Basketbolda Yıldızlarımız Avrupa Şampiyonu

Yıldız Erkek Basketbol Milli Takımı Avrupa şampiyonu... Letonya ve Litvanya'nın ev sahipliği yaptığı turnuvanın final maçında milliler Fransa ile karşılaştı. Ay yıldızlılar NTV Spor'dan canlı yayınlanan maçı 66-61 kazanarak şampiyon oldu.
Letonya ve Litvanya’nın ortaklaşa düzenlediği Avrupa Yıldız Erkekler Basketbol Şampiyonası’nın finalinde Türkiye ile Fransa karşı karşıya geldi.
Milliler, NTV Spor’dan canlı yayınlanan karşılaşmada rakibinden üstün bir oyun sergiledi ve maçı da 66-61 kazanarak tarihinde üçüncü kez yıldızlar kategorisinde Avrupa şampiyonu oldu.
İlk çeyreğe ay yıldızlılar çok hızlı başladı. Kolay sayılar bulan ay yıldızlılar farkı açmaya başladı. Ancak millilerin top kayıplarını iyi değerlendiren Fransa, hızlı hücumlardan bulduğu basketlerle aranın daha fazla açılmasına izin vermedi. Milliler, üstünlüğünü korumayı başardı ve ilk çeyreği de 19-16 önde bitirdi.
İkinci çeyreğe de etkili giren ay yıldızlılar oldu. Dış atışlardan bulduğu sayılarla arayı yeniden açmaya başlayan milliler, çeyreğin son 2.5 dakikasına 34-28 önde girdi. Son bölümde potasında üst üste sayılar gören ay yıldızlılar, son saniyede Dussoulier’in 3 sayılık basketine engel olamamasına rağmen soyunma odasına 37-33 önde gitti.
Karşılaşmanın ikinci devresine hücumda hızlı başlayan ay yıldızlılar, Fransa’nın kolay sayı bulmasına izin vermedi. Oyunun kontrolünü elinde tutan milliler, çeyreğin son 2 dakikasına girilirken skoru 51-41’e getirerek farkı çift hanelere taşıdı. Aranın kapanmasına izin vermeyen ay yıldızlılar, son çeyreğe de 10 sayılık avantajla başladı: 53-43.
Son çeyreğe dış atışlarda yüksek şut yüzdesiyle başlayan milliler, farkı 15 sayıya kadar çıkardı. Ay yıldızlılar hücumda zorlanınca Fransa 12-0’lık bir seri yakaladı ve son 2.5 dakikaya girilirken farkı 1 sayıya kadar indirdi. Ancak son bölümde toparlanan ay yıldızlılar, rakibinin öne geçmesine izin vermedi ve üstünlüğünü koruyarak sahadan 66-61 galip ayrıldı.
Millilerde Mehmet Alemdaroğlu 14 sayı, 11 ribaundla maçı tamamlarken, Egemen Güven 12 sayı, 6 ribaundla, Ediz Oktay da 10 sayı, 3 ribaund ve 3 asistle mücadele etti. Okben Ulubay turnuvanın en iyi oyuncusu seçilirken aynı zamanda  turnuvanın“en iyi 5”inde de yer aldı.
TÜRKİYE: 66 - FRANSA: 61
Salon: Vilnius
Türkiye: Ege 2, Berk 6, Ediz 10, Kadir, Tolga 2, Oğulcan 9, Mert 4, Oğuzhan 2, Ercan, Okben 5, Mehmet 14, Egemen 12
Fransa: Fedensieu 8, Ory 7, Dussoulier 11, Mana 2, Feli, Michel 3, Wallez 2, Cavaliere 10,Gombauld 1, Vanerot 11, Smock 6 
1. Periyot: 19-16
Devre: 37-33
3. Periyot: 53-43

