maliyetin bilgi birikimine harcandığını ve bilgi ücreti almayan İTÜ'ye teşekkür ettiklerini kaydetti.

İTÜ Rektörü Prof. Dr. Muhammed Şahin de, bu noktaya kolay gelinmediğini belirterek, üniversitelerinin geçen yıl ilk Türk Küp Uydusu'nu yaptığını, arkasından da uydular ile ilgili çok geniş araştırmaları olan Japonya'dan bir teklif aldıklarını dile getirdi.

Japonya'daki uydu haberleşmeleri ile ilgili çalışma yapan birim tarafından kurulan uluslararası konsorsiyumdan Türkiye adına davet aldıklarını belirten Şahin, yerli üretim haberleşme test uydusunun devamının da geleceğini söyledi.

TÜRKSAT Genel Müdürlüğü sahipliği ve desteğindeki proje çalışmalarının, ARI Teknokent A.Ş yürütücülüğünde İTÜ ve TÜRKSAT mühendisleri tarafından yapılacağını ifade eden Şahin, bundan sonra da daha kapsamlı ve daha büyük uydular geliştirmek için ülke adına aday olduklarını dile getirdi.


Açıklamaların ardından, 2011 yılı sonunda yörüngesine fırlatılması beklenen ilk yerli üretim haberleşme uydusu olan 3USAT'ın üretimine ilişkin, Rektör Şahin, TÜRKSAT Genel Müdürü Dalbay, TÜRKSAT Genel Müdür Yardımcısı İbrahim Öz ve ARI Teknokent Yönetim Kurulu Başkanı Ertuğrul Kurdoğlu arasında anlaşma imzalandı.

A.A

Türkiye'nin ilk güneş enerjisi ile çalışan aracı seri üretime hazırlanıyor


Adıyaman Üniversitesi Teknoloji Fakültesi tarafından geliştirilen ve İstanbul otomobil fuarında da yoğun ilgi gören ilk yerli güneş enerjisi ile çalışan araçlar seri üretime hazırlanıyor. Güneş olduğu sürece yakıt maliyeti sıfır olan araçlar, gece de gündüz depoladığı güneş enerjisi ile 150 km gidebiliyor.
 2 aydır deneme amaçlı olarak kullanılan ve şimdiye kadar 200 km yol kat eden araçların seri üretimi için işbirliği önerenlere, üniversite tarafından 'Adıyaman'da üretim yapılması' şartı koşuluyor.
Adıyaman Üniversitesi Teknoloji Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Turhan Koyuncu başkanlığında 2 ay önce kamuoyuna tanıtılan Fırat ve Commagene isimli iki araca dünyanın çeşitli yerlerinde siparişler gelmeye başladı. Başbakan Tayyip Erdoğan'ın girişimleri ile MÜSİAD'ın İstanbul CNR Uluslararası Fuar Alanı'nda sembol olarak giriş kapısına yerleştirilen otomobillere Kamerun'dan bile bine yakın sipariş geldiğini ifade eden Dekan Prof. Dr. Turhan Koyuncu, "Gördüğümüz bu ilginin ardından seri üretime geçerek maliyeti düşürmek için çalışmalara başladık. Seri üretim için işbirliği tekliflerini değerlendiriyoruz” dedi. 


Üretim Maliyeti 10-15 Bin Liraya Düşecek
Ürettikleri iki otomobilin de tamamen Adıyaman Üniversitesi Teknoloji Fakültesi tarafından tasarlandığını ve Ankara'da OSTİM'de üretildiğini söyleyen Koyuncu, "Kapısından, aynasına kadar her parçası fakültemiz tarafından üretildi. Bu araçları işler hale getirebilmek için 210 bin lira yatırım yaptık" dedi. Dünyada güneş enerjisi ile çalışan araçlar için yapılan projelerin 1-2 milyon doları  bulduğunu da hatırlatan Koyuncu, "Biz eğer seri üretime geçebilirsek bu maliyeti daha da azaltabiliriz. İlk aşamada araçların maliyeti 10-15 bin lira olacak. Daha sonra bu maliyetin azaltılması hedefleniyor" dedi.

Dünyada İlk
Fırat isimli otomobili ve Commagene isimli minibüsü 1 yıllık tasarım sürecinin ardından geçtiğimiz Eylül ayında üniversite bünyesinde kullanmaya başladıklarını belirten Koyuncu, "Fakültemiz tarafından üretilen bu araçlar dünyanın ilk trafiğe kayıtlı  güneş enerjisi ile çalışan aracı olma ünvanına sahipler. Dünyada da daha önce bu konuda üretilen araçların hepsi gösteri amaçlı ve sadece tek kişilik araçlardı. Biz ise ürettiğimiz bu araçları siyah plakayla trafiğe kaydettik.Minibüsü üniversite ile Tıp fakültesi arasında servis olarak, otomobili ise makam aracı olarak siyah plaka kullanıyoruz" dedi.

Araçlar Her Bölgede Kullanılabilir
Araçların güneş olduğu sürece yakıt maliyetinin sıfır olduğunu söyleyen Koyuncu,
"Adıyaman'ın 38 yıllık güneş enerjisi verimini değişimini hesaplayarak üretim yaptık. Bu tür çalışmalarda önemli olan temel mantığı ortaya koymaktır. Gerektiğinde  bölgeye göre değişiklik yapılabilir. Bizim şimdi kullandığımız araçları Gaziantep'te Adana'da kullanabilirsiniz ama Rize'deki güneş yoğunluğu her zaman yeterli olmayabilir. Bu tür sorunlar seri üretime geçildiğinde aşılacaktır" dedi.

Evde Şarj Edilebilir
Güneş enerjisini elektrik enerjisine çevirerek çalışan Fırat ve Commagene aynı zamanda da birer elektrikli araç. Bu  sayede güneşli olmayan günlerde araçları ev tipi elektrik ile de şarj etmek mümkün. 1 buçuk liralık elektrik ile 100 km gidebilen araçlar, düz yolda saatte 55 km hıza ulaşabiliyor. Yolun eğimi de araçların hızında önemli rol oynadığını söyleyen Koyuncu, "Eğimli yollarda bazen güneş yeterli olmayabilir, öyle durumlarda araç deposundaki enerji ile yola devam edebiliyor" dedi.

Hüseyin Koyuncuoğlu / hurriyet.com.tr

Emre Arolat, 'işçilerin eve gitmek istemediği fabrika'yla Ağa Han kazandı


Mimarlık sahnesinin saygın ödüllerinden Ağa Han, İpekyol Fabrikası'yla Emre Arolat'ın oldu. Ağa Han'da ilk kez bir sanayi yapısına ödül verildi. Arolat'la ödüllü tasarımını konuştuk.
Türkiye’nin yıldız mimarlarından Emre Arolat, İpekyol Tekstil Fabrikası’yla dünyanın saygın mimarlık ödüllerinden Ağa Han’ı kazandı. Böylece üç yılda bir çoğunluğu Müslüman olan ülkelerdeki nitelikli yapılara verilen Ağa Han Mimarlık Ödülü, ilk kez bir sanayi yapısına verilmiş oldu. Ağa Han Mimarlık Ödülleri’nin bu yılki büyük jürisinde Pritzker ödüllü Fransız mimar Jean Nouvel ile çağdaş sanat dünyasının büyük isimlerinden Anish Kapoor da yer alıyordu.


Edirne’nin kıyısında, Kırklareli yolu üzerindeki arazide inşa edilen İpekyol Tekstil Fabrikası, işçilere sağladığı nitelikli çalışma ortamıyla öne çıkıyor. Dünyadaki endüstri yapılarının pek çoğunda rastlanan kötü yaşam koşullarından uzak duran bir mimari çözümlemeye gidilen binada yönetim ile üretim alanları aynı çatı altında buluşturuldu.
Emre Arolat’la Ağa Han Ödülü’nü ve İpekyol Fabrikası’nı konuştuk.

Sayısız ödül kazanan bir mimar olarak Ağa Han’ı sizin için özel kılan nedir?

ODTÜ, Yeni Patronlarını Arıyor


ODTÜ Teknokent'in düzenlediği "Yeni Fikirler Yeni İşler" yarışmasını kazanarak kurdukları şirketlerin patronu olan genç mühendisler, yaptıkları işlerle ülke sınırları dışında da adlarını duyurdu.

ODTÜ’de moleküler biyoloji eğitimi alan ve "Biyonesil" isimli şirketi kuran Sıla Toksöz, Zeynep Yurtkuran, ve Ledun Akyüz isimli üç genç kız, 2 yıl önce "Biyolojik Mayın Tespit Sistemi" adlı projeleriyle "Yeni Fikirler Yeni İşler" yarışmasının 100’ü aşkın rakibi arasından birinci seçildi.

Elginkan Vakfı Teknoloji Ödülü’nü ve SSM Özel Ödülü’yle birlikte 125 bin TL’lik ödülü kazanan genç beyinler, Teknokent’te kurdukları şirketlerinde başlattıkları Ar-Ge araştırmalarıyla biyolojik ürünler alanında Türkiye’deki açığı kapatma yarışına düştüler.

Aptalın Öyküsü...

Adamın biri, halinden yakınır dururmuş: "Çalışıyorum, didiniyorum ancak geçinebiliyorum. Üstelik yalnızım, kimim kimsem yok..." Böyle mutsuz mutsuz sızlanıp dururken, bir karar vermiş. Yollara düşüp bir melek bulacak, halini anlatıp ondan bu haksızlığı düzeltmesini isteyecekmiş.

Yola koyulmuş. Dağda bir kurda rastlamış. Ayakta zor durabilen, bir deri bir kemik kalmış kurt, adama yaklaşmış, nereye gittiğini sormuş. Adam derdini anlatmış, "Bir melek arıyorum. Onu bulup bana yapılan haksızlığı düzeltmesini isteyeceğim..." Bunun üzerine kurt, "Bana da bir iyilik yapar mısın" demiş, "ben de gece gündüz dolaşıyorum, bir lokma yemek zor buluyorum. O meleğe benden söz et, böyle açlıktan öleyazmış kurt da olur muymuş diye sor..."

Adam yola koyulmuş. Çok geçmeden karşısına güzel bir kız çıkmış. Kız da ona nereye gittiğini sormuş. Melek hikâyesini dinledikten sonra adamın ellerine sarılmış:

"Yalvarırım o meleğe benim durumumu da anlat. Gencim, güzelim, zenginim, her şeyim var ama çok mutsuzum. Mutluluğa ulaşabilmek için ne yapmam lazım, ne olur o meleğe sor..."

Adam, melekle konuşacağına söz vermiş ve yola devam etmiş. Yorulduğunda dinlenmek için bir ağacın altına uzanmış. Çevre yemyeşilmiş ama bu ağacın neredeyse bir tek yaprağı bile yokmuş. Tabii ağaç, durumuna çok üzülüyormuş. Dert yanmaya başlamış:··”O meleği bulduğunda benden de bahseder misin? Bak, nasıl da bereketli bir toprak üzerindeyim. Bütün ağaçlar yaprağa, meyveye boğulmuş. Benimse hiçbir şeyim yok. Diğerleri gibi olmak için ne yapmalıyım, meleğe sorar mısın?"

Adam, ağaca da "peki" demiş ve yoluna devam etmiş...

Nihayet, meleği bulmaktan umudunu kesmiş, vazgeçmek üzereyken melek karşısına çıkıvermiş...

Adam derdini anlarmış, melek adamı dinlemiş ve "tamam, tamam!" demiş. "Zengin ve mutlu olabilmen için sana bir şans veriyorum. Şimdi geldiğin yoldan git, evine dön."

Meleğin bu sözleri üzerine rahatlayan adam kurdun, kızın ve ağacın ricalarını hatırlamış ve meleğe onları da anlatmış. Melek onlar için de bir şeyler söylemiş. Adam bunları da bir güzel dinlemiş ve dönüş yoluna koyulmuş.

Ağacın yanına geldiğinde meleğin söylediklerini aktarmış:

"Köklerinin tam yanında gömülü altın dolu bir sandık varmış. Bu yüzden beslenemiyormuşsun. Beslenemediğin için yaprağın ve meyven yokmuş. Sandık çıkarılırsa senin de meyven ve yaprağın olacak."

"Yaşasın!" Demiş ağaç: "Çabuk orasını kaz ve o sandığı çıkar!"

"Hayır" demiş adam, "Melek bana kendi şansımı verdi. Evime dönmem lazım..." Ve yoluna devam etmiş. Genç kız bıraktığı yerde onu beklemekteymiş. Adamı görünce koşmuş ve "Melek ne dedi?" diye sormuş. "Sevinçlerini ve acılarını paylaşabileceğin birini bulup da evlenirsen bütün dertlerin hallolacak, mutlu olacaksın" demiş adam. O zaman kız, "Hadi seninle evlenelim, mutlu olmaya çalışalım!" diye atılmış. Adam, "hayır," demiş. "Buna zamanım yok. Melek benim şansımı verdi, bir an önce eve gitmeliyim. Sen de kendine başka bir koca bul artık..."

Çok geçmeden o bir deri bir kemik kurt çıkmış karşısına. Kendi şansını bulmak için evine gittiğini, acelesi olduğunu söylemiş. "Peki ya ben!" Demiş kurt, "Benim için ne dedi? Onu söyle ve git!" "Senin için söylediğini ben anlamadım" demiş adam; "melek dedi ki, o kurt, yiyecek bir aptal bulamazsa aç susuz dolaşmaya mahkûmdur."

Kurt, "ben çok iyi anladım" demiş ve aptalı   yemiş.

Alıntı:Okay Gönensin

En çok altı çizilenler

İşte size en çok altı çizilen elektronik kitap cümlesi: "Çoğu insan, yaptığı işin tatmin edici olması için şu üç özelliğe sahip olması gerektiği konusunda hemfikirdir: Özerklik, zorluk ve ödüllendirme." Malcolm Gladwell'in Türkçe'ye de çevrilen Outliers (Çizginin Dışındakiler) kitabındaki bu cümleyi okuyunca insan ne kadar alelade olduğuna şaşıyor. Onun yerine mesela Oğuz Atay'ın Tutunamayanlar'daki şu cümleleri, daha altı çizilesi değil mi? "Ben Karagöz filan değilim. Herkes birikmiş bizi seyrediyor. Dağılın! Kukla oynatmıyoruz burada. Acı çekiyoruz." Ya da Yusuf Atılgan'ın Anayurt Oteli'nden şu satırlar: "Yüzünü buruşturdu; sağdı daha, her şey elindeydi, ipi boynundan çıkarabilir, bir süre daha bekleyebilir, kaçabilir, karakola gidebilir, konağı yakabilirdi. Dayanılacak gibi değildi bu özgürlük."

Kitaplarla ilişkimizin en kişisel kısmına yani cümlelerin altını çizme alışkanlığımıza ne olacağı, elektronik kitaplara karşı şüpheci olanların başlıca sorularından biriydi. Onları haksız çıkarmak için eklenmiş olsa gerek. Yine de bilginiz olsun; e-kitap'larda satırların altı çizilebiliyor. Amazon'un Kindle isimli e-kitap cihazında bu işi gören 'highlight' özelliği, cihaz sahiplerinin altını çizdikleri cümleleri kitapta saklamakla kalmıyor, bunların istatistiğini de tutuyor. Kindle dükkânında en çok satan kitapların yanı sıra artık "en çok altı çizilen cümleler" diye bir bölüm de var. Gladwell'in iş hayatına dair alelade cümlesi de bu bölümde liste başı zaten (2500'den fazla okur bu cümlenin altını çizmiş).