İletişim kuramı ve ilişkiler - 1

Davranışlarımızı açıklarken iki farklı kategoriye başvururuz. Birincisi, 'derimizin altında" olan bitene atıfta bulunuruz: Duygularımız ve düşüncelerimiz başta gelir. Aptalızdır, akıllıyızdır, kıskanırız, hırslıyızdır, içe veya dışadönüğüzdür, özgüvenimiz vardır, ezik veya yetersiz hissederiz. İkincisi, davranışlarımızı içinde bulunduğumuz ilişkilerle açıklarız: Baba çocuğunu durmadan aşağıladığı için çocuk da isyankar ya da pısırık olur, gibi. İletişim kuramı, en genel tanımıyla, insan ilişkilerini, psikopatolojiyi (psikolojik sağlık sorunları), ve psikoterapiyi kişilerarası ilişkiler bağlamında ve iletişim biçimleri üzerinden inceleyen bir yaklaşımdır. İnsanı, içsel psişik deneyimleriyle değil, içinde bulunduğu sosyal ve kültürel alanlar ve ilişkisel bağlamlar içerisinde değerlendirmenin önemini vurgular. Bugün iletişim kuramı çerçevesinde ikili ilişkilerden bahsedeceğiz.
İlişkiyi Tanımlamak ve Kurallar
Her bir ilişkide, ilişkide olan bireyler karşılıklı olarak içinde bulunulan ilişkiyi tanımlarlar. İlişkide hoca veya arkadaşımdır. Hocaysam bir türlü, arkadaşsam başka türlü davranırım. Ayrıca dili ve davranışları kullanarak ilişkiye belli kurallar getiririz: Yani, ilişkide nelerin kabul olduğunu, nelerin kabul olmadığını belirleriz. Hocamla arkadaşım gibi ilişki kurmam. İlişkiler, kişiler arasında yaşanan süreçler aracılığıyla tanımlanan, değişen, ve yeniden tanımlanan, dinamik olgulardır. Paylaşılan her bir (sözel veya davranışsal) mesaj, ya var olan ilişki tanımını pekiştirir ya da ilişkinin yeniden tanımlanmasını gündeme getirir. Karşımdaki benden daha üstün olduğunu belirtecek şeyler söylüyorsa, ona itiraz ederek 'ilişkimizin eşit bir ilişki' olduğunu söylemiş olurum. İletişim, yalnızca bir mesajın içeriğinin iletilmesine dair bir süreç değildir; bundan çok daha karmaşıktır. Herhangi bir mesaja eşlik eden başka pek çok mesaj vardır. İçinde bulunulan bağlam, seçilen dil, ses tonu, beden dili, ve dışavurulan diğer mesajlar, iletişim sürecinin kapsadığı ve ilişkiyi belirleyen başlıca unsurlardır. İletişim sürecini, kapsadığı tüm öğelerle bir bütün olarak değerlendirmek gerekir; anlam, ancak sürecin bütününe dayanarak çıkarılabilir. Aynı anda var olan bu mesajlar bazen birbiriyle tutarlıdır, bazen ise değildir. Örneğin, "sana hayranım" gibi bir cümle, coşkuyla da, öfkeyle de, alaycılıkla da söylenebilir. Benzer şekilde, beden dili çok çeşitli olabilir ve cümlenin tüm anlamını değiştirebilir. Kişi, herhangi bir söylemde bulunduğunda, belli bir ses tonunu kullanmak ve belli bir beden pozisyonu almak durumundadır. Sessiz kalındığında bile, bir beden pozisyonu almak kaçınılmazdır, ki bu da, öyle ya da böyle, bir tepkidir. Bu sebeple, hiçbir ilişkide, iletişimde olmama halinden söz edilemez; sessiz kalmak dahil her tür seçim, bir mesaj içerir ve bu mesaj, içinde bulunulan bağlama ve diğer unsurlara göre bir anlam kazanır. Yani siz bana bir şey söylediğinizde, ben tavana bakıp bir şey söylemiyorsam, bu "seni takmıyorum" olarak yorumlanabilir. Bu bir ilişki ve iletişimdir.
İlişkide Güçlü Olmak
İletişim kuramına göre, bir ikili ilişkide, kişilerden birinin diğerine söylediği veya yaptığı bir şey, ilişkiyi tanımlamak, yani belli bir çerçevede ilişkiye yön vermeyi amaçlayan bir "manevra" olarak değerlendirilir. Bir manevrayı manevra kılan, söylenilen veya yapılanın kendisi kadar, nasıl söylendiği veya yapıldığıyla da ilgilidir. İlişkisel alanda bir manevrayla karşılaşan kişi için iki seçenek mevcuttur: önerilen ilişki tanımını kabul etmek, ya da karşı manevra yaparak başka bir ilişki tanımına yönelmek. Anlaşılacağı üzere, bu tanımlamayı belirleyenin kim olduğu, yani kontrolün kimde olduğu da her kişilerarası ilişkide süregelen bir meseledir. İletişim kuramı der ki; ilişkiyi tanımlamaktan da ilişki tanımını kontrol etmekten de kendini alıkoymak mümkün değildir. Kişiler arasındaki her bir mesaj, ilişkiyi belirlemektedir ve kontrolün diğer kişide olmasını talep etmek yalnızca bir paradoks doğurur; çünkü kişi, diğerinin kontrole geçmesini talep ederek ilişkiyi kontrol etmiş olur. Dolayısıyla, ilişkiyi tanımlamaktan kaçınmak, aslında daha genel bir seviyede ilişkiyi kontrol etmek anlamına gelir. "İlişkiyi tanımlamak" derken her daim bilinçli bir şekilde ilişkinin tartışılmasından söz etmediğimize dikkat çekmekte fayda var. İlişkinin tanımlanması, daha ziyade, kişilerin karşılıklı etkileşimleri sırasında ve sonucunda kendiliğinden gerçekleşen bir süreç; gayet sıradan zamanlarda ve durumlarda, oldukça gündelik konuşmalarla veya hareketlerle sürekli olarak tekrarlanır. İlişki tanımını "kontrol etmek" de yine ilişki tanımına dair bilinçli bir kontrolden çok, ilişkinin kendi istek ve ihtiyaçlarına hizmet edecek biçimde sürmesini sağlamaya yönelik ve pek çok kez farkında olmaksızın verilen bir çaba. Kimisi aşırı kontrolcü davranarak ilişkiyi kendi denetimi altına alabilir. Ancak farkında olunmasa da, kimisi de muhtaç davranarak kontrolü ele geçirir. Bir çocuğun ağlayarak istediğini elde etmesi gibi. Zayıf düşerek güçlü olmak, yani ilişkiye yön vermek buna denir. Demin söz ettiğimiz paradoksu anımsayın; kontrolü diğerine vererek kontrol etmekten söz ediyoruz. Bugün bir bakın bakalım; ne zamanlar zayıf görünerek, ya da alttan alarak ilişkiye yön vermeğe çalıştınız. Haftaya devam. Kaynak: Haley, J. (1972). Strategies of Psychotherapy. New York, NY: Grune Stratton.

Yurt Dışındaki Türk Bilim İnsanları Kurultayı Yapıldı

Yurt dışındaki Türk bilim insanlarının Türkiye Araştırma Alanı’nın güçlendirilmesine katkı sağlaması amacıyla ilk kez düzenlenen “Yurt Dışındaki Türk Bilim İnsanları Kurultayı” İstanbul The Marmara Otel’de gerçekleştirildi. Farklı araştırma alanlarından dünyanın önde gelen üniversite ve araştırma merkezlerinde görev yapan başarılı 100 Türk bilim insanını Türkiye’deki meslektaşları ve özel sektörle bir araya getiren kurultaya ilgi büyük oldu. Kurultayın açılış programına Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün, Bakan Yardımcısı Prof. Dr. Davut Kavranoğlu, TÜBİTAK Başkanı Prof. Dr. Yücel Altunbaşak, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Müsteşarı Prof. Dr. Ersan Aslan, TAEK Başkanı Zafer Alper, Türk Patent Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Habip Asan, çeşitli bakanlıklardan yetkililer, çok sayıda üniversitenin rektör ve rektör yardımcıları ile özel sektörden temsilciler katıldı.
Kurultayın açılışında konuşan Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün, kurultayda iki gün boyunca gerçekleşecek olan konferansların, kendilerinin bilim insanlarını, bilim insanlarının da birbirlerini daha iyi tanımaları açısından büyük bir fırsat olduğunu kaydetti. Gerçekleşecek panellerde, girişimcilik, yenilikçilik, teknoloji ve bilgi ekonomisi gibi konuları müzakere etme fırsatı bulacaklarını dile getiren Ergün, yine Türkiye’nin geldiği seviyeyi, daha fazla yükselmek için yapılması gerekenleri, gerçekleşecek olan muhtemel işbirlikleri gibi konuları da masaya yatıracaklarını kaydetti.
Beyin Göçünün Yerini ‘Beyin Gücü’ Aldı
Bakan Ergün, bilim ve teknolojinin, evde tek başına gelişecek bir şey olmadığına işaret ederek, vaktiyle Atina’da, Bağdat’ta, Roma’da, Endülüs’te, günümüzde ise ABD’de Silikon Vadisi’nde olduğu gibi bir kültür, bir ortam meselesi olduğunu anlattı. Daha çok soğuk savaş döneminin ve eski Türkiye’nin bir kavramı olan beyin göçü kavramını daha farklı ifade ettiklerini dile getiren Ergün, bugün yurt dışındaki bilim insanları veya öğrencileri, beyin göçü olarak değil, beyin gücü olarak gördüklerini söyledi.

Egoist Okur ve Gülenay Börekçi

Hürriyet Gazetesinin düzenlediği Bumerang ödüllerinde en iyi blog ödülünü alan Egoist Okur'un yaratıcısı gazeteci Gülenay Börekçi, arkadaşımız Sayım Çınar'ın sorularını yanıtladı; Egoist Okur, nasıl doğdu, içinde neler var, kimler katkıda bulunuyor, kaç kişi takip ediyor, Egoist Okur'la ilgili yeni planları neler?..
Edebiyat dedikodudan ibarettir ama bütün dedikodular da edebiyat değildir
Habertürk’ün hafta sonu eklerinde çalışan Gülenay Börekçi yi uzun yıllardır tanırım. Bu röportajı yapmak için aylardır peşinden koştuğumu da belirtmeliyim. Oğuz Atay’ın “Tutunamayanlar” polemiği patladığında, tartışmayı bir adım öteye götürmeye, Tutunamayanlar’ın dokunulmazlığını sorgulamaya ilk cesaret eden Gülenay Börekçi’nin  Egoist Okur adlı bir internet sitesi oldu. Bütün yıl başka bir sürü enteresan haber, röportaj, yazı okuduk Egoist Okur’da. Bahadır Baruter’in ülkesine sitem mektubunu, Altay Öktem’den 30 bin kitabın “tutuklanma” hikayesini, “ermiş” Paulo Coelho’nun satanist olarak geçirdiği yılları, Tolstoy’un büyük aşkı Prenses Elisabeth Obolenskaya’nın gazetede resmini gördüğü yakışıklı bir Türk’e âşık olarak ülkesini terk edişini, sonra da Reşat Nuri Güntekin’in kuzeni olan o Türk’le evlenmesini, Yıldız Savaşları’nın yönetmeni George Lucas’ın bir Halide Edib hayranı olduğunu hatta The Greedy Heart of Halide diye bir belgesel çektiğini, romancı Dave Eggers’ın ödüllü romanı Ne Nedir’i Datça’da tatilde yazdığını, Survivor gibi reality show’ların bir Türk psikologun 50 yıl önce ABD’de gerçekleştirdiği toplumsal deneyden ilham alarak yaratıldığını, bu yıl yaşanan sahte Nobel hadisesini ve daha neleri neleri…
Sonunda Egoist Okur adlı bu güzel, zengin ve ödüllü blogun yaratıcısı Gülenay Börekçi’yle konuşmaya karar verdim. Habertürk gazetesinin hafta sonu eklerinde çalışan, kitap ekini hazırlayan ve şimdilerde HT Cumartesi’de kitaplara dair Kâğıt Kokusu adlı köşeyi yazan Gülenay bize çok ilgi gören blogunu ve edebiyat dünyasını son zamanlarda olup bitenleri anlattı…
Gülenay, seni ilk olarak Hürriyet binasında, Amica ve Biba gibi dergileri çıkardığın yıllardaki sohbetlerimizde tanımıştım. Picus dergisiyle medyadaki en parlak edebiyat gazetecilerinden biri olarak çıktın karşımıza. Şimdi Habertürk’tesin. Şunu soracağım: Kitaplardan çok yazarlarının haber olmasına ne diyorsun? Son olarak Orhan Pamuk’un gizli aşk ilişkileri gündeme geldi…

Antik Kentler: Ariassos

Ariassos, Antalya’nın kuzeybatısında bulunan Taurus Dağlarındaki dar, taşlık bir vadide kurulmuştur. Ariassos’a ait bulunan en eski madeni para M.Ö. birinci yüzyıla aittir. Bir yüzünde Zeus’un başı bulunan bu paraların diğer yüzünde de kambur bir boğa görülür. Strabo, diğer kaynaklarda Areassos ve Ariassos olarak da geçen şehirden Aarossas olarak bahseder.