Bir şiire hayran kalır, diyelim ki Ece Ayhan'ın dizesinin yanına bir yıldız koyarsınız ("Biz tüzüklerle çarpışarak büyüdük kardeşim!"); veya tez yazıyorsunuzdur ve akademik amaçlarla okuduğunuz kitabı renkli post-it'lerle doldurarak kendi çalıştığınız motiflerin kitapla bağlantılarını işaretlersiniz. Kütüphaneden aldığınız kitaba (bencil bir okur değilseniz) hiç dokunmaz ama kendi satın aldığınız kitabı bazen başkasına vermeye utanacak derecede çizgiler, şekiller ve hatta resimlerle doldurursunuz. Böylece kitap daha çok sizin olur. En azından eskiden böyleydi.

Amazon'da en çok altı çizilen satırların listesine bakarken, bu cümlelerin sahiplerinin çoğunun hoşlanmadığım yazarlar olduğunu fark ettim. Secret veya benzeri, nafile vaatlerle dolu manevi bilgelik ve kişisel gelişim kitaplarının formüllerinden oluşan liste, daha çok matematik dersinde dolu bir karatahtayı hatırlatıyordu. Oysa kitap pazarlama stratejilerinin edebiyatın önüne geçtiği bir dönemde kitapların cümlelerinin güzelliğine göre sıralanması, müthiş bir fikir gibi geliyor. Elizabeth Gilbert'ın Ye, Dua Et, Sev kitabından "ruh ikizi" veya "mutluluk" üzerine formüller ve Dan Brown'ın Kayıp Sembol'ünden evrenin gizemi üzerine satırlarından sonra ancak 30. sırada Jane Austen'ı görüp mutlu oldum. (Elbette Gurur ve Önyargı'nın "İyi bir servet sahibi bir erkeğin kendine eş aradığı, evrensel olarak kabul edilmiş bir gerçektir" diyen açılış cümlesiyle.)

"Has edebiyatseverlerin yenilikçi tavırları her zaman destekleyeceğine ve bir yeniliğin var olanı yok etmek için gelmediğine inanıyorum," diyor geçen hafta Haldun Taner Öykü Ödülü'nü kazanan yazar Yekta Kopan. Eğer yayıncının fikri iyiyse, bu fikrin geleneksel bir yayıncı veya bir internet yayıncısından gelmesi arasında fark yok, Kopan böyle diyor. Romancı ve elektronik kitap sitesi altkitap.com'un editörü Murat Gülsoy da Kopan gibi düşünüyor. Gülsoy'a göre Amazon'un alt çizme tekniği gibi yeni fonksiyonlar, farklı bir okur kitlesini okumaya yöneltiyor olabilir ve bu da başlı- başına olumlu bir gelişme.

Amin Maalouf usta "Zamanın iki yüzü vardır, iki boyutu," demiş ve devam etmiş: "Uzunluğunu güneşin seyri belirliyor, genişliğini ise tutkular." Böyle cümlelerin altını çizmemek olmaz. Ama altını çok çizdiği kitabı arkadaşına vermekten bile çekinen bir canlı türü olan insan, nasıl olacak da altını çizdiği cümlelerin bir kitap pazarlama teknolojisine dönüşmesini kabul edecek? "Amazon'un takibinde ürpertici bir yan var," diyor romancı ve G Yayın Grubu yöneticisi Cem Akaş. Elektronik kitaba geçiş sürecini Betamax kasetlerden dijital disklere geçişe benzeten Akaş'a bu yeni tekniklerin "cümle" gibi temel edebi birimlere önem kazandırma ihtimalini soruyorum. 140 karakterlik ifadeler cenneti Twitter'ı örnek vererek, "Şu anda iyi edebiyata hizmet etmiyor," diyor Akaş, "ama bu, edemez anlamına da gelmiyor."

George Bernard Shaw, "Edebiyatı meslek seçmemdeki temel neden, yazarın müşterileri tarafından görülmemesi, dolayısıyla doğru dürüst giyinmek zorunda olmamasıydı," diye yazmıştı. Tam altı çizilesi bir cümle. Ama kitap okumayı seçmemizdeki pek çok nedenden birinin, çevremizdekiler tarafından görülmeden bir dünyaya kendimizi bırakmamız olduğunu da bize hatırlatıyor. Elektronik kitap çağında ise, galiba bu özgürlük bizden alınacak.

http://www.newsweek.com.tr/haberler/detay/44612/En-cok-alti-cizilenler

En ideal diyet bulundu

Danimarkalı bilim insanları, 8 Avrupa ülkesinde yapılan en geniş çaplı araştırmada, kilo almamak için ideal diyeti belirledi.
Danimarkalı bilimadamları, New England Medicine dergisinde yarın yayımlanacak "Diyojen" adlı araştırmayı yürütenler, hedeflerinin obeziteyi engellemek ya da onunla savaşmak için en iyi gıda rejimini tespit etmek olduğunu belirtti.

Sağlıklı 5 ila 17 yaşında en az bir çocuğu bulunan ve 18 ila 65 yaşlarındaki anne-babadan oluşan 772 Avrupalı ailenin konu edildiği araştırma sonucunda, fazla sürpriz yaratmaksızın, ideal beslenme rejiminin proteinler açısından zengin, hayvani yağlar ve nişasta ile şekerli besinler açısından zayıf olduğu belirlendi.

Beyaz et, az yağlı süt ürünleri, fasülye ve beyaz pirinç

Araştırmaya göre, ideal diyet, beyaz et, yağ içeriği azaltılmış süt ürünleri, lifler için fasulye ve daha az beyaz ekmek ya da nişasta açısından zengin beyaz pirinç içeriyor.

Bilim insanları araştırmalarında, denek ailelerde fazla kilolu veya obez olan 938 yetişkini ve 827 çocuğu seçti.
Bu tip bir rejimle kalori saymanın gerekmediğini ve kilo almadan doyana kadar yemenin mümkün olduğunun altını çizen araştırmacılar, çalışmalarında, Danimarka hükümetininkiler de dahil olmak üzere Avrupa'daki diyetisyenlerin tavsiyeleri ile iştahı dizginlemek için proteinler ve nişastalı şekerli besinlere önem veren son tıbbi gerçekleri kıyasladı.
Araştırmaya başlamadan önce 8 hafta süreyle günlük 800 kalorilik bir rejime sokulan yetişkinler, bu süre zarfında ortalama 11 kilo verdi.

Bu denekler daha sonra rastgele seçilerek 5 ayrı rejime sokuldu. Araştırmacılar, hepsi hayvani yağlar açısından zayıf olan ve altı ay süren bu rejimlerin hangisinin kilo almamak için en etkilisi olduğunu belirlemeye çalıştı. Uzmanlar sonunda, proteini zengin ve nişastası ile şekeri zayıf rejimin en etkilisi olduğunu gördü.

A.A

Dünyanın en iyi üniversiteleri Listesinde iki Türk Üniversitesi!

Dünyanın en iyi 200 üniversitesini sıralayan yeni tabloda, en iyi üniversitelerin ABD'de olduğu görülürken, sıralamaya Türkiye'den de iki üniversite girdi.

İngiltere'de yayınlanan Times gazetesinin öğretim, araştırma ve alıntı yapılan eserler gibi kıstaslara dayanarak hazırladığı Yüksek Öğretim Kurumları listesinde, başta Harvard olmak üzere ilk beş sırayı Amerikan üniversiteleri aldı.

Değerlendirmede Türkiye'den Bilkent Üniversitesi yüzde 55,4 puanla 112. sırada gelirken, Ortadoğu Teknik Üniversitesi de yüzde 47,7 ile 183. sırada yer aldı.