Yıkılmış birkaç Helenistik duvar dışında diğer tüm kalıntılar Roma ve Bizans dönemlerine aittir. En iyi korunmuş yapı, ortadaki kemeri daha yüksek ve geniş olan üç kemerli zafer takı şeklindeki şehir kapısıdır. Kemerler taş kaideler üzerinde yükselir.
Siteye, bu kapıdan geçilerek doğu-batı yönünde uzanan sütunlu caddeden geçerek girilir. Bu caddeye, Bizans döneminde ne için yapıldığı bilinmeyen ve dokusunu tamamen bozan bir çok yapı dikilmiştir. Bugün sadece birer taş yığınına dönüşmüş olduklarından diğer ana binaların özellikleri belirlenememiştir.

Vadinin güney ve kuzey uçları nekropol olarak kullanılmıştır. Burada bulunan cenazelere ait yapılar Pisidia özelliklerini taşır ve genellikle yüksek podyum üzerine yerleştirilmiş tonozlu yapılardan oluşur. Burada, kılıç ve kalkan motifleriyle süslenmiş kırılmış lahit bulunur. Sacrophaginin kapakları yuvarlak çatı biçimindedir.

Yalan Gerçeğin Utancıdır


Her halde en zor ulaşılan bilgi gerçektir. Gerçeği saklamak adına o kadar ustaca yalanlar söyleniyor ki zamanla gerçeğe bile kimse itibar etmemeye başlıyor. Gerçek öyle korkulan bir şey ki yalana insan kendinden başlıyor; İlk kendini kandırıyor, sonra aile, çevre, toplum derken yalan kurumsal bir hüviyete bürünüyor. Büyük, küçük özel, resmi kurum demeden her yerde yalan gerçeğin önüne bir set olarak çekiliyor. Özellikle herkesin her şeyi bilip te bilmediği durumlarda tam bir ahlaki çöküş yaşanıyor. Kananda, kandıran da bu duruma bilerek düşüyor. Amaç hep aynı gerçekten kaçış.
Bu kaçış mutsuzlukları, çözümsüzlükleri, çatışmaları beraberinde getirerek sorunları yıllarca sürecek karmaşık birer çileye dönüştürüyor. Anlamsız kavgalar, anlamsız çekişmeler, anlamsız savaşlar her alanda ilişkileri bitirerek, bireyleri, kurumları, milletleri birbirine düşman ediyor.
Hayattaki başarısızlıklarımızı başkalarına, kurumlara hiç olmadıysa kadere bağlayarak, kendi payımızı görmezden geliyoruz. Küçük çıkarlarımız, beklentilerimiz veya hatır gönül adına bizlere söylenen yalanlara göz yumarak karşımızdakilerin yıkımına, başarısızlıklarına, çatışmalarına çanak tutuyoruz.
Bu davranış biçimi ile kişisel yaşamlar, sportif kurumlar, siyasal yapılar, devletler v.d yaptıkları yanlışları, yapmadıkları yükümlülüklerinin olumsuzluklarını, başarısızlıklarını kendileri dışında her yerde ararken, muhatapları destekçileri, eşi, dostu her ne varsa el birliği ile bu çıkmaza yol alırlar.
Bundandır ki yaşadığımız hayattan mutsuzluğumuz, eşler arasındaki uyumsuzluk, ailelerin kopukluğu, takımlarımızın şike mi yaptı yoksa teşvik mi sorgusu, açlıktan ölen binlerce insan, savaşlarla boğuşan toplumlar, çözümsüz uluslar arası sorunlar, depremler, seller, sıcaklar, krizler, borç batakları, yolsuzluk çukurları her biri gerçeklerden kaçıldığının sanıldığı utançlarımız. Yüzümüze çarpan yalanlarımızın yansımaları. Yüz yıllardır değişmeyen insanlığın zayıf tarafı.
Gerçeklerden kaçanlar utançlarını yalanlar ile kamufle ederek başarısızlıklarına, hatalarına kılıflar uydururlar. Ama gerçek karşısında hiç bir kılıf utancın ışığını zamanın derinliklerinde söndüremiyor. Gerçeğin kendisi olmasa bile mutlaka sureti bir şekilde yansıyor zamanın sonsuzluğundan günümüze. Doğal bir felaket, toplumsal bir karmaşa, bir itiraf, bir pişmanlık, bir intikam, bir kaza, ya da başka bir yalan çıkarıyor gerçekleri gün ışığına sonunda.

Hepimiz büyümüyor muyuz “Kral Çıplak” masalı ile. Kral hiç giyinmiyor ki ömrü boyunca. Sadece maskeler çoğalıyor büyüdükçe. Ve utanıyor insan “Çıplak” görünce.

iyiturks

Türkiye Posterleri: Sultanahmet Camii








Tam 400 yıl önce I. Ahmet tarafından Mimar Sedefkar Mehmet Ağa'ya yaptırdığı muhteşem bir tarihi eser. İnşası 7 yıl süren, 20.000'i aşkın İznik çinisiyle bezeli, ülkemizin altı minareli ilk camiisi: Sultan Ahmet Camii, ya da Avrupalılar'ın tanımıyla Mavi Camii.







Türkiye Posterleri

İmkansızı başaran adam: Oscar Pistorius

Güney Afrikalı ampute atlet Oscar Pistorius, ülkesini Londra 2012’de temsil edecek olmanın mutluluğunu yaşıyor.
Çocukken kurulan hayallere çoğu insan ulaşamaz. Kimisi teğet geçer, kimiyse yaşamın ona getirdikleriyle bambaşka bir çizgide ilerler. Olimpiyatı isteyen Oscar Pistorius  için imkansız diye bir şey yok. Doğuştan iki fibula kemiği de olmayan küçük Oscar’ın dizinden aşağısına, 11 aylıkken protez takıldı. Ancak bu onun ‘atlet’ olma isteğini köreltmedi. O koşmak için yaratılmamıştı, fakat koşmak için dünyaya gelmişti! Pekin ve Atina’da Paralimpik’te yarışan atletin yeni bir hedefi vardı… Olimpiyatlar’da yer almak.
Verdiği hukuk mücadelesini kazanmayı başardı
Ancak karbon fiber yapay bacaklarının ona avantaj sağladığı düşüncesi iddialarını doğurmuştu. CAS’ta hukuk mücadelesi veren Oscar kazandı ve 2011 Dünya Atletizm Şampiyonası’nda yer aldı. Bu onu tarihin atletizm arenasındaki ilk amputesi yapacaktı. 400 ve 4x400’de yarıştı ülkesi adına. 400’de yarı final koştu ve elendi. 4x400’de finalde olmasa da elemerde koşarak ülkesinin gümüş madalya almasına katkı sağladı. Pistorius Olimpiyatlar’da koşma hayalini gerçekleştirme düşüyle kafasını yastığa koyuyordu artık. Hayalleri gerçek olacaktı bir yıl sonra…
Karbon fiber protez avantaj sağlıyor mu?
Uluslararası Atletizm Federasyonları Birliği’nin (IAAF) iddialarına göre karbon fiber protezler Pistorius’a diğer atletlere göre avantaj sağlıyordu. Bu nedenle ampute atlet 2008 Pekin Olimpiyatları’na katılamamıştı. Ancak yapılan araştırmalar sonucu protezin avantajdan ziyade dezavantaj olduğu ortaya çıktı. Protezle her adımı 2.7 metre olduğu için eleştirilen Pistorius, normal bir atletin kalçasından hareketi sağlamak için harcadığı enerjinin ortalama dört katını sarf ediyordu. Ardından CAS’a giden davayı Pistorius kazandı ve yarışma engeli ortadan kalktı.
Hayallerin gerçeğe dönüştüğü an

Sağlık Bakanlığı'nın Sağlıklı Yaşam Savaşı


Sağlık Bakanlığı Sağlıklı yaşam projesi kapsamında farklı konularda çalışmalar düzenlemekte, bunların bir kısmını etkili tanıtım destekleri ile birer kampanya haline getirmektedir. Bunları en dikkat çekicileri: Sigara ile mücadele, obezite ile mücadele, Sağlıklı Beslenme ve Fiziksel aktivitelerin artırılmasına yönelik olanları sayabiliriz.
Medyanın yoğun olarak kullanıldığı bu kampanyalar ile toplumun ciddi sağlık riskleri doğuran olumsuz alışkanlıklarından ve davranış biçimlerinden uzaklaşarak sağlıklı bireyler olmaları sağlanılmaya çalışılmaktadır. Hepsi ciddi riskler oluşturan bu olumsuzlukların gelecek nesilleri de etkileme potansiyellerinin yüksek olduğu düşünülürse bu projelerdeki başarının sağlıklı nesiller yetiştirme adına da ne kadar önemli olduğu anlaşılacaktır.
Basit birkaç değişiklik ile bile inanılmaz olumlu sonuçlar alarak  sağlıklı bir yaşam sürebiliriz. Bunun için risklerin ve çarelerinin farkında olmak değişime istekli olmak bu yolda çok önemli katkılar sağlayacaktır.
Sağlık Bakanlığının yürüttüğü bu kampanyaların faydalı olacağını düşünmekte olup, konu ile ilgili tüm kişi ve kuruluşlara teşekkür eder, başarılı sonuçlar almalarını dileriz. Mümkün olabilecek en üst düzeyde kişinin bu kampanyaların farkına varıp, hayatlarında sağlıklı sayfalar açmalarını temenni ederiz. 
iyiturks