Listede İngilizce eğitim veren üniversitelerin ağırlıkta olduğu dikkat çekti. 15. sıradaki İsviçre Federal Teknoloji Enstitüsü'ne gelinceye kadar ilk sıralardaki öğretim kurumlarının hepsi İngilizce eğitim veriyor. İngilizce eğitim Fransa'nın tanınmış eğitim kurumlarından Ecole Polytechnic'in 39. sırada yer alması ise sürpriz olarak nitelendi.

Aynı oranda puan toplayan İngiltere'nin ünlü Oxford ve Cambridge üniversiteleri ise 6. sırayı paylaştı. İngiltere'deki bütün üniversiteleri temsil eden Universities UK kurumunun başkanı Steve Smith, yüksek öğrenimde başarının altında verilen mali desteğin yattığını düşünüyor. Profesör Smith, ABD'nin üniversitelere gayrisafi yurtiçi hasılanın iki buçuk katından fazla yatırım yaptığını belirtiyor.

Bu yılki en iyi yüksek öğretim kurumları listesinde Asya'daki üniversitelerin de geçmiş yıllara göre daha iyi konumda oldukları dikkat çekti.

Hong Kong, Japonya, Güney Kore ve Çin üniversiteleri de ilk 40'a girmeyi başardılar.

Afrika kıtasından ise sadece iki üniversite; Güney Afrika'daki Capetown Üniversitesi ile Mısır'daki İskenderiye Üniversitesi ilk 200 öğretim kurumu arasına girebildi.

Ancak bu tür araştırmalarda değerlendirme yöntemlerinin her zaman sorgulanmaya açık olduğunu kaydeden muhabirimiz, geçen hafta yayınlanan bir başka listede tablonun son derece farklı olduğuna dikkat çekiyor.

(BBC Türkçe)

Denizli'den uzaya bir kapı açıldı

Denizli'de 1.5 yıl önce mütevazı bir gözlemevi kurulunca ilde astronomiye ilgi patladı. Sanayici 'Teleskop üretimine mi geçsek' diyor.

Astronot olma hayaliyle yaşayan 17 yıllık fizik öğretmeni Tahsin Demirciler, 1.5 yıl önce Denizli’de çalıştığı lisede bir ilki başardı. Türkiye’de ‘bir devlet okulunda ilk ve tek gözlemevi’ni kurdu. Bu ilk hem okuldaki öğrencilerin hem de kentin hayatını değiştirdi. Gözlemevinden önce okulda iki sınıfın seçtiği seçmeli astronomi dersini bu yıl tam 10 sınıf yani 250 öğrenci birden alıyor. Denizli’deki okullar ve halk akın akın gözlemevine geliyor. Gelenler arasında doktor da memur da öğretmen de var. Denizli Belediyesi ise daha büyük bir gözlemevi ve planetaryum yaptırabilmek için bir proje hazırlıyor, girişimciliğiyle ünlü kentin işadamları “Kendi teleskopumuzu kendimiz yapalım, fabrika kuralım” diyor.


Her şey üç yıl önce Tahsin Öğretmen’in teleskop alma düşüyle başladı. Veli desteğiyle para toplandı. Teleskop alındı, Nalan Kaynak Anadolu Lisesi bahçesinde gözlem başladı.

Gökyüzü meraklıları

Proje ilgi çekince İl Milli Eğitim Müdürlüğü ve Denizli Valiliği’nden de destek geldi, 2009 Haziranı’nda 80 bin TL’ye bir gözlemevi kuruldu. 1.5 yıl sonra bugün gözlem yapmaya çeşitli meslek ve yaş gruplarından gelenler var. 44 yaşındaki Abdurrahman Özkan memur. Bu yıl Nalan Kaynak Anadolu Lisesi’ne başlayan oğlu sayesinde gözlemevini öğrenip halk günlerine giden Özkan, epey sıra bekliyor. Daha önce gökyüzüne merakı yokmuş ama “Her hafta gitmeye çalışıyorum. Teleskopta gördüğüm manzara beni şaşırttı , heyecanlandırdı. Jüpiter’i gözlemledik geçen gün. Çıplak gözle yıldız gibi, teleskopla bakınca aya yakın boyutta görüyorsunuz. Çizgilerini bile gördüm” diyor. 45 yaşındaki endüstri meslek lisesi öğretmeni Mehmet Toz, üniversiteden beri yıldızlara olan merakını gözlemevi sayesinde gideriyor. Toz “Okuldaki öğrencilerimi de getireceğim. Yanlış bildiklerim varmış, onları da öğreniyorum” diye konuşuyor. Pamukkale Üniversitesi öğretim üyesi 38 yaşındaki Doç.Dr. Muzaffer Adak, merak edip 10 yaşındaki oğluyla birlikte gitmiş: “Satürn’ü gözlemledik. Heyecan duyduk...”

Tahsin Öğretmen "Hayalim Bu Kadar Büyük Değildi"


2010-2011 eğitim öğretim yılında Nalan Kaynak Anadolu Lisesi’nde astronomi seçen öğrenci sayısında adeta patlama yaşandı. 550 öğrenci mevcutlu okulda, 10 sınıf yani 250 öğrenci seçmeli olarak astronomi dersi alıyor. İl genelinde diğer liselerde de astronominin popülerliği arttı. 12 lisede astronomi dersi seçildi. Öte yandan ilgi öğrencilerle sınırlı değil. Her hafta cuma günleri gözlemevi halka da açılıyor. Herkes ücretsiz olarak gözlem yapabiliyor. Tahsin Öğretmen yıldızlar, gökyüzü ve evren hakkında gelenlere bilgi veriyor.
Öğretmen Demirciler gözlemevine ilgiyi şöyle anlattı:


“Gözlemevi ilk açıldığı günlerde 25-30 kişi ile gözlem yaparken, şimdi 100 kişi, 250 kişi gelen gruplar var. Kalabalık gruplar için randevu sistemine geçtik. Kentteki okulların yanı sıra üniversite öğrencileri, üniversite hocaları da geliyor. Selçuk Üniversitesi’nden gelenler oldu. Sağlık İl Müdürlüğü, Bayındırlık Müdürlüğü kendi aralarında 10 -15 kişilik ekiplerle geliyor. Tek istediğimiz halkımızın astronomiye olan ilgisinin artması.”

‘Niye biz yapmıyoruz?’ Kentte astronomiye ilgi, dallanıp budaklanmış: “Denizli’de ciddi şekilde astronomiye duyarlı insanlar yetişti. Denizli Belediyesi daha büyük bir gözlemevi ve planetaryum yapabilmek için neler gerekli diye araştırmalar yapmaya başladı, proje hazırlıyor. Biz Denizli’deki işadamları Türkiye olarak kendi teleskopumuzu yapalım dediler. Araştırıyoruz, uygun ortam bulunursa Denizli’deki sanayiciler teleskop yapılması için firma kuracak. Hayalim bu kadar büyük değildi. İş, teleskop yapım fabrikalarına kadar gitti.”

Denizli İl Milli Eğitim Müdürü Mahmut Oğuz da Denizli’nin astronomi ile tanıştığını belirterek “Bu kadar yaygınlaşacağını tahmin etmemiştik. Pek çok okuldan da gelip ‘Biz de yapsak kaça mal olur’ diye soranlar oluyor” dedi.

Radikal

Sıfırdan geldi, İsveç'e model oldu

Kadim Akça, 'Senden bir şey olmaz' diyen öğretmenine bir kitap gönderdiğini söylüyor.