NTV Yeşil Ekran: Doğanın Tekrarı Yok


Eleştiri oklarının ve komplo teorilerinin daimi hedefinde olan sektörlerden biri medyadır. Olumsuzluklarda, eksikliklerde, anlaşılmaz durumlardan ilk suçlananlardan olur. Ancak istenilen, önerilen, beklenilen çalışmalara imza attıklarında da yeterli desteği ve övgüyü alamazlar. İnsanlığın yaşam kaynağı olan doğanın ve gelecek yıllarda bu kaynağın sağlıklı ve sürdürülebilir akışını etkileyecek olan her türlü gelişme, olay, uygulamaların biz insanlara anlatılması ve desteğinin alınması konusunda medya üzerine inanılmaz bir sorumluluk ve pay düşmektedir.
Bu bilinçle olduğunu düşünerek NTV’nin beş yıldır uyguladığı yaz sezonunu çoğunlukla doğaya ve doğa ile ilgili yayınlara ayırma politikasının övgüye ve takdire şayan olduğunu düşünmekteyiz. Hem iç yayınları hem de dış kaynaklardan alınan yayınlarla izleyicilerinin dikkatini doğa üzerine çekmeye çalışmaktadırlar. Bunu yaparken de göstermelik bir yaklaşım değil ciddi bir yayın süresi, dikkat çekici tanıtımlar yaparak ve önemli bir kaynak ayırarak etkili ve izleyiciyi çekici yayınlar yapmaktadırlar.
Aşağıda NTV’nin Yeşil ekran tanıtımı paylaşırken, kendilerine teşekkür eder, başarılı bir sezon geçirmelerini temenni ederiz.  
iyiturks
Beşinci yılında çok daha güçlü ve etkili olarak başlayan NTV Yeşil Ekran, 'Doğanın tekrarı yok!' diyor.
Bilim adamları, artık küresel ısınmanın dünyanın en önemli sorunu olduğu konusunda hemfikir. Teknoloji ve sanayi insanın refahı adına ilerlerken, gezegen geri döndürülemez şekilde bozulmakta.
17 Ağustos'a kadar sürecek NTV Yeşil Ekran bu sezon, çarpıcı çevre öyküleri, dünya çapında belgeseller, bilim, çevre sorunları, doğal yaşam, tarih, gezi ve yemek konulu programların dışında, izleyicinin gündelik hayatına yansıyacak eğitici ve ilham verici bir yayın hazırladı.
Merak edilen, gündem oluşturan konuları mercek altına alan Yeşil Haberci, Yeşil Ekran boyunca hafta içi her gün Türkiye’nin çevre sorunu yaşayan bölgelerinden canlı bağlantılarla ekrana gelecek. Çözüm yollarını, yöre halkının düşüncelerini, izleyiciye aktaracak.
Bireysel bilinçlenme
Beslenme ve ulaşım… Ekolojik dengeye en büyük zararı veren bu iki unsur aynı zamanda insani ihtiyaçların başında geliyor. Peki, birey olarak ne yapabiliriz?
Her hafta ‘tadı damağında kalan lezzetleri izleyicileriyle tanıştıran Vedat Milor’un bu yaz konu başlığı ‘gıda güvenliği’.
Milor, Tadı Damağımda Yeşil Mönü’de cuma akşamları organik yemek yapan restoranları tanıtmanın yanında köy pazarlarını, doğal gıda üretim tesislerini ziyaret edecek, hem doğal hem lezzetli beslenmenin tüyolarını verecek.
Saffet Üçüncü, çevre dostu otomobilleri, tekneleri tanıtacak, hız severlere yeşil alternatifler sunacak. Perşembeleri yayınlanacak programının ismi Saffet’in Garajı.
İki tekerlek üstünde
En çevre dostu ulaşım aracı bisikleti merkeze alan İki Teker Bir Yer programında, mizah yazarı, karikatürist, komedyen ve bisiklet sporcusu Alpay Erdem, Türkiye’de bisiklet üzerinde seyahat edilebilecek farklı rotaları tanıtacak.
GQ genel yayın yönetmeni Mirgün Cabas, geçen sene olduğu gibi bu yaz da arkadaşları Fem Güçlütürk ve Serper Sesli’yle motosikletlere atlayıp dere tepe gezecek. Beğendiği yerleri, gördüklerini NTV ekranında paylaşacak.
Gerçekle kurgu arasında
Bu yıl Yeşil Ekran’da, iki farklı dizi-belgesel ekrana gelecek. Bu Türkiye televizyonlarında ilk kez denenen bir format.
Yeşilin her tonunun bir arada görülebildiği, Karadeniz’in meşhur vahşi doğasının hüküm sürdüğü Senoz Vadisi’nde çekilen Vadi, 18 Haziran Pazartesi başlıyor. Belgesel – dizide; günlük hayatları, sorunları ve yaşam mücadeleleriyle yer alanlar profesyonel oyuncular değil. Senoz Vadisi’nde yaşayanlar kendi hayatlarını canlandırıyorlar. HES’lerin gölgesinde yaşamın nasıl değiştiğine tanıklık edeceğimiz yapım yedi hafta süreyle ekrana gelecek.
Myra’nın peşinde
Diğer dizi-belgesel Tarih Avcıları. Demre’deki Myra ve Andreake antik kentlerindeki kazılar üzerine kurulu. Kazı başkanlığını Prof. Dr. Nevzat Çevik’in yürüttüğü, akademisyen, arkeolog, arkeoloji öğrencileri ve kazı işçilerin dahil olduğu projeyi, NTV ekibi, adeta projenin içine yerleşmiş bir göz gibi izleyerek, kazı ekibinin tüm aktivitelerini takip ediyor.
Birbirinden renkli yaşam öyküleri olan arkeologlar, arkeoloji öğrencileri, anbean NTV ekibi tarafından takip ediliyor. Günlük yaşam rutinlerindeki şakalaşmalar, hüzünler, sevinçler bir yanda, mesleklerine olan tutkuları bir yanda, her gün ortaya çıkarılıp tarihe yeni bir ışık yakan yeni buluntular diğer yanda…
Zorlu çalışma koşulları altındaki ekibi ve yaptıkları işi anlatan ‘Tarih Avcıları’, Türkiye’deki televizyonculuk anlayışına hem görsel kalite hem de içerik anlamında büyük yenilikler getirmeye hazırlanıyor.
Şehir, yaşam, bilim ve felsefe
NTV, çevre ve doğa bilincini artırmayı, farkındalık yaratmayı amaçladığı Yeşil Ekran’da, izleyicisinin kültür dünyasını zenginleştirmeyi de ihmal etmiyor.
Reklamcı, pazarlama iletişimi uzmanı ve akademisyen Levent Erden, İstanbul’un sırlarını deşifre etmek için şehri sokak sokak gezecek, eski binaların, sokakların, oralarda yaşamış insanların hikayelerini anlatacak.İstanbul Kafası, Salı akşamları ekrana gelecek.
Deniz ekoloğu ve akademisyen Sargun Ali Tont ile felsefeci Ömer Naci Soykan genetikten deniz biyolojisine, felsefeden yeni keşiflere bilimin her alanında sohbet edecek.
Ve belgeseller
NTV Yeşil Ekran, ‘Yeşil Belgesel’ adı altında gezegeni bambaşka bir bakış açısıyla anlatan BBC yapımlarına yer veriyor.
Kuş Bakışı Dünya, gezegeni bambaşka bir açıdan görme imkanı sunuyor. Her bölümde bir kıtayı, kuşların dramatik göç hikayeleriyle birlikte keşfe çıkıyor. Belgesel serisi izleyiciyi gezegenin en inanılmaz coğrafyaları üzerinde dolaştırırken bir kuş gibi uçabilmenin nasıl bir his olduğuyla da tanıştırıyor.
Dünya üzerindeki birçok bölgede yaşamın devamlılığı ve gelişimi hala gizemini korurken, yeni keşifler türler arasında inanılmaz bağlantılar, tuhaf davranış stratejileri ve karmaşık mekanizmalar olduğunu kanıtlıyor. Örneğin Brezilya’da yetişen bir ceviz türü var olmak için sivri dişli kemirgenlere muhtaç. Ya da Doğu Afrika otlaklarının geleceği fillere bağlı. How Nature Works (Dünya Nasıl Çalışır), karmaşık yaşam alanlarının sırrını gözler önüne seriyor.
Doğanın garip oyunları