Ziyarete geldiği İsveç’teki teyzesi ile anlaşamayıp, bir süre sokaklarda yaşayan, bahçe temizliği gibi birçok işte çalıştıktan sonra kendi iş yerini daha sonra da holdingini kuran Türk iş adamı Kadim Akça, yazdığı kitap ile İsveç gündemine oturdu. İsveç’in başkenti Stockholm’de yaşayan Kadim Akça, hayatını anlatan İsveç’te başarılı olmak istiyorsan Türk gibi Düşün adlı kitabının tanıtımını yaptı. Hedefinin göçmenlere ve genç İsveçli girişimcilere yol göstermek olduğunu belirten Akça, “İsveç’i seviyorum ama İsveçli girişimci çok muhafazakar ve Türk baharatıyla lezzetlendirilmeye ihtiyacı var. Hedefim genç İsveçli ve göçmen girişimcilere kendilerine inanmalarını sağlamak” dedi. Akça’nın Gayrimenkul ve çöp toplama üzerine 30’dan fazla girişimi bulunuyor.

Mersin’de öğrenim gördüğü sırada, öğretmeninin “Senden birşey olmaz” demesi üzerine 17 yaşında, babası tarafından İsveç’teki teyzesinin yanına gönderilen Kadir Akça, teyzesi ile arasının bozulması ile kendini sokakta bulmuş. Banklarda yatan, bir ara çöpçülük bile yapan Akça’nın kitapta anlatılan hikayesi Varnamo’da bir bankta başlıyor ve Stockholm’un zengin mahallelerinde son buluyor. 2008 yılında kendi kurduğu temizlik ekipmanları firması Aquatech’i, İsveçli Nilfisk-Advance’a satan Akça, hayatını konu alan kitabı yazar Antonia Stackelberg ile birlikte kaleme aldığını söylüyor. Akça, iş hayatında başarılı olmasının, Türk kültürünü unutmadan hayatına yansıtmasına bağlı olduğunu belirterek “İsveçli gibi dürüst ve düzenli olacaksın. Ama İsveçli gibi suskun olmayacaksın” diyor.

Kitaptan Başlıklar

Seveceğiniz işi aramaktan vazgeçin: Bunu çok duyuyorum. Ancak sürekli böyle düşünerek fırsatları kaçırırsınız. Asıl önemli olan işin sizi sevmesi! Sıkıcı bir sektörde de başarıyı yakalayabilirsiniz.
Fırsatları değerlendirin: Küçük veya büyük indirimlerin sizin yanınızdan geçip gitmesine izin vermeyin. Hızlı olun ve işinizi kovalayın.
Zenginliği iyi taşıyın: Benim gibi düşünürseniz başarılı olacağınız garanti ediyorum. Gerektiğinde ekonomi sınıfına binmeyi de bilin ama asıl olarak zenginliği taşımayı öğrenin. Eğlenceli olun, bu hayatınızın her alanına yansıyacak bir sihir.

Radikal

Türk basketbol tarihinde bir ilk


Amerikan Profesyonel Basketbol Ligi'nin resmi televizyon kanalı NBA TV, ilk defa Türkiye Basketbol Ligi'nden bir maçı canlı yayınlayacak...
Allen Iverson transferiyle, bütün dünyada müthiş bir reklam yapan Beşiktaş, yıldız oyuncu sayesinde Türkiye’de bir ilki daha gerçekleştiriyor, yayın hakkını NBA TV’ye satıyor.

Milliyet'in haberine göre, Allen Iverson hayranlarının Beşiktaş Cola Turka’nın maçlarını seyretmek için sanal ortamda yaptıkları forumları da dikkate alan NBA TV’nin, Türkiye Basketbol Federasyonu ile temasa geçtiği ve Beşiktaş Cola Turka’nın maçlarının yayın hakkını istediği vurgulandı. Federasyonun, NBA TV’den gelecek olan parayı Kulüpler Birliği’nin havuzuna katmak istemesi üzerine Beşiktaş Yönetimi bu duruma itiraz etti. Siyah-beyazlı kulübün itirazı karşısında, NBA TV’nin Beşiktaş için maç başına 10 bin dolarlık ücreti TBF’ye ödeyeceği, bu paranın da Beşiktaş Kulübü’ne aktarılacağı bildirildi.

Beşiktaş Cola Turka’nın hem lig, hem de Avrupa maçlarını banttan yayınlamak isteyen NBA TV yetkililerinin önümüzdeki günlerde yapılacak sözleşme sonrasında, Allen Iverson’ın siyah-beyazlı forma altındaki görüntülerini bütün dünyaya seyrettireceği belirtildi.

İlk Yayın Derbiden

NBA TV, Iverson'un maçlarını yayınlamaya yarınki Beşiktaş Cola Turka-Fenerbahçe Ülker karşılaşmasıyla başlayacak. Beşiktaş Cola Turka Arena'da TSİ ile 15.30'da başlayacak bu maçı Iverson'ın Philadelphia 76ers'dan eski takım arkadaşı Chris Webber yorumlayacak.

Maçın Biletleri Tükendi

Iverson transferinin meyvelerini yavaş yavaş toplamaya başlayan Beşiktaş Yönetimi’ni sevindiren asıl gelişmenin ise Fenerbahçe Ülker ile oynayacakları derbi maçı biletlerinin tükenmesi olduğu öğrenildi. Beşiktaş tarihinde belki de ilk kez bir basketbol maçının biletlerin tükenerek karaborsaya düşmesinin yöneticileri bile şaşırttığı bildirildi.

Öte yandan Beşiktaş Cola Turka’nın antrenmanlarını yerli basının yanı sıra ABD, Avrupa ve Japon medyasının da takip ettiği öğrenildi.

Hürriyet Spor

Kamu'ya hiç borcu olmayanlar ödül İstiyor...

Hükümet, kamu'ya borcu olanlara BÜYÜK AF düzenlemesi yapmıştı:
Demokrat Eğitimciler Sendikası (DES) Genel Başkanı Gürkan Avcı, vergilerini zamanında ödeyenleri ödüllendirici düzenlemeler yapılmasını istedi.

 Avcı, yaptığı yazılı açıklamada, küresel kriz nedeniyle sigorta ve vergi borçlarını ödemekte güçlük çeken milyonlarca kişinin borçlarının yeniden yapılandırılmasını öngören “borç açılımına” destek verdiklerini ve vergilerini zamanında ödeyemeyenlere getirilen kolaylıkları bir gereklilik olarak gördüklerini belirtti.

 Hükümetten, vergilerini zamanında ödeyenleri de ödüllendirici düzenlemeler yapmasını beklediklerini kaydeden Avcı, açıklamasında, “Daha maaşını almadan vergisi kesilen milyonlarca memur ve emeklinin üzerindeki vergi yükünün de hafifletilmesi ve bazı kolaylıklar getirilmesi gerekmektedir. Aksi takdirde hükümet, mükelleflerin bir kesimi ile barışırken diğer kesimini de küstürmüş olacaktır” görüşünü savundu.

 Türkiye'nin, hükümetin borç açılımını gerekli gördüklerini, ancak düzenlemenin sadece vergi değil, sigorta, Bağ-Kur gibi kamu borçlarını da içermesini isteyen Avcı, açıklamasında, şunları kaydetti:
 “Öte yandan bir gerçek var ki, Türkiye'de, memur, işçi ve asgari ücretlilerin maaşlarındaki vergi ve sigorta prim yüklerinin yüksek olduğuna inanıyoruz. Kamu görevlilerinin her yıl temmuz ayında yüzde 20'lik gelir vergisi dilimine giriyor. Bu nedenle çalışanların ücretlerinde yüzde 4-5 oranında bir azalma oluyor. Buna ilişkin vergi muafiyeti getirecek bir düzenleme yapılmasını istiyoruz. Taban aylığından verginin muaf edilmesini istiyoruz. Bu durum her bir öğretmenin maaşında 100 TL civarında bir artış sağlayacaktır.”

Radikal

Paralel evrenlere ait ipuçları

CERN'den, 'bir yıl önce, deneylerde bu kadar aşama sağlayabileceğimizi hayal bile edemezdik' açıklamasını gelirken, 'Higgs bozonu'nun varlığının 2011'in sonuna kadar açıklığa kavuşacağı belirtildi.

CERN’in Cenevre yakınlarındaki parçacık hızlandırıcısında yapılan deneylerde, ışık hızına yakın bir hızla çarpıştırma deneylerinin bu kez kurşun iyonlarıyla yapılması, beklentilerin çok ötesinde bir başarı elde edilmesini, fizik bilimcilerin adeta bir "veri seli" elde etmesini sağladı.

Bu son çarpıştırma ile, maddenin "kuark-gluon plazma" halinin ortaya çıktığı düşünülüyor. Evrenin ortaya çıktığı Büyük Patlama’nın başlangıcının hemen sonrasında maddenin bu halde olduğu, bu aşamada atomların bile henüz oluşmadığı düşünülüyor. Güneşten bile milyonlarca kat sıcak olan bu aşamada, hızla soğumanın atom altı parçacıkları oluşturduğu varsayılıyor. Bu atom altı parçacıklar da, atomun yapı taşlarından olan proton ve nötronları oluşturuyor.

Atomu oluşturan ve maddeye kütlesini veren bu atom altı parçacıklar arasında olduğu düşünülen "Higgs bozonu" adlı parçacığın varolup olmadığı da, bu deneylerde elde edilen verilerin incelenmesi sonucunda anlaşılacak. CERN’de çalışan bir ekibin sözcülerinden Guido Tonelli, Higgs parçacığının varolup olmadığının, 2011 sonuna kadar anlaşılmış olabileceğini söyledi. Higgs parçacığının, parçacıkların birleşmesi sonucu, maddenin kütle kazanmasını sağlayan kilit önemdeki parçacık olduğu sanılıyor.

Tonelli, uzaydaki derinlik, genişlik ve yükseklik ile zamandan oluşan 4 boyuta ek olarak, çok daha fazla boyutların (paralel evrenlerin) varlığına ilişkin ipuçların da yine gelecek yıl elde edilebileceğini belirtti. Bunun için, hızlandırıcıda 2011’de yapılacak olan daha yüksek enerjili çarpışmalar, daha kolay sonuca gidilmesini sağlayabilecek.
CERN’deki bir başka ekibin sözcüsü Fabiola Gionotti de, CERN’in internet sitesindeki yazısında, "bir yıl önce, deneylerde bu kadar aşama sağlayabileceğimizi hayal bile edemezdik" dedi.

A.A

New York'ta iki Türk taksi


26 bin 500 araçlık New York "Geleceğin Taksisi" projesinde Gölcüklü Transit Connect ile Bursalı Karsan finale kaldı.

Geleceğin Taksisi konseptiyle hazırlanan New York taksi ihalesinde finale 2 Türk malı otomobil kaldı. General Motors, Peugeot, Hyundai, Renault, Citroen gibi zorlu rakiplerin arasından sıyrılan Bursalı Karsan ile Gölcüklü Transit Connect ABD'de geleceğin taksisi olma yolunda büyük bir adım atmış oldu.

Finale Kalan Taksiler

New York Belediye Başkanı Micheal Bloomberg ihalede Karsan'ın dışında Ford Otosan'ın Gölcük'te ürettiği Transit Connect ile birlikte Japon Nissan'ın finale kaldığını açıkladı. Bloomberg, Geleceğin Taksi'si olarak hazırlanan projede ilk kez hem yolcuya hem sürücüye kolaylık ve konfor sağlayacak modern bir dizayn projesine girdiklerini ve finale kalan markaların kendilerini ispat eden üreticiler olduğunu kaydetti.

26 BİN 500 TAKSİ

Dünya ekonomisinin başkenti New York için oldukça önemli olan Geleceğin Taksisi'nde finale kalan 2 Türk marka ile birlikte Nissan'ın da bulunması yarışı okyanus ötesine de taşımış oldu. İhaleyi düzenleyen Taxi& Limousine Commission'ın (TLC) nihai kararı vermesiyle birlikte, New York'ta dolaşan taksilerin 2014 yılına kadar tamamen yenilenmiş olacağını duyurdu. TLC Başkanı David Yassky, ihalede sağlamlık, performans, yolcu konforu ve yakıt tüketimi kriterlerinin önemli olduğunu belirtti. Yassky, ayrıca aracın tasarımının New York'a yakışacak, ikon yaratacak bir model olmasına özen gösterdiklerini kaydetti. Türk otomotiv sektörünün önde gelen iki markasının yarıştığı 'Geleceğin Taksisi'si projesinde 26 bin 500 araçlık bir alım planlanırken Karsan, ihaleyi alırsa 150 milyon dolarlık yatırım yapacak.

sabah

iPhone'a karşı "John's Phone"


Her türlü marifete sahip yeni nesil cep telefonlarına karşı, aramaktan başka hiçbir özelliği bulunmayan cep telefonu üretildi.
Bu telefonla, internete girilemediği, oyun onanamadığı, fotograf çekilemediği ve daha bir sürü şey yapılamadığı gibi, mesaj bile atılamıyor.
"John's Phone" adı verilen telefon sadece bir telefonun asli işlevini yerine getiriyor: arama yapmak.

Namı-ı diğer "anti iPhone", yeni nesil telefonların marifetlerinden yararlanmak istemeyen, teknolojiyi sevmeyenler için geliştirildi.

Dümdüz bir görünüme sahip, üzerindeki butonları kocaman olan, adeta bir oyuncağa benzeyen cep telefonu, adını Hollandalı tasarımcısı John Doe'dan aldı.

Doe tarafından Amsterdam'da geliştirilen ve Çin'de üretilen telefon, Hollanda'daki mağazalarda ve internet üzerinden 69,95 avro ile 79,95 avrodan satışa sunuldu.

5 değişik renkte ve modelde seçenekleri olan telefonun, teknoloji fobisinden muzdarip olanlarla, ilk kez telefonla tanışan çocuklar arasında ilgi çekmesi bekleniyor.

Telefonun adres defteri bile eski model: telefonun arkasındaki bir kapağın altına saklanan kağıt-kalemden ibaret...

A.A

Güzel Bayramlar

"Nerde O Eski Bayramlar" Diyarında...


Bayram geliyor. Yine yeni hatıralar ile geçip gidecek, "nerde o eski bayramlar" diyarına. Bayramlar en fazla çocuk yaşlarda etkiliyor insanları. En güzel anılar çocukken yaşanmış olanlar olarak geliyor hatıralara. Büyüdükçe bayramları tadını çıkaramıyacak kadar ciddileştikçe eski güzel hatıralara hayıflanma başlıyor.

Bayramların özü, dinlence ve eğlence, paylaşma ve birlikte olmadır. Büyüdükçe bizle büyüyen kısıtlar bizi eğlence kısmından alıkoyuyor. Bayramlar sıkıcı ve rutin birlikteliklere dönüşüyor. Bu sıkıcılık ve rutinlik Bayramların ruhuna aykırı olarak bizleri birbirimizden koparıp uzaklara sürüklüyor.

Ciddi olma, ağır durma halleri bizi hayattan tat almamaz duruma getiriyor. Eskiden de bayramlar vardı, bayramların eğlencesi vardı. Eğlenen insanları vardı. Rahat ve şakacı bir dünya vardı. Çocukların dünyasına katılım vardı. Hoşgörü vardı.

Bayramın çocuklar gibi şen ve eğlenceli geçmesini, "Nerde O eski bayramlar" diyarına güzel hatıralar götürmesini diliyoruz. Kurban Bayramınız Kutlu Olsun

iyiturks

İstanbul sporun da başkenti oluyor


İSTANBUL - Avrupa Spor Başkentleri Birliği Başkanı Gian Francesco Lupatelli, İstanbul'un 2012 Avrupa Spor Başkenti seçildiğini açıkladı.