Fizik tarihinde yeni bir sayfa: Tanrı parçacığını görebiliyoruz


CERN’ DE yıllardır sürdürülen deneylerde büyük bir merhale aşıldı. Dün yapılan açıklamada, deneylerde yeni bulunan bir parçacığın, Higgs Bozonu olduğunun neredeyse kesinleştiği belirtildi. Araştırmalar daha yıllarca sürecek; ama bu buluş, insanoğlunun kütle ve dünyanın oluşumunu anlamasına ışık tutacak nitelikte.
Merkezi İsviçre’nin Cenevre kentinde bulunan Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi (CERN), atom altı parçacık olduğuna inanılan bir buluşa imza attı. CERN’ ÜN 2008 yılında başlattığı ATLAS deneyinin devamı niteliğindeki yeni çalışmalarda, varlığı 1960’lı yıllarda Profesör Peter Higgs tarafından iddia edilen ve bu nedenle de “Higgs Bozonu” diye anılan atom altı parçacığının elde edilmiş olabileceği duyuruldu.
Doğada dönüm noktası
Dünyanın en büyük atom parçalayıcısı olarak bilinen 10 milyar dolar değerindeki Büyük Hadron Çarpıştırıcısı sayesinde ulaşılan muhtemel Higgs Bozonu’nu dünyaya CERN’ün genel direktörü Rolf Heuer açıkladı. Heuer, “Doğayı anlama sürecimizde bir dönüm noktasına ulaştık. Higgs Bozonu teorisine uygun bir parçacığa ulaşılması, daha ayrıntılı çalışmaların yapılması yolunu açıyor” diye konuştu.
Fizikteki “Standart Model”in en büyük boşluğu olarak bilinen Higgs Bozonu’nun varlığının kesin olarak kanıtlanması durumunda, ilk kez “kütlesiz bir parçacık” gözlemlenmiş olacak. İşte tam da bu nedenle Higgs Bozonu yer yer, “Tanrı parçacığı” olarak da anılıyor.
Kütlesiz parçacık
Bulunduğu dün açıklanan parçacığın “belirgin izleri”, 126 giga elektronvolt (GeV) kütle bölgesinde 5 sigma seviyesinde gözlemlendi. Profesör Higgs’in teorisine göre Higgs Bozonu, diğer parçacıklara kütle sağlayan kütlesiz bir parçacık.
İsim babası Higgs: Şampanyamı hazırlayın
HIGGS Bozonu’na adını veren Profesör Peter Higgs, dünkü açıklamanın ardından havalara uçtu. Açıklamadan sonra sıcağı sıcağına duygularını paylaşan Higgs, “CERN’deki bilim insanlarını bugünkü sonuç nedeniyle kutlamak gerekir. Bu, Büyük Hadron Çarpıştırıcısı ve benzeri diğer deneyler için büyük bir başarı. Bu sonuçlara bu kadar hızla ulaşılması da hayret verici. Bunun ben yaşarken gerçekleşeceğini hiç beklemiyordum, aileme şampanyayı buzdolabına koymalarını söyleyeceğim” dedi.
Sorularla Higgs Bozonu
İsmet BERKAN hazırladı
1-Higgs Bozonu nedir?
Evrenin başlangıcı kabul edilen Büyük Patlama’nın hemen saniyenin milyonda biri kadar ertesinde ilk parçacıklar da etrafa saçıldı. Bu parçacıklar saf enerjiydi, bir kütleleri yoktu. Onlara kütle kazandıran mekanizmanın Higgs Bozonu olduğu 1964 yılında ortaya atıldı. Dün yapılan açıklamayla da bu 48 yıllık teori deneysel olarak da kanıtlanmış oldu.
2-Kütleyi nasıl kazandırıyor?
Parçacık Higgs Alanı’ndan geçerken alanla etkileşime giriyor, alan o anda ortadan kayboluyor, parçacık ise kütle kazanıyor. Bu kütle sayesinde atomlar oluşuyor ve nihayetinde biz oluşuyoruz.
3-Higgs’in önemi ne?
Parçacıklara kütle kazandırması dışında Higgs’in esas büyük önemi, ilk atomların oluşumunu açıklayan elimizdeki en geçerli teori olan Standart Model’in bel kemiğini oluşturması. Devasa yapboz içinde matematik öyle gerektirdiği için olması gereken ama dün sabaha kadar da varlığı kanıtlanmamış olan ana parçalardan biriydi Higgs.
4-Higgs olmasa ne olacaktı?
Evrenin başlangıç koşullarında bir ‘süper simetri’ olduğuna inanılıyor. Bu simetri bir biçimde ve Higgs’in de katkısıyla bozuldu, o sayede evren ve bizler var olabildik. Higgs Bozonu olmasaydı, o zaman bizim evrendeki varlığımızı açıklayacak, parçacıkların neden ve nasıl kütle sahibi olduğuna herkesi ikna edip kanıtlanabilecek yep yeni bir teoriye ihtiyacımız olacaktı.
5-Higgs’i nasıl gördüler?
Higgs görülemez. Bir parçacıkla etkileşime girdiği anda yok oluyor Higgs. CERN’ deki bilim insanları onu yok olduktan sonra ortaya çıkan etkilerden hareketle saptayabiliyorlar ancak.
6-Peki şimdi ne olacak?
İnsanlığa ne sağlayacağını bugünden bilemeyiz. Lazer teknolojisi kuantum fiziğinin sonuçlarından biri. Ama bu teknoloji bize önce müzik CD’lerini ve DVD’leri verdi, ardından da devasa bilgi depolama disklerini.