Devlet Bakanı ve Başmüzekereci Egemen Bağış ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş ile birlikte Atatürk Havalimanı'nda basın toplantısı düzenleyen Lupatelli, İstanbul'un, Avrupa Spor Başkenti (ASB) Seçim Komisyonu'nca Avrupa Spor Başkenti seçilmesiyle ilgili kararı açıkladı.

Lupatelli, Avrupa Spor Başkenti Birliği Komitesi'nin bu hafta içinde İstanbul'da farklı yerlerde incelemelerde bulunduğunu belirterek, "İncelemelerden sonra aldığımız kararı açıklamak için toplandık. İstanbul 2012 Avrupa Spor Başkenti olarak seçilmiştir. Bundan dolayı çok büyük mutluluk duymaktayız" dedi.

Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, İstanbul'un 2012 Avrupa Spor Başkenti seçilmesinin çok anlamlı olduğunu ifade ederek, ''Türkiye artık Avrupa'nın çok önemli aktörü. Bir zamanlar Avrupa'nın hasta adamı denilen Türkiye artık Avrupa'nın en dinamik en sağlıklı ülkelerinden biri olduğunu ortaya koydu'' dedi.
Bağış, Avrupa Spor Başkentleri Birliği Başkanı Gian Francesco Lupatelli ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş ile İstanbul'un 2012 Avrupa Spor Başkenti (ASB) seçilmesiyle ilgili olarak İstanbul Atatürk Havalimanı'nda düzenlenen ortak basın toplantısında, İstanbul'u ve Büyükşehir Belediye Başkanı'nın şahsında bütün İstanbullular'ı kutladı.

İlk Defa Bir Türk Şehri SeçiliyorBir İstanbul milletvekili olarak kazanılan yeni başarıdan dolayı mutluluğunu ifade eden Bağış, 2001 yılından itibaren Avrupa Spor Başkentleri ilan edildiğini ve ilk defa bir Türk şehrinin Avrupa'nın spor başkenti olarak seçildiğini söyledi
.
Bağış, ''2010 Avrupa Kültür Başkenti olduktan sonra 2012'de İstanbul'un Avrupa Spor Başkenti seçilmesi bence çok anlamlı. Avrupa Spor Başkenti 7'den 70'e herkese sporu sevdirmeyi ve Avrupa şehirleri arasındaki iletişimi, diyaloğu artırmayı hedefliyor'' dedi.

Bu sene İstanbul'un karşısında 2 rakip şehir bulunduğunu birinin AB'nin dönem başkanlığını yürüten Belçika'nın Antverp şehri, diğerinin de İngiltere'nin Kardif şehri olduğunu belirten Bağış, Brüksel'e yaptıkları ziyaretlerde komisyon üyelerini, Avrupa Parlamentosu'ndaki Avrupa Spor Başkenti Dostları Grubu'nu ziyaret ederek onlara İstanbul'u anlattıklarını söyledi.

Bağış, heyetin diğer şehirlerle birlikte İstanbul'u gezdikten sonra dün akşam kararlarını aldıklarını ve İstanbul'u oy birliğiyle Avrupa Spor Başkenti ilan ettiklerini belirtti.

Artık Türkiye'nin her alanda Avrupa'nın çok doğal bir üyesi olduğunu her vesileyle ortaya koymaya başladığına işaret eden Bağış, şunları söyledi: ''Şu anda Avrupa Konseyi'nin dönem başkanlığını Türkiye yürütüyor. AKPM Başkanlığını bir Türk milletvekili sayın Mevlüt Çavuşoğlu yürütüyor. Şu anda Avrupa'nın 6. en büyük ekonomisi Türk ekonomisi. Ama Avrupa'nın en hızlı büyüyen en sağlıklı ekonomisi Türk ekonomisi. Avrupa'nın en güçlü ordusuna sahibiz.

Bağış, Lupatelli'ye İstanbul'a hak ettiği payeyi verdikleri için teşekkür etti.

ntvmsnbc ve Ajanslar

Gülmek Allah vergisi, ağlamak sonradan öğreniliyor


Bilim adamları herhangi bir şakaya yahut komik bir olaya gülmenin içgüdüsel bir tepki, üzüldüğümüzde ağlamanın ise sonradan öğrenilmiş bir davranış olduğunu söylüyor.

Buna göre kahkaha ve rahatlama ifadeleri doğuştan içimizde varken, duygusal patlamalar ise yaşayarak öğreniliyor.

Çıkardığımız hangi seslerin içgüdüsel hangilerinin öğrenilmiş olduğunu saptamak üzere Max Planck Enstitüsü'nden Disa Sauter önderliğinde bir grup bilim adamı bir deney gerçekleştirdiler.Buna göre, duyma yeteneğine sahip 8 insan ile 8 sağır denek olarak seçildi. Bu kişilerden 9 farklı duyguyu sözcükler olmadan seslendirmeleri istendi. Bu duygular arasında korku, rahatlama, öfke, neşe, zafer, tiksinme ve üzüntü yer alıyordu.
 
Daha sonra bu kişilerin çıkardığı sesler kaydedilerek 25 kişilik başka bir gruba dinletildi.Gruptan duydukları seslerin hangi duygulara ait olduğunu söylemeleri istendi.

Sonuçta kahkahanın ve rahatlamayı gösteren iç çekişin sağır insanlarda da aynı şekilde seslendirildiği saptandı.
 
Bilim adamları çocukların diğer duygusal sesleri öğrenmede çevredekileri duymanın önemine işaret ediyor. Çocuğun duygularını ifade etmek için çıkardığı sesler ancak bu şekilde diğerleri tarafından anlaşılabilir oluyor.

Zaman

Formula 1'de olmaz denilen oldu

Formula 1'de mucize gibi bir başarı. Sezonun son yarışı Abu Dabi Grand Prix'sinde birinci olan Red Bull pilotu Sebastian Vettel, 'en genç dünya şampiyonu' olarak tarihe geçmeyi başardı.

Alman pilotun bu başarısı, takımı Red Bull’a da markalar şampiyonluğu getirdi.

Son yarış öncesinde takım arkadaşı Mark Webber ve Ferrari pilotu Fernando Alonso’nun arkasında üçüncü durumda bulunan ve şampiyonluk için şans tanınmayan 23 yaşındaki pilot, Webber ve Alonso’nun yarışta gerilerde kalmasıyla şampiyonluğa ulaştı.
Abu Dabi’deki yarışta ikinciliği McLaren’den Lewis Hamilton kazanırken üçüncü sırayı takım arkadaşı Jenson Button aldı. Alonso’nun 7’nci sırada tamamladığı yarışta Webber de ancak 8’inci olabildi.

Yarış öncesinde Şampiyonada 3. sırada bulunan, ancak Abu Dabi Grand Prix’sinde pol pozisyonunda başlayan Vettel, rakiplerinin geride kalması ile büyük bir avantaj yakalayarak tarihin en genç Formula1 Dünya Şampyionu ünvanını eline geçirdi. İşte büyük yarışın ve sezonun sonuçları:

Sürücüler:
1. Vettel 256
2. Alonso 252
3. Webber 242
4. Hamilton 240
5. Button 214
6. Massa 144
7. Rosberg 142
8.Kubica 136
9. Schumacher 72

Takımlar:
1. Red Bull-Renault 498
2. McLaren-Mercedes 454
3. Ferrari 396
4. Mercedes 214
5. Renault 163
6. Williams-Cosworth 69
7. Force India-Mercedes 68
8. Sauber-Ferrari 44
9. Toro Rosso-Ferrari 13

Radikal

Fenerbahçe Fırtınası Avrupa Liginde Sert Esiyor...

Fenerbahçe Ülker, NTV Spor ekranlarından canlı olarak yayınlanan Euroleague C Grubu'ndaki 4. maçında Montepaschi Siena'yı 81-68 mağlup etti. Barcelona'dan sonra bir başka Avrupa devi Siena'yı da deviren sarı-lacivertliler grupta 4'te 4 yaparak liderliğe yükseldi.

Turkish Airlines Euroleague C Grubu 4. hafta karşılaşmasında İtalyan rakibi Montepaschi Siena'yı 81-68 mağlup ederek gruptaki 4. maçında 4. galibiyetini elde etti.

Geçtiğimiz hafta İspanya'da son Euroleague Şampiyonu Barcelona'yı deviren Fenerbahçe Ülker, bu akşam da muhteşem bir oyun sergilediği karşılaşmada Siena'yı 68 sayıda tutarak 81-68 mağlup etti. Karşılaşmaya Ukic'in 2 sayılık basketi ile başlayan sarı-lacivertliler, taraftarının da büyük desteği ile ilk çeyrek boyunca rakibi karşısında üstün bir basketbol oynadı.

Fenerbahçe Ülker, oyun kurucusu Rako Ukic'in 8 sayı kaydettiği ilk çeyreği 19-15 önde tamamladı.

İkinci çeyrekte de Siena karşısında iyi basketbolunu devam ettiren Fenerbahçe, rakibinin kendisini yakalamasına izin vermedi. Çeyreğin son dakikasına girilirken Marko Tomas'ın serbest atışları ile farkı 38-29 ile 9 sayıya kadar çıkaran Fenerbahçe Ülker, ilk devreyi de 40-34 önde tamamladı.

Üçüncü çeyrekte de sarı-lacivertli temsilcimizin üstünlüğü vardı. Büyük bir seyirci desteği ile oynayan Fenerbahçe Ülker, yaptığı sert savunma ile güçlü rakibini zor durumda bıraktı.

Ömer Onan'ın yıldızlaştığı üçüncü çeyreğin sonuna gelindiğinde ise farkı 55-44 ile 11 sayıya kadar çıkaran Fenerbahçe, son periyoda 58-48 önde girdi.

Bebeklerde sık görülen bronşite dikkat!

Kış aylarında soğuk sebebiyle görülen bronşit hastalığı, kendini çocuklarda “bronşiolit” olarak gösteriyor. Büyük Anadolu Tıp Merkezi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Kliniği Uzman Dr. Fikret Nakipoğlu, “Erken tedavi edilmediğinde bronşiolit kalp yetmezliği ve zatürreyi geliştirebilir. Bu da havaleye sebep olarak beyni olumsuz etkiler.” diyerek hastalık konusunda aileleri uyarıyor.

Türk Nerede Kendisinin Efendisidir?


Ölümünün 72’inci yıldönümünde, Time dergisinin Mustafa Kemal’i kapak konusu yaptığı makaleyi yayınlıyoruz.

İSTANBUL - “Hiç şüphesiz Mustafa Kemal Paşa modern tarihin en büyük isimlerinden biridir...” Bu sözler bazıları için beylik sözler ya da ‘resmi ideoloji’nin bilindik yinelemelerinden biri olarak algılanabilir. Ancak bu sözlerin tam 87 yıl önce ünlü Time dergisinde yer alan haber yorumdan alındığını hemen belirtelim.

Bugün en ünlü Atatürk fotoğraflarından biri haline gelen, Mustafa Kemal’in kalpaklı fotoğrafını kapağına taşıyan Time dergisi, 24 Mart 1923’te, o sıralar devam etmekte olan Lozan Konferansı’nı ve bu konferansın yapılabilmesini sağlayan süreci kapak konusu yaparak okuyucularına duyurmuştu. Hazırlanan haber-yorum için seçilen başlık da, kullanılan fotoğraf kadar ilginçti; Türk nerede kendisinin efendisidir?

Başlık ilginçti, zira o dönemde bir deyim halinde kullanılan bu soruya ‘cehennemde’ cevabı uygun bulunuyordu. Ve yazıda da açıklandığı gibi Mustafa Kemal bu soruya ‘Türkiye’de cevabının verilebilmesini mümkün kıldı. Aramızdan ayrılmasının 72’inci yıldönümünde Time’da yayınlanan o haber-yorumun çevirisini ve orjinalini yayınlıyoruz. Bugünden bakarak Atatürk’ü yargılayanlara o günlerden gelen bir hatırlatma ve O’nu anlamak isteyenler için bir katkı olması dileğiyle…

Türk Nerede Kendisinin Efendisidir?
Mustafa Kemal Paşa; ‘Türk nerede kendisinin efendisidir?’ deyimine, her zamanki ‘cehennemde’ yanıtının yerine, ‘Türkiye’de yanıtını vererek bu sözün aksini ispat etmiştir. Bu sözler Mustafa Kemal’in politikasının temel özelliklerini özetler. Bugün kendisi Türkiye’nin Kurtarıcısı olarak biliniyor. O milletini, yabancı bir otoriteye boyun eğeceği bir bataklıktan çıkararak kendi doğuştan var olan özelliklerinin farkına varmasını sağlayarak düşünce ve eylem özgürlüğüne ulaşmalarını getirdi.

Mustafa Kemal, muhaliflerinin iftira çukurlarından tertemiz olarak çıkmayı başardı. Bu iftiralar onun bir vatan haini olmasından tutun da başka bir milletten olduğuna değin uzayıp giditordu. Mustafa Kemal katıksız bir Türk’tür (bazılarının iddia ettiği gibi Yahudi değil) ve Modern Türkiye’nin özü olduğunu da bütün dünyaya kanıtlamıştır. O, şöhretini üstlendiği bütün görevlerine bağlı kalarak elde etmiş en iyisinden bir askerdir. Ünlü ‘Yunanistan ve Türkiye’de Batı’nın sorunu’ adlı kitabın yazarı Prof. Arnold J. Toynbee Mustafa Kemal’i şöyle tanımlıyor: “O Türk’ün, daha iyi bir dünyayı beklemeksizin Anadolu’da kendisinin efendisi olabileceğini kişisel olarak gösterdi ve Ulusal Hareket O’nun önderliğinde hayat buldu”. Hiç şüphesiz Mustafa Kemal Paşa modern tarihin en büyük isimlerinden biridir. Ve şimdi O, Türkiye’nin kazandıklarına sahip çıkmaya azimli olarak Batı Uygarlığı’nın gizli güçlerine karşı duruyor.

Türk’ün Koşulları… Bütün Müttefik Hükümetleri, Lozan Anlaşması için Ankara Hükümeti’nin karşı tezlerini içeren tam metni geçen hafta aldı.

Türklerin getirdiği değişiklikler İngiltere’den çok Fransa ve İtalya’yı ilgilendiriyor. Türkler, yabancıların hangi koşullar altında ülkelerinde bulunmalarına ve iş yapmalarına izin verecek koşullarda değişiklik yapılmasında ısrarcı davranıyor. Elbette bu, Yakın Doğu’daki büyük ticari çıkarları açısından Fransa’ya büyük endişelere mal olabilir. Meis Adası’na yönelik talepler de İtalyanlar’ı hoşnut etmeyecektir. Bununla birlikte Britanya, Musul’la ilgili sorunların, Türkiye’nin de istediği şekilde, doğrudan görüşmelerle karara bağlanmasından memnun olacaktır. Ama ekonomi ile ilgili konuları daha sonra tekrar görüşmek üzere anlaşma metninden çıkarmayı içeren Türk önerisi, Britanya için ciddi bir zorluk oluşturabilir.

Bu arada Londra’daki müttefikler, Lozan Konferansı’nın devamı olarak addedilecek yeni müzakerelerin kapsamına karar veriyor. Öyle görünüyor ki Konferans, Türkler’in önerdiği gibi İstanbul’da değil de, Lozan’da yapılacak.
Time-24 Mart 1923

FATİH AÇA
ntvmsnbc
Güncelleme: 17:24 TSİ 09 Kasım. 2010 Salı