Atletizm Milli Takımı Ana Sponsoru Turkcell’den tarihi zafere ödül


Ödül töreninde konuşan Turkcell Genel Müdür Yardımcısı Koray Öztürkler şunları söyledi:
“Türk atletizmi her geçen gün gelişiyor, dünyada adından söz ettiriyor. Avrupa Şampiyonası’nda alınan tarihi başarıyla buna bir kez daha tanık olduk. Olimpiyatlar öncesi gelen bu tarihi başarı hem bizleri gururlandırdı hem de Londra 2012 için umutlandırdı. Ülkemizi en iyi şekilde temsil ederek bayrağımızı Avrupa’da dalgalandıran sporcularımızın her birini tebrik ediyorum.  Türk atletizminin gelişimi ve bu büyük başarının mimarı federasyon başkanımız Sayın Terzi’yi de ayrıca kutluyorum. Bize bu gururu yaşatan sporcularımıza ne kadar teşekkür etsek az. Biz Turkcell adına Türkiye Atletizm Federasyonu’na başarılarından dolayı Turkcell adına 100 bin liralık bir prim veriyoruz. Turkcell’in atletizme desteğinin artarak devam edeceğini vurguluyor ve millilerimize Olimpiyat Oyunları’nda başarılar diliyorum. “Londra’da madalya getiren sporcumuzu ödülsüz bırakmayız”
Mehmet Terzi: Türk atletizmi dünyada kendine yer edindi
Türkiye Atletizm Federasyonu Başkanı Mehmet Terzi de,  “Avrupa Şampiyonası’nda bizi gururlandıran atletlerimize bu vesile ile ben de bir kez daha teşekkür ediyorum. Türk atletizmi dünyada artık kendini ispatlamıştır.  Bu seviyeye gelene kadar istikrarlı ve özverili bir şekilde çalışmanın karşılığını aldığımızdan dolayı mutluyuz. Bu çocuklar, Olimpiyatlarda da yüzümüzü güldürecek neticeler alacak. Ana sponsorumuz Turkcell’e desteği için bir kez daha şükranlarımı sunuyor, atletlerimize bundan sonraki organizasyonlarda da başarılar diliyorum” dedi.
Atletizmin en büyük destekçisi Turkcell
·         Turkcell, takım sporlarının yanı sıra Geleceğe Koşanlar Projesi kapsamında bireysel sporlara ve uluslararası şampiyona organizasyonlarına destek veriyor.
·         En temel branş olan Atletizm de Turkcell’in en önem verdiği spor dallarından biri
·         Atletizm Federasyonu ile oluşuturulan işbirliği kapsamında Turkcell;
·         Atletizm Milli Takımı’nın ana sponsoru oldu.
·         Türkiye’nin en büyük ulusal atletizm organizasyonlarına ismini verdi.
·         Türkiye Salon Atletizm Şampiyonası, İstanbul Ataköy Atletizm Salonu’nda ilk defa Turkcell’in desteğiyle düzenlendi.
Dünya Salon Atletizm Şampiyonası’nda da ulusal partner olarak millilerimizin yanındaydı.
Avrupa Atletizm Şampiyonası ile ilgili
Sporcularımız rekor katılımla (41 sporcu) gittiği Helsinki’deki Avrupa Atletizm Şampiyonası’nda turnuva tarihinin en başarılı sonucunu elde ederek döndü.
4 altın, 2 gümüş, 1 bronz toplam 7 madalya, takım halinde 5’inci olduk.
Bundan önceki en önemli başarı ise Barcelona’da yapılan şampiyonada elde edilen 3 altın, 1 bronz madalyaydı.
Madalya kazanan sporcularımız:
Altın
Aslı Çakır Alptekin: 1500 metre
Nevin Yanıt: 100 metre engelli
Gülcan Mıngır: 3 bin metre engelli
Polat Kemboi Arıkan: 10 bin metre

Gümüş
Gamze Bulut: 1500 metre
Tarık Langat Akdağ: 3 bin metre engel

Bronz
Polat Kemboi Arıkan: 5 bin metre

Türk spor tarihinde bir ilk!


Dünya sıralamasında ilk 16'ya kalma başarısı gösteren 4x400 M bayanlar Atletizm Milli takımı Olimpiyatlarda Türkiye'yi temsil edecek.
Bugün açıklanan karar hakkında bilgi veren Atletizm Federasyonu Başkanı Mehmet Terzi, "Güzel haber bugün geldi. Dünya sıralamasında ilk 16'ya kalma başarısı gösteren 4x400 M bayanlar Atletizm Milli takımı Olimpiyatlarda Türkiye'yi temsil edecek. 2012 Londra Olimpiyatları'na katılacak atlet sayımız 32'ye çıkmış oldu. Bu ciddi bir rakam ve tüm sporcularımıza başarılar diliyoruz" diye konuştu